İnsanı hayata bağlayan en önemli duygulardan biri de güven duygusudur. Bu duygu sayesinde ‘sevgi-saygı‘ olur. Başarı ve mutluluk bu duygu sayesinde elde edilir. Sağlıklı bir yuvanın kurulması ve eşlerin birbirlerine bağlanmaları bu duygu sayesinde gerçekleşir.
Toplumda her ne kadar yozlaşmalar ve kırılmalar da olsa insanlar birbirlerine güvenmeden yaşayamaz. Günümüzde ‘güven duygusu‘ ne kadar erozyona uğramış olsa bile, insan fıtratı gereği başta kendine ve beraberindekilere güvenmek zorundadır.
Yolculuk yapmak istiyorsunuz. Otobüse bindiniz, şoförü tanımıyorsunuz, otobüsün içindeki kişiler hakkında bilginiz yok, yanınızda oturan yolcunun kim olduğunu bilmiyorsunuz. Kısacası otobüsün içindeki yolcuların amaçlarını ve niyetlerini bilmiyorsunuz. Buna rağmen onlarla birlikte yolculuk yapıyorsunuz. Ne olursa olsun başta şoföre ve yolculara güvenmek zorundasınız. Hayat da uzun bir otobüs yolculuğuna benzer. Tanıdığınız veya tanımadığınız insanlarla hayat yolculuğunuzu yapmak zorundasınız. Otobüste aynı koltukta oturan iki yabancı gibi, eşler de birbirlerini tanımadan beraber hayat yolculuğuna çıkarlar. Önce birbirlerine yakınlık duyarlar, daha sonra severler, ortak paydalarda anlaşırlar ve birbirlerine saygı duyarlar. Her ne kadar olumlu ve olumsuz olaylar yaşansa bile birbirlerine güvenmeye mecburdurlar.
Herkese güvenmeli mi?
Güven duygusunun bir ihtiyaç olduğunu izah etmeye çalıştık. Kişi önce kendisine ve yakınlarına güvenmeli. Olumsuz olaylar karşısında dahi beraber olduğu insanlara güvenmek zorunda. Ancak yanındaki insanların olumsuzluklarına karşı tedbir almalı. Makul şartlar içerisinde, olumsuzlukları olumlu yöne çevirebilmenin gayreti içinde olmalıdır.
Aynı çatı altında, aynı ortamı paylaşan insanlar birbirlerine güvenmezlerse bir arada yaşamaları imkânsızlaşır. Özellikle eşlerin birbirlerine olan güvenleri bittiğinde evlilikleri de biter. Bu mecburiyet yakınınızda bulunan kişiler için geçerli, uzağınızda olan insanlar için aynı durum söz konusu değildir.
Yalancılığın, sahtekârlığın, çıkarcılığın, ikiyüzlülüğün yaygın olduğu bir dünyada, başkalarına körü körüne güvenmeye neden ihtiyaç olsun? "Güven duygusu" insanın içinde saklı bir hazine gibidir. Aklını, iradesini kullanan bu hazineyi keşfeder. Güvensiz insanların çoğunlukta olduğu bir dünyada yaşıyoruz. Güvensiz insanlar çoğunlukta olsa bile bunların arasında güvenilir insanı bulup seçmek insanın elindedir.
Bu bağlamda herkes bilinçlenmeli, ‘doğru ile yanlışı‘ keşfetmeli. Aklını kullanabilen güvenilir insanı bulur. Aklını kullanamayan, güvensizlerin arasında aldanmaya mahkûm olur.
En çok neye güvenmeliyiz?
İnsanın en çok güvenip bağlanacağı, Yüce Yaratanı‘dır. Bunun için de bol bol dua etmeli. Dua insanın en büyük silâhıdır. Dua sayesinde insan kendini güvende hisseder, hayata olumlu ve güzel bakar.
Dindar psikologlar "İnsanın kendini en rahat ve güvencede hissettikleri an, dua anıdır" tespitini yapıyorlar. Stresli durumlarda, insanın Allah‘a sığınması, gönlünü ona açması büyük bir rahatlık ve güven kaynağıdır.
Bu nedenle herkesin duaya ihtiyacı vardır. Çünkü dua, sonsuz bir enerji kaynağıdır. Bu enerji sayesinde insan kendini yenileyebilmekte ve huzura kavuşmaktadır. İnsanı hayata bağlayan da bu umuttur. Kur‘an-ı Kerim‘de Yüce Rabbimiz "Bana dua edin, size cevap vereyim. Duanızı kabul edeyim [23/60]" buyuruyor.
Duanın insana sağladığı bu psikolojik rahatlama beraberinde fiziksel rahatlamayı da getireceği için herkes bol bol dua etmeli ve Yaradanı‘yla iletişim kurmayı denemelidir.
Eşler arasında güven olması için yapılacaklar
*Eşler arasında ‘güven‘ olması için önce ‘sevgi ve saygı‘ olmalı. Eşinize ne kadar güvenirseniz, eşiniz de size o kadar güvenir. Davranışlarınız ve konuşmalarınızda eşinize güvendiğinizi hissettirin. Muhalif değil, müttefik bir tutum sergileyin.
*Eşler arasında dozunda kıskançlık olur. Bunu aşırıya götürerek sadakatinizi zedelemeyin.
*Güven duygusunun olmadığı ailelerde huzurun ve düzenin olmayacağını bilin. Güveni sağlamanın en etkili yolunun, iletişim olduğunu hiçbir zaman unutmayın.
*Aile hayatında her şeyin ‘neden‘ini ve ‘niçin‘ini araştırmayın? Bazı olayları kendi haline bırakın. Başkalarının sözlerine kanarak hareket etmeyin. Usulüne uygun olarak bizzat sorunu kaynağından öğrenin.
*Kendiniz için önemli olan özel konuları eşiniz ve çocuklarınızla paylaşın. Ailedeki fertlerin farklı görüşlerine saygı duyun ve değer verin. Ailede fiziksel ve ruhsal baskının olması güveni zedeleyeceğinden eşler birbirlerine karşı tahammüllü olmalı.
*Olumsuz olayları usulüne göre tartışın ama olumlu olaylar karşısında da birbirinizi takdir edin.
*Zor zamanlarda birbirinize moral vererek destekleyin.
*Özel sırlarınızı yakınlarınıza bile söylemeyerek güveninizi zedelemeyin.
* İmkânlarınızla yetinerek halinize şükredin ve mutlu olmaya çalışın.
Güvensizliğin oluşturduğu bunalım
Güvensizliğin oluşturduğu tedirginlik insanı bunalıma sürükler. Bunun kaynağına indiğimizde aile ortamındaki yetişme kültürüyle ilgili olduğu görülür. Eğer ailede korku ve baskı hâkimse bu durum çocuğa yansır. Bu kültürle yetişen çocuk ömür boyu bunun kompleksiyle yaşar. Güven duygusu olmayan bir aile düşünün. Anne-baba, çocuklar birbirlerine güvenmiyorlar. Aynı çatı altında olmalarına rağmen kimse niyetini, yapacaklarını, çeşitli endişelerle birbirlerine açıkça söylemiyor. Böyle bir aile ortamında ailenin hangi ferdi düşüncesini, sevincini, acısını paylaşır? Böyle bir aile ortamında güven, paylaşma, muhabbet, yardımlaşma, içtenlik olur mu? Herkes birbirine endişe ve korkuyla bakar. İçten içe kin ve nefret duygularıyla bir aile ne kadar varlığını sürdürebilir?