Sürekli eski defterleri karıştırmak, birtakım söylentilere dayanarak polemiği bol meselelere girmek ne kazandıracak bize? Hiçbir yere varmayacağı belli olan, ancak bolca kısır tartışma ve bolca gerginlik üretecek konuları gündeme getirmekle ne kazanacağız? Hangi sorunumuza çare olacak bu kör döğüşü? Hiçbir temeli olmayan iddialarla yine kitlemizin “saflarını sıklaştıracağız” da, bu memleketin bu kadar toplumsal gerginliğe harcayacak enerjisi kaldı mı acaba?
Madem bu kadar vakti, bu kadar enerjisi var bu ülkenin, mesela ekonomik sıkıntılara harcayalım o zaman. Esnafın, işadamının “piyasalar kötü”, “işler kesat” serzenişlerine kulak verelim, işçinin, memurun, ücretli çalışanların, asgari ücretlinin “geçinememe” meselesini kendimize dert edelim. Krediler ve kredi kartları olmasa, yani borcu borçla çeviremese, geçinemeyecek olan milyonların derdi, polemik üretmekten başka işe yaramayan meselelerden daha önemli değil mi yoksa?
Bu tüketime, borçlanmaya ve inşaata dayalı tuhaf büyüme manzarasını sorgulayalım. Bunun kalıcı ve sürdürülebilir bir manzara arz etmediği meydanda değil mi? Böylesi bir büyümenin uzun vadede daha fazla borçlanmaya neden olduğu görülmüyor mu? “Borçlan, borcu ödemek için borçlan, faizini ödemek için borçlan” gibi bir garabetle nereye kadar büyüyebiliriz? İnşaat yaparak büyümeyi daha ne kadar sürdürebiliriz?
Bir yandan vatandaşa “tasarruf et” deyip, öte yandan kredi kartı düzenlemeleriyle daha fazla borçlanmasının önünü açıyoruz. Tabir-i caizse, “el parasıyla” büyüme stratejimiz kime yaramaktadır diye düşündük mü? Bu tablo en çok faizciyi, rantiyeyi memnun etmektedir. Bu bile başlı başına bir sorun değil mi? Polemik üreten meseleler kadar önemi yok mu bunun?
Toplumun genelini rahatsız eden adaletsizliklere yoğunlaşalım. Gelir adaletsizliğini nasıl düzeltiriz diye düşünelim. Toplumun geneline yayılmayan gelirin, kaymak tabakayı, rantiyeyi, faizciyi abad ettiğini hatırlamak gerek. Milyonlarca insanın gelirinin misal yüzbin kişininkine eşdeğer olmasından büyük bir zulüm olabilir mi? Bu adaletsizlik üreten ekonomik sisteme alternatif bir sisteme kafa yoralım. Madem vaktimiz ve enerjimiz var!
Eğitime harcayalım mesela enerjimizi, “insan yetiştirmeyi becerememe” sorunumuzu halletmek için kafa yoralım. Bugün, İstanbul’un güya “pilot okul” olarak nitelenen okullarında bile okullar dökülüyor, temizlik, hijyen vs resmen hak getire! Bir okulu, dünyadaki en ala örneklerinin benzeri gibi bile fiziki anlamda dört dörtlük yapamayışımıza, oranın bakım, temizlik vs gibi hizmetlerini bile adamakıllı sağlayamayışımıza odaklanalım.
“Eğitim şart” ifadesini dilimizden düşürmüyoruz ama bir türlü “eğitemiyoruz” mesela. Küçücük Finlandiya’nın neden eğitim konusunda dünya çapında bir şöhreti var, bunu tartışalım. Eski defterleri açıp, polemik üretene kadar bu ülkenin çocuklarını nasıl gerçekten donanımlı, bilgili ve aynı zamanda da muhakemesini kullanabilen kişilere dönüştüreceğimizin mücadelesini verelim. Neden polemiklere, kısır tartışmalara kilitlenip kalıyoruz? Konuşacak, tartışacak onlarca başlık yok sanki bu ülkede!
En önemlisi de, bu ülke insanının arasını yapalım. Farklı toplumsal kesimleri çeşitli vesilelerle yeni yeni kompartımanlara ayırana kadar aynı çatının, aynı ortak paydanın etrafına toparlayalım. “Birbirimizin kurdu” olmaktan vazgeçelim artık, dağlar kadar sorunumuz var zaten.
Eski defterleri açmakla çözülen bir tek mesele var mıdır acaba?