Hikâye o ki, “Sivil itaatsizlik” kavramı ile anılan ve bu isimle kitabı olan Henry David Thoreau, Amerika’nın Meksika’ya karşı yürüttüğü emperyalist savaşa karşı -ki Amerika’nın yaptığı her savaş emperyalisttir- Amerika’ya vergi ödemeyi reddettiği için bir gece hapiste yatar. Thoreau göre bu savaş sadece köleliği geliştirmek içindir. Ve Thoreau’nun düşüncesi “ödediği dolar bir adam öldürmek üzere, başka bir adam veya tüfek satın almaya yaramasın” şeklindedir. Hikâye dediğimize de bakmayın yaşanmış olaydır. Thoreau’nun yaşadığı bu olay daha sonra Gandhi’ye ilham olacak “Sivil İtaatsizlik” makalesini kaleme almasına sebep olmuştur.
Thoreau’nun hapiste yattığı o gece arkadaşını ziyarete gelen Ralph Waldo Emerson ile arasında şöyle bir diyalog geçtiği rivayet olunur ve anlatılır:
“-Henry, neden buradasın?
-Waldo, sen neden burada değilsin?”
İsmet Özel bu hikâyeyi kendi hayat hikâyesini anlattığı “Waldo Sen Neden Burada Değilsin?” kitabında yer verir.
Müslümanlar olarak modern çağlarda yaşadığımızı resmeden bir diyalogdur. Ömrümüzün uzunca bir bölümü dünyada, “-Waldo, sen neden burada değilsin?” repliği ile geçti. Hele de Milli Görüşçüler olarak yaşadıklarımız, “Hâlâ mı Erbakan’ın peşindesiniz? Hâlâ mı Saadet’tesiniz? Hâlâ ‘Yeni Bir Dünya’ diyorsunuz?” soruları ile muhatap ola ola bugüne geldik. Biz de her defasında, “Dostum, sen niye burada değilsin?” şeklinde geçti.
…
2003 yılının başındayız. Amerika’nın Irak işgaline dair ülkenin birçok yerinde “Savaşa Hayır” mitingleri yapılıyor. AKP’nin iktidar olduğu ilk aylar. Yaşadığımız şehirde düzenlenen “Savaşa Hayır” mitingine doğru şehrin merkezinden miting alanına doğru yol alıyoruz. Çarşı Camii mevkiinde imam hatipten hocalarımız ve arkadaşlarımızı görünce umutlanarak, “Siz de mi mitinge geliyorsunuz?” diye heyecanla soruyoruz. Tabi elimiz boş dönüyoruz. İmam hatipler arası Kur’an’ı/ezanı güzel okuma yarışması varmış, onun için merkezdelermiş. Yine bir umut programdan sonra katılırlar diyerek davetimizi yapıp yanlarından ayrılıyoruz. Onlar “Savaşa Hayır” mitingine gelmediler. Hiçbir zamanda o kişileri hakkı ve adaleti savunurken görmedim, oysa 2002-2003 öncesi en fazla adalet, hak, hukuk bu kişilerin dilindeydi. Güzel okunan ezanlar eşliğinde Irak’ta, Bush’un “19. Haçlı Seferi’dir” dediği işgale 20 Mart 2003’te başladı.
Erbakan Hoca’mız yani şimdilerde kemiklerinden bir sahiplenme yoluna gittikleri ümmetin lideri Erbakan Hoca’mız Irak’ın işgali ile ortak olunacak günahın vebalini yedi ceddinizin alnı secdeden kalkmasa ödeyemezsiniz diye adeta yırtınmıştı. Sonuç imam hatiplilerin güzel Kur’an okuma yarışmaları bir festival havasında kutlanırken, ülkemizdeki AKP iktidarının desteği ile bir ülke yerle bir edildi.
Hafızası kuvvetli olanlar hatırlarlar, Ebu Gureyb Cezaevi’nde yaşananları yazan Fatma Bacı’nın mektubunu. Nasıl işkencelerden geçtiklerini, nasıl talan edildiklerini anlattığı mektubu. “Biz kız kardeşlerinizin ve yarın yüce Allah'ın huzurunda hesaba çekileceksiniz” diye seslendiği. Bu Fatma Bacı’nın “Waldo, sen neden burada değilsin?” deme şekliydi. Sesleri ve ahları Allah’ın katına ulaştı. Birtakım Müslümanların da iş birlikçiliği deftere kaydedildi. Dünyada bazı davalar zaman aşımına uğrar ama Allah katında hiçbir dava zaman aşımına uğramayacaktır.
Filistin davasına canını vermiş Şeyh Ahmet Yasin’in, “Allah'ım! Ümmetin suskunluğunu sana şikâyet ediyorum! Allah'ım! Akıtılan kanlar, dokunulan ırzlar, çiğnenen hürmetler, yetim bırakılan çocuklar, oğlunu yitirmiş anneler, dul kalmış kadınlar, yıkılmış evler ve ifsad edilmiş ekinler aşkına sana şikâyette bulunuyorum, sana şikâyette bulunuyorum! Gücümüz dağıldı... Birliğimiz bozuldu... Yollarımız ayrıldı… Halkımızın zaafını ve ümmetimizin bize yardım edip, düşmanı yenmedeki aczini sana şikâyet ediyoruz!” Şehit Şeyh Yasin’in “Waldo, sen neden burada değilsin?” demesi de böyle tarihi kayıtlara geçti.
Hak ve hakikatin peşine düşen bir avuç insan hep olmasını bekledikleri arkadaşlarının, dostlarının olması gerektiği yerde olmamasına şahit olarak ömrünü tamamladı. Ümmet için durum öyle bir noktada ki, artık dostları haksız bir şekilde hapse düşmüş dostlarını da ziyarete de gidemiyorlar. İhale peşinde koşmaktan, kamuya kendi adamlarını atamaktan, tatillerini beş yıldızlı İslamî(!) otellerde geçirmekten…
Oysa bir Müslüman bırak kendi fiilleri ile başka Müslümanların zarar görmesine sebebiyet vermeyi; her Müslüman -zulmü kim yaparsa yapsın- Müslüman kardeşlerini zalimlerden korumakla mükellef.
Müslüman’ın yeryüzünde vazifesi doğrudan, iyiden, güzelden, faydalıdan ve adaletten yana olmasıdır. İnsanı eşrefi mahlûkat kılan Rabbim insan olma şerefini korumak için yeryüzünde yarattıktan sonra başıboş bırakmamış “adil” sıfatının gereği de imtihana tabi tutuyor. İslam’ın korumak üzere gönderdiği beş maddeyi hayata geçirmek tüm Müslümanların ve liderlerinin vazifesidir. İnsanın canını korumak, aklını korumak, namusunu korumak, inancını korumak ve malını korumak!
Biz Milli Görüşçü Saadet Partililer olarak “hakkı savunma” tarafında ezanı güzel okumayı dert edinmiş kardeşlerimizi hâlâ bekliyoruz.