Bir insanla hayatı paylaşmak sanattır. Evlilik kadar iki
insanın birbiriyle yoğun olarak birlikte olduğu ender durumlar vardır. İki
insanın birbirini seçerek birlikte yaşamaları aynı zamanda bir sınanmadır.
Sınanma insanlığın yazgısında vardır.
Fıtrata kodlanmış olan Adem le Havva nın yaratılışı eşler
için büyük hikmetler içerir. Adem Peygamberden sonra yaratılan ikinci insanın
kim olduğu önemlidir. Bu minvalde bir anlam çıkarabiliriz. Bir evlat, kardeş ya
da arkadaş değil karşı cinsten eştir seçilen.
Adem ile Havva nın yasak meyveden sonra yeryüzüne
düşürülme leri ortak kaderin ilk sahnesiydi. Adem Havva ya birbiri için bir
çok şeyi paylaşacakları bir hayat verilmişti. Kıyamete kadar insanın yazgısında, karşı cinsten biriyle hayatın
paylaşılması öngörülmüştür. Kadın ve erkek arasında gerçekleşen bu hukukun
birçok boyutu vardır.
Aile yapısının temel iki aktörü olan karı koca arasında
başlıca rol paylaşımları şunlardır:
- Çocukların yetiştirilmesinde birbirlerine destektirler.
- Kurulan muhabbetle birbirinde huzur bulurlar.
- Zor zamanlarda birbirine dayanak ve derttaş olurlar.
- Hastalık ve yaşlılıkta birbirlerine hizmet ederler.
- Travma ve yas durumlarında birbirlerine psikolojik destek
olurlar.
- Birbirlerinin bedeninde sükûn bulurlar.
- Ailenin yönetiminde, mali olarak rolleri
paylaşırlar.
- Birbirinin imtihanı
olurlar.
İnsan insanın velisidir. Kadınla erkek, farklı cins, farklı
kültür, farklı ırk, farklı yaş, farklı kişilik, farklı eğitim, farklı yetişme
tarzı, farklı kariyer gibi birçok değişkene rağmen mutlu bir aile kurabilirler.
Sevgi, anlayış ya da empati geliştirmek sağlıklı bir beraberlik için
gereklidir. Ancak farklı zamanlarda ortaya çıkacak bin bir zorlanma karşısında
kırılgan evliliği ayakta tutmak güçleşir. Muhabbet duyduğunuz eşinize karşı
öfkeniz kabarır. Hayatınızı paylaşarak huzur bulacağınız eşiniz bir imtihan
olabilir. Kendi kusurlarınızı gözden geçirdikten sonra eşinizle iletişiminizde
onun ne denli sınavınız olduğunu anlamanız gerekir.
Kişinin kendini geliştirebilmesi için sınanması gerekir. Bu
sınanmalar hastalık, ekonomik şartlar olabileceği gibi bir insanda olabilir.
İnsan insana imtihandır. Bu insanlardan biri de eştir.
İNSAN, İNSANIN İMTİHANIDIR
İnsan sürekli sınanır. Çevrenizde size imtihan olarak
yazılmış yakınlarınız vardır. Kişi arkadaş imtihanından bir gün gelir azat olur
fakat eşinden özgürlüğe kavuşması zordur. Peki, talak/boşanma neden vardır,
denilebilir. Boşanmak helal ve meşru olduğuna göre neden bir başkasının
çilesini çekmeye mahkûm olur insan. Hem anne, baba, kardeş ve evlat gibi
seçemediğimiz yani sizin için kader olarak seçilmiş biri de değildir eşiniz!
Öyle evliliklere şahit oluyorum ki eşler kaçınılmaz bir
kaderin pençesindeler. Fakat hâlâ benlik ve karşı tarafın kusurlarıyla meşguller.
Doğrusu eşiyle sınanan kişinin yanan yüreğine empati kurmamanız düşünülemez.
Boşanma yüzdeleri veriliyor. Boşanmalar giderek artmakta.
Gerilim yaşayan eşler için boşanmak tek sığınak. Bazı benlik yapılarına
baktığımızda boşanmak kaçmanın öteki adı oluveriyor. Boşanan çiftlerin sonradan
yaptıkları evliliklerin ne kadarı sağlıklı bakmak lazım!
Şu kaydı hemen düşelim; boşanması elzem olan ve kangrene
dönüşmüş evlilikler olabilir. Bu nedenler talak helal kılınmıştır. Aynı zamanda
bu çiftler arasında ayrıldıktan sonra sağlıklı ellilikler kuranlar var. Burada vurgulanmak istediğimiz, bir başka
imtihan yerine eşiniz size bir imtihan olarak yazılmış olabilir. Boşansanız da
bir başka imtihanla karşılaşırsınız.
Bugün boşanmalar artmakta. Modern alametler karşısında
donanımı zayıflayan insanın geldiği nokta bu. Boşanmanın kaçış olduğu bu
dönemin geçmişe göre farkı şudur. Bu denli yüksek oranda boşanmanın olması,
göstergeleri insana çeviriyor.
Evliliğin azaba dönüştüğü haklı gerekçeler yanında; kırılgan
benliklerin, narsist kişiliklerin doluştuğu bir dünyada anlayış geliştirmek
zor. Kaldı ki eşini imtihan olarak görmek sıra dışı bir bilince işaret ediyor.
ÖNCE EGONUZU BOŞAYIN
İki insan olarak eşler arası sorunlarda ortaya çıkan
anlaşmazlıklar normaldir. Anormal olan eşlerin egolarını dayanak yapmalarıdır.
Farkında olmadan savunulan iddia aslında egonun fütursuzca talepleri olabilir.
Ego demek kalıbı kalıbına insanın kendisi demektir. Nefs kelimesi de kendi
anlamındadır.
Yani kendi yüzünüzü görme imkânı olmadığı için, karşıda
bıraktığınız algıyı fark edemezsiniz. Bunun için bir ayna gereklidir. Eşiniz aynı zamanda aynanızdır. Elbette
siz de onun aynasısınız. Sizin kusurlarınızı abartabilir. Fakat arif olan
abartı ile gerçek arasında bir farkındalık sağlar.
Yapılan bir araştırmaya göre çiftlerin evlilik
tartışmalarını yönetmede öğrenmesi gerekenler şunlardır:
Evliliğin ilk yılı: Eşler tüm tartışmalarda birbirini
suçlar
Evliliğin ikinci yılı: Tartışmalarda eşler, şeytan, nazar
ve büyüyü suçlar
Evliliğin üçüncü yılı: Tartışmalara sebebiyet verdiği ve
gereksiz tepkiler verdiği için eşler suçlanır
Evliliğin dördüncü yılı: Tartışmalarda suçlamaların en az
yarısının eşinize ait olduğundan eminsinizdir
Evliliğin beşinci yılı: Eşinizin tamamen haklı olduğunu ve
kendinizde değiştirmeniz gereken bir şeyler olduğunu kabul edersiniz.
Tüm mutlu çiftlere sorduğunuz da evliliğin ilk beş yılında
mutlaka bunları yaşadıklarını öğrenirsiniz ve evlilikte mutluluğa engel olan en
büyük düşmanın ego olduğunu söyleyeceklerdir.
Ego, aşağılık kompleksinin savunma mekanizmasıdır ve ego
evlilikte aşağıdaki gibi meydana çıkar:
Ben buyum ve buna alışsan iyi edersin.
Bunu ben söylemedim / yapmadım, sen söylemedin ya da
yapmadıysan kim yaptı peki
Her şey senin yüzünden oldu.
Umurumda değilsin.
Kendini değiştirmeye cesaret eden kişi, eşinin olumlu ve
olumsuz tutumlarını fırsat bilir. Olumlu tutumlarıyla huzur bulur, şükreder.
Olumsuz tutumlarında; kendini, eşini, hayatı, dünyayı, ahireti ve Rabbini
anlamaya vesile kılar.