Eşek Gibi

Abone Ol

Hayvanlar insan karakterlerini yansıtmak için canlı, somut ve kullanışlı örneklerdir. Her hareket, durum ve duruşun hayvansal bir karşılığı var dilimizde. “Aslan kardeşim benim!” dediğinizde karşınızdakinin koltukları kabarırken, hiç cümle kurmaksızın sadece “it” dediğiniz kişi her an üzerinize çullanabilir.

Yaygın hayvan isimleri insan ilişkilerinde derdimizi anlatmak için kültürümüzün yaygın malzemeleridir. “Maymun iştahlı” yakıştırması maymunları çok iyi tanıdığınız anlamına geldiği gibi karşınızdaki kişiyi de hayvanlardan yardım almadan tam çözemediğiniz anlamına da gelebilir. “Kuzu gibi” derken sessizliği, “koyun gibi” derken boyun eğişi, itirazsızlığı, “keçi gibi” derken inatçılığı vurgulamak isteriz.

At da hayvan eşek de hayvan, lakin insan olarak ikisine davranışımız aynı derecede adil ve hakkaniyetli değil. Hâlbuki ikisi de bize hizmet etmekten başka bir şey yapmazlar. “At” hep asilliği, gücü ve özel muameleyi çağrıştırırken, eşek şeddesiz haliyle bile aşağılığı, kıymetsizliği temsil eder. En basitinden bir ortamda sözün gelişi “eşek” diyeceksek şayet önce özür diler sonra söyleriz.

“Affedersiniz, at…” denildiğini işiteniniz var mı? Yok elbette. İnsanlar sadece kendi aralarında sosyal statüler oluşturmamış, hayvanlar arasında da kast sistemi ihdas etmiştir. Divan edebiyatı şairi Şeyhî’ye meşhur “Harname”yi (Eşekname) yazdıran da bu çifte standart durumdur. Şeyhî eşeğin sığırların hayatına imrenmesini Türk edebiyatının ilk fabl örneği kabul edilen Harname isimli eserinde şöyle ifade eder: “Ne yular dertleri vardı ne palan üzüntüsü/
Ne de yük altında hasta ve şikayetçiydiler/Eşek bu hali garip buldu çok şaşırdı/
Kendi durumunu gözünün önüne getirdi/Dedi ki “Biz bunlarla aynı yaratılıştayız/
Elde ayakta şekilde aynıyız/Bunların başına taç giydirilmesi neden/Bize bu ihtiyaç ve yoksulluk neden/Gerçi bizi arpa özlemi ok ve yay haline getirdi/Bunların boynuzunu kim ay etti.”

Eşek üzerine çok şeyler yazılabilir elbette. Ziya Paşa bile eşekler hakkında rahat konuştuktan sonra ne demeli:

“Bed asla necabet mi verir hiç üniforma/ Zerdüz plan ursan eşek yine eşektir.” Bu beyitten de anlaşılıyor ki ne kadar çalışıp kendilerini geliştirirlerse geliştirsinler eşeklerin insanlar nezdinde itibarları hep sabit kalacak hiçbir zaman terfi edemeyeceklerdir.

 

Ne yazık ki Sanayi Devrimi’nden sonra eşeklerin semeri dama atılmıştır. Ata göre daha gövdesi yere yakın olduğundan çocukların rahatça ulaşabileceği ve muhabbet kurabileceği bir hayvandır eşek. Çocukların şaşkınlığı şunadır: Bu kadar şirin ve çalışkan bir hayvanın adını büyüklerimiz neden birbirlerine küfür ve hakaret olarak kullanırlar ki? Şimdi cevap olarak “eşekliklerinden” diyeceğim o da yine eşeğe haksızlık olacak. Barış Abi (Barış Manço) “Arkadaşım eşek” şarkısını yazıncaya kadar çocukların zihnindeki bu karmaşa devam etti. Bu şarkıdan sonra eşek rahatlıkla çocukların oyun sahalarına girdi. Turan Kışlakçı dostumuz da eşeklere yapılan muameleyi bu mazlum hayvanlarla ilgili hacimli bir eser yazacak kadar gündeme taşıyanlardan. “Eşekname” adlı kitabında şu satırlara dikkat:

“Eşeğe ‘hayvanlar âleminin dervişi’ benzetmesi yapılması boşuna değil. Yiyeceğin, giyeceğin en kötüsü hep eşeğe layık görülmüş. Eşeğin muazzam bir sabrı olduğunu eşekle iyi kötü bir hukuku olanlar bilir. Hak ettiği değeri bir türlü alamamış hayvan. Tüm ağır işleri yapmasına, paso dayak yemesine ve aşağılanmasına rağmen zavallının hakkını kimse bilmez. Sadece insandan çekmez, ahırda da rahat etmez garibim; ineklerin ve mandaların tacizlerine maruz kalır, adeta ahırın şamar oğlanıdır” (“Muhafazakârlar Eşekleri Neden Sever?” Bana kalırsa sorunun cevabı bu paragrafın içerisinde mevcut.)

Osmanlı Devleti’nde Sultan Abdülmecit döneminde yayınlanan bildiriyle Cuma günü müminlerin bayramı olmasından dolayı eşeklerin tuğla, toprak, odun gibi şeyleri taşımasına ve üzerlerine binilmesine yasak getirildiği tarihi vesikalarla sabittir.

Eşeğe insanca muameleye bir bilgece örnek de Nasrettin Hoca ve yanından ayırmadığı fıkralarının kopmaz parçası olan eşeğidir. Hocanın eşeği Karakaçan onun için bir hayvandan ziyade bir arkadaş ve bir yoldaştır. İyisi mi eşekler sudan gelmeden evvel Hoca Nasrettin’in eşekli bir fıkrasıyla konuyu kapatalım:

Günlerden bir gün komşusu, Nasrettin Hoca’dan eşeğini birkaç saatliğine ister. Hoca da, “Eşeğe bir danışıp geleyim” der. Komşusu şaşkın şaşkın bakmaktadır. Hoca bir müddet sonra eşeğinin yanından gelir:

“Kusura bakma ama eşek gelmek istemiyor. Bana: ‘Sen beni veriyorsun ama başımıza gelenlerden haberin bile olmuyor. Hem beni dövüyorlar hem de sana sövüyorlar’ diyor.

Hoca komşusuna döner: “Doğru söze ne denir” diyerek cevap verir.

Eşeğin hakkının eşeğe elçilik yaparak nasıl korunduğuna dair çok çarpıcı bir fıkra!