Esadın Nobel merakı, ABDnin bencilliği

Abone Ol

 İki yıldır devam eden çatışmalarda 120 binden fazla insanın kanını akıtan Esad’ın, bayram günlerinde medyaya yansıyan, “Nobel Barış Ödülü bana verilmeliydi” sözleri insanı hayrete sürükler nitelikteydi. Akla ilk gelen, “Esad utanma denen duyguyu kökten yitirmiş ya da birileri sırtını sıvazlayarak onu bu şeklide konuşmaya iterek işlediği cinayetleri dünyanın gözünden kaçırmaya çalışıyorlar” oldu. İşlenen bunca cinayetin ardından ABD ve Rusya’nın Esad’ın elindeki kimyasal silahların bir kısmını imha ettirmek suretiyle onu temize çıkarma gayret ve niyetleri elbette Esad’ı Nobel Barış Ödülü’nü istemeye itmiş olabilir. Çünkü Esad Nobel Barış Ödülü beklentisinin gerekçesini, elindeki kimyasal silahların imhasına izin vermiş olmasını gösteriyor. Sanki Suriye deyince akla gelen tek sorun kimyasal silahlarmış gibi bir görüntü veriliyor. Hâlbuki klasik silahlarla bayram boyunca Esad ve ekibi kan dökmeye devam etti. Yani, klasik silahlarla 120 bin kişinin katledilmiş olması ABD ve Rusya gibi ülkeleri hiç rahatsız etmiyor ve hesabını sormaya itmiyor. Böyle olunca da Esad kendisini Nobel Barış Ödülü’ne layık görüyorsa Esad’a kızmanın da bir anlamı kalmıyor.

Aslında Esad’ın Nobel Barış Ödülü’ne talip olup olmamasından O’nu böyle konuşmaya itenler ve uygun zemini sağlayanlar önemli. Yani, materyalist Batı medeniyetinin geldiği nokta. Çıkar uğruna tüm değerleri bir kenara itebilen anlayış ve bu anlayışın sahiplerinden yeryüzünde barış ve adaletin tecelli ettirilmesini beklemek garabeti. Bu garabeti görmek ve göstermek durumundayız ama bu da yeterli değil. Böylesine utanmazlığa ve fütursuzluğa zemin hazırlayanlara karşı tüm mazlumların ayağa kalkması, en azından bunun niyet haline gelebilmesi gerekiyor. Batı medeniyeti denen maddeden başka değer tanımayan anlayışı ülkemiz insanına örnek alınması ve ulaşılması gereken hedef olarak takdim edenlerin yaşadıkları yanılgının bir an evvel görülmesine ihtiyaç vardır. Eğer bir yanılgı içinde değil de bilerek Batı’yı örnek gösteriyorlarsa bu tiplerin gerçek yüzünün özellikle İslam toplumu tarafından bir an evvel teşhir edilmesi gerekiyor.

Bugün Esad’ın sırtını sıvazlayanlar yarın işleri bittiğinde Irak’ta Saddam’a yaptıklarını Suriye’de Esad’a da yapabilirler. Böyle yapmış olmaları onların zalimi cezalandırdıkları anlamına gelmeyecektir. Çünkü sömürgeci anlayışın mensupları için hedefe ulaşmak önemlidir. Maşa olarak kullandıkları Saddam ya da Esad’lar hiç önemli değildir.

Yeryüzünün her noktasında yaşanan haksızlıklar elbette bizi de ilgilendiriyor. Ama öncelikli olarak içinde yaşadığımız, vatan bildiğimiz ülkemiz ilgilendiriyor. Çünkü kendi ülkemiz üzerinde oyunlara son vermeden dünyanın diğer köşelerindeki haksızlıkları ve zulmü önlemek mümkün olmaz. Suriye’de Esad’ın arkasında yer alan ABD’nin ülkemiz söz konusu olduğunda da iyi niyetle bağdaşmayan davranışlarına sıkça rastlıyoruz. Mesela Türkiye’nin Çin’den uzun menzilli füze almak hususunda niyet belirtmesi bile ABD ve NATO’yu çileden çıkarmaya yetti. Bununla da kalınmadı Türkiye’nin Pakistan’ın açtığı helikopter ihalesinde yer alışı ABD’yi çileden çıkarmış durumda. Çünkü Türkiye üretimine başladığı Atak helikopterini satmak için devreye girince ABD motorunu ABD’den aldığımız için bu helikopterleri üçüncü bir ülkeye satamayacağımızı ileri sürmüş. Yani, bizden aldığınız motorla ürettiğiniz helikopterle karşımıza rakip olarak çıkamazsınız resti çekmiş. Bu bakımdan en kısa zamanda İslam ülkeleri bir araya gelerek her türlü ihtiyaçlarını kendileri üretmek durumundalar. Sömürgeci güçlerin insafına sığınmaya devam edersek, uşaklıktan kurtulmak mümkün olmayacak. Dilerim bu gelişmeler rahmetli Erbakan Hocamın yıllar yılı dile getirdiği kendi ağır sanayimizi ve savaş sanayimizi kurmamız gerektiği gerçeğini gözümüze sokmaya yardımcı olmuştur.