Başlığa bakıp birbiri ile alakası olmayan üç konuya temas
edeceğim akla gelebilir. Ancak, birbirinden bağımsız gibi görünen olayların
arka planına dikkat edildiğinde ardında ister küresel güç, ister gizli dünya
devleti deyin bir elin bulunduğu, aslında birbirleri ile ilgisiz gibi görünen
konuların aynı senaryonun sahneleri olduğu görülecektir.
Söz gelimi son günlerde ABD ve Rusya Esad ın elindeki
kimyasal silahlar ile dünyayı oyalıyor. Daha doğrusu dünyanın en önemli
konusunun Esad ın sahip olduğu kimyasal silahlar olduğu gibi bir anlayış
yaygınlaştırılıyor. Elbette Esad ın elindeki kimyasal silahlar bölgemiz için
önemli bir tehlike teşkil ediyor. Bir defa kullanıldı ve bin 300 insanın
öldüğünü gördük. Bu bakımdan bölgenin Esad ın elindeki bu silahlardan
arındırılması gerekir. Ancak, bölgemizde elinde kimyasal silah bulunan tek ülke
Suriye değil. Söz gelimi İsrail in elinde de kimyasal ve nükleer silahlar var
ve bu gerçek özellikle ABD tarafından bilinmektedir. Bazı haberlere göre
Mısır ın elinde de kimyasal silah olduğu ileri sürülüyor. İsrail ve Mısır ın
elindeki kimyasal silah bulunduğu iddiaları kimyasal silahların yasaklanmasını
öngören BM sözleşmesine bu iki ülkenin imza atmamış olmasına dayandırılıyor ki,
bu gerekçe bizce de iddiayı ispat edici niteliktedir. Hemen belirtelim ki,
gazete haberlerinde İsrail ve Mısır ın kimyasal silahları yasaklayan anlaşmaya
imza atmadıklar için bu silahlara sahip oldukları söylenirken nedense Esad ın
elindeki kimyasal silahların etkin maddesinin İngiltere den satın alınmış
olduğu unutuluyor. Yani ABD, Rusya, İngiltere, Fransa gibi ülkeler kimyasal
silahların yasaklanmasını öngören anlaşmayı imzalamış olmaları onların elinde
kimyasal silah bulunmadığı anlamına gelmiyor. Aynı durum nükleer silahlar
içinde geçerli. Böyle olunca da ABD ve Rusya nın Esad ın elindeki kimyasal
silahları imha etme konusundaki eylem ve söylemleri fazla bir anlam ifade
etmiyor. Bölgemizde İsrail in nükleer ve kimyasal silah bulundurma
dokunulmazlığı olduğu görülüyor. Öyle olunca da kimyasal silahları teslim
etmesi için Esad a baskı yapanları ciddiye almanın anlamı kalmıyor.
Çözüm süreci Kandil den yapılan açıklamalar ile tam bir
belirsizliğe sürüklenirken İmralı ya gidişlerde hız kazandı. Sanki, Çözüm için
Kandil ile İmralı nın tek başlarına karar verebilecek güçleri varmış gibi
toplumda bir algı oluşturuluyor. Halbuki bu köşede ısrarla dile getirdiğim bir
husus var ki, o da ülkemizde terörün son bulması için Kandil in militanlar geri
çekme kararı alması ve İmralı nın terörün son bulması için bir takım
açıklamalar yapmasının yeterli olmadığı, önemli olanın terör örgütünün
kuruluşundan bugüne her türlü desteği veren, kısacası terör örgütünü
Türkiye nin başına saran dış güçlerin tavrının önemli olduğudur. Bu konuda
yanılmayı, terör örgütünün tek başına iyi niyetle artık silahlı eylemlere son
verme kararı almasını gönülden isterim. Ancak, terör örgütünün baştan beri
çekilme konusunda gönüllü olmadığı gibi, Ümit Fırat ın ifadesiyle de, Karar
sadece Kandil in değil, çözüme karşı olan ve bugüne kadar PKK üzerinde etkili
olan başkentlerin de etkisiyle alındı ğı hususunda şüphe yok. Her halde PKK
üzerindeki etkili olan bu ülkelerin İsrail, ABD ve AB ülkeleri olduğunu söylemeye
bile gerek yok. Yani PKK yı Türkiye ye musallat eden, buna karşılık İsrail in
elindeki nükleer ve kimyasal silahlara göz yuman, Mısır daki darbecilere destek
veren ülkeler hep aynı. Yani olaylar birinden bağımsız gelişmiyor.
Son olarak Mısır dan yeni dönen CHP Genel Başkan
Yardımcısı Faruk Loğoğlu nun Mısır daki gelişmeleri değerlendirirken
kullandığı, Müslüman Kardeşleri yok etmek istiyorlar cümlesini aktarmak
suretiyle Mısır da niçin darbe yapıldığını, netice itibariyle de bölgede sadece
İsrail in güvenliğinin önem ifade ettiğini üç olay birlikte düşünüldüğünde
açıkça görülebileceğine dikkat çekmek istiyorum.