Mısır daki darbe Suriye yi bir anda gündemimizden
düşürdü. Düşürmese bile geri plana itti. Medyada Suriye haberleri iç sayfalara
kaydı. Öylesine kaydı ki, sayılarının 500 bine ulaştığı belirtilen mülteciler
tamamen geri dönmüş, böyle bir olay kalmamış gibi medya sessizliğe büründü.
Elbette, Mısır daki darbe önemliydi. Çünkü, halktın yüzde 53 ünün oyu ile
iktidara gelmiş bir kadro silah zoruyla iş başından uzaklaştırılıyor, onların
yerine sanki Mısır ın Müslüman halkı ile alay edercesine Cumhurbaşkanlığına bir
Hristiyan atanıyor. Hatta, bir tarafı ile Hristiyan bir yanı ile Yahudi olduğu
söylenen bir kişi devletin tepesine oturtuluyor. Bunun yanında Baradey adlı
fizik dalında Nobel ödülü almış biriside Başbakanlığa atanıyor. Yani, Anayasa
Mahkemesi Başkanı Cumhurbaşkanı, muhalefet liderlerinden Batı sevdalısı birisi
de Başbakanlığa getiriliyor. Darbecilerin ilk icraatının Gazze Sınır kapısını
kapatmak olduğu hatırlanırsa darbenin arkasındaki güçlerin kimler olduğu
rahatlıkla anlaşılacaktır.
Bu kısa girişten sonra başlıkta dikkat çekemeye
çalıştığım hususa geçmek istiyorum. Bu köşede Suriye konusunda emperyalist
güçler; ABD, Rusya ve AB nin açıklanmamış bir anlaşmaya uygun hareket
ettiklerini belirtmiştim. Bu değerlendirme artık sadece benim bir tespitim
olmaktan çıkmış, çeşitli platformlarda AB pek gündeme gelmese de Suriye
konusunda ABD ve Rusya nın anlaşmış oldukları dillendiriliyor. Bu gizli
ittifakın ortaya çıkması, Batı dünyası ile Rusya nın çıkarlar söz konusu
olduğunda bir anda nasıl kol kola girebildiklerini sergilediği gibi
ikiyüzlülüklerini de gizleyemez oldular. Denebilir ki Suriye de her gün
yüzlerle ifade edilen insanın hayatını kaybetmesi karşısında Batı nın
duyarsızlığı özellikle İslam Dünyasını bir iç muhasebeye itmiş, isyan noktasına
getirmişti. Tam da bu sırada Mısır da askerler yönetime el koydular. Buna
karşılık Mısır halkının önemli bir kesimi seçtiklerine sahip çıkmak adına
meydanları doldurdu. Darbecilere teslim olmayı onursuzluk kabul eden kitleler
hayatlarını ortaya koyarak bir onur mücadelesi başlattılar. Buradan bakıp rahat
koltuklarımızda Onursuzca yaşamaktansa, onurları ile ölmenin fazileti dile
getirilebilir. Bunu söyleyenlerde haklı olurlar. Ancak, bu iş sanıldığı kadar
kolay değildir. Yani masa başında çay içerken devlet kurmak, darbecilere meydan
okumak da kolaydır. Ama, ölümü göze alıp namluların önüne dikilmek şahadete
yürükten inanmakla mümkündür. Her Müslüman elbette şahadete inanır. Ölümlüler
için şahadetin en yüce makam olduğu da bilinir. Bilinir ama kolay zamanlarda
70 başım olsa bu yolda feda olsun diyenlerin sıkıntılı günlerde evlerinden
çıkmayı tercih ettikleri de görülmüş ve yaşanmıştır. Bu bakımdan Mısır da
meydanları dolduranlar sonuç alamasalar da çok onurlu ve şerefli bir mücadele
vermektedirler. Bizlere düşende bu kardeşlerimize dua etmektir. Ancak,
Müslümanların tek sorunlu olduğu nokta Mısır değildir. Afganistan ve Irak
kanamaya davam etmekte, Suriye ise kan gölüne dönmüştür. Suriye olayları
insanım diyen herkesi isyan noktasına getirmişken, ABD ve İsrail destekli
Mısır daki darbe sanki Suriye de yaşanları gündemden düşürmeye dönük bir eylem
görüntüsü vermeye başlamıştır. Hatta, İsrail in Suriye deki gelişmeler
karşısındaki mutluluğu Mısır daki darbe ile bir kat daha artmıştır. Çünkü
Mısır da da yandaş bir yönetim yeniden iktidara getirilmiştir. Bu bakımdan
şahsen Mısır daki darbe ile Suriye deki gelişmeleri birbirinden bağımsız olarak
görmüyor, her iki olayın arkasında da sömürgeci güçler ile Siyonistlerin
bulunduğunu düşünüyorum. Düşünmenin de ötesinde eminim.
Bu tespitleri yapmak yetmez. Dünyayı emperyalist güçler
ile Siyonizm in elinden kurtarmak için İslam dünyasının ayağa kalkması
gerekiyor. Irak ve Afganistan işgaline sessiz kalanlar, Suriye de yaşananlara
tepkisiz kalmayı marifet sayanlar aslında Mısır daki darbeyi destekleyenler
aynı safta buluştuklarını görmek zorundadırlar