Ermenilerin malları ve cumhuriyetin zenginleri 3

Abone Ol

Ermenilerin, Tehcir sırasında bıraktıkları mallara olan ilgileri kurtuluş savaşı sırasında da sürdü. Milli Kurtuluş Tarihi s.1170 cilt III Doğan Avcıoğlu’nun bu kitabında Maraş’ta, Fransızlarla birlikte işgallere katılan Ermenilerin eski mallarını almak ve hatta fırsattan yararlanarak malları olmayanları da yağmalama girişiminde bulunduğunu şöyle anlatır: “Fransızlarla birlikte gelen Ermenilerin yağmalanmış olan mallarını gere alabilmek için faaliyete geçtikleri an, büyük gürültüler kopuyordu. Geri dönen Ermenilerin eski mal ve mülklerini tespit etmek için kurulmuş olan komisyonlara açılan davalar her geçen gün çığ gibi büyüyordu. Bunların yanı sıra Ermeniler, geri aldıkları malların faizlerini istemekle kalmıyor, Türklerin mallarını da kendi malları gibi gösterip komisyonlarda bu yönde kararlar çıkartmağa çalışıyorlardı. Bu keşmekeş içinde, Hasan İzzet Dinamo’nun verdiği örnek çok ilginç :

“Sürgünden dönen Ermeni yurttaşlar, eski mallarını herhangi bir Türk yurttaşında bulduklarında komisyona şu biçimde bir dava açarak başvuruyorlar:  -Ben giderken Ahmet Ağa, yirmi altınlık ineğimi üç liraya aldı. Bundan üç yılda üç yavru yaptı. Günde beş kilo süt verse yılda bin kilo eder. Bundan en aşağı yüz kilo yağ çıkar. Yüz kilo peynir olur. Yavrularıyla birlikte beş yüz lira eder. Şimdiki parayla iki bin beş yüz liradır. Ahmet Ağa bu parayı bana vermelidir.” Ermenilerin bu mallarını geri almak için Fransızlarla birlikte Güney’de harekete geçmeleri Fransızlara karşı tepkiye neden olur. Çünkü Ermeniler sadece mallarını değil, bu arada Türklerin de ellerinde bulunan mallarına saldırmaya başlamışlardı. Bu durum, Maraş, Antep ve diğer güney kentlerde direnişin başlamasına neden olur.

İstanbul’un işgal edilmesi üzerine, İtilaf devletleri tehcir olayından dolayı İttihatçıları sahte bir mahkeme ile yargılar. 1919’un 8 Nisan’ında Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey mahkeme tarafından idam edilen ilk kişi olur. 1 Ağustos 1920’de de tehcir sırasında Urfa’nın en yüksek mülki amiri olan mutasarrıf Nusret Bey’de idam edildi. TBMM; 25 Aralık 1921’de Urfa Mutasarrıfı Nusret Bey’i, 14 Ekim 1922’de de Boğazlayan Kaymakamı Kemal Bey’i “Milli Şehid” ilân etti ve ailelerine maaş bağlandı. Ermeniler daha sonra Berlin’de Tehcir yasasını çıkartan Talat Paşa’yı da öldürdüler. Onların öç alma tutkusu günümüze kadar devam etmiştir.

Cumhuriyetin Tek Ulus ve Tek Millet oluşturma Politikası

Baskın Oral: 1915 Tehcirinde Ermeni malları yerel eşraf tarafından yağmalanıp “milli sermaye” yapıldıktan sonra, 1923 Mübadelesi sonucu Rum mallarının da paylaşıldığını Lozan’ın daha yapılır yapılmaz idari açıdan (md.14), 1927’de de eğitim açısından (yasa no.1151) İmroz ve Bozcaada’da fiilen yürürlükten kaldırıldığını ve ada Rumlarının göçe zorlandığını 1942 yılındaki varlık vergisi kanunu ile Yahudi ve diğer etnik kökenlere baskılar yaparak bir anlamda ülkeyi ter etmeleri amaçlanmıştır. 

Bütün bu çalışmalardan amaçlanan azınlıklardan arındırılmış bir ulus devlet inşa etmekti. Bu amaçla Yunanistan ile Nüfus mübadelesi yapıldı. Yalnız burada ilginç olan, Anadoludaki Rum diye gönderdiğimiz bir çok insanın aslında Hıristiyan Türkler (Peçenek) olduğu söylenmektedir. Bunun karşılığında Türk diye aldıklarımızın da Müslüman Arnavut ve diğer Balkan ulusları olduğu iddia edilmiştir. Aslında biz, milli değil dini bir ayıklama yapmış olduk. Resmi söylemimizin dışında bir yaklaşım!

Ermenilerin Ülkeyi Terk Etmesi İle Neler Kaybettik

Aslında Ermeniler, çoğu Türlerin bildiğinden farklı olarak batıya değil İslam dünyasına ve Türklere daha yakındılar. Çünkü onlar aslında batılı değil doğuluydular. Yani doğulu Hıristiyanlardı. Onlar, herne kadar Hrisityan olsalarda Katolik ve Ortodokslarca benimsenmemişlerdi. Çünkü onlar Hıristiyanlığın Gregoryen mezhebine mensuptular. Bu nedenle Türler Anadolu’ya gelmeden önce Bizans’tan baskı görüyorlardı. Türklerin Anadolu’ya gelmesi onların üzerindeki baskıları hafifletmişti.

Ermeniler, bilinenin aksine İslam dünyasında da çok önemli görevler aldılar. Haçlı seferlerini anlattığım “Cennet Doğuda bir Yerde” isimli eserimde de belirttiğim gibi o dönemde Fatımilerin veziri el-Efdal’da Ermeniydi. Onun babası Bedr Cemali’de Fatımi veziriydi. Hatta, Fatımilerin yaklaşık 30 bin Ermenilerden oluşan bir orduları da bulunuyordu. 

Türklerle Ermeniler, Yüzyıllarca omuz omuza yaşadılar. Hatta bundan dolayı Osmanlılar Ermenler için Tebayı Sadıka demişlerdi. Milliyetçilik fikrinden en son etkilenen azınlıklardan birisi de Ermeniler olmuştur. Avrupalılar, İslam dünyasını karıştırmak için Ermeniler üzerinde çok uğraştılar. Hatta, ilk Ermeni milliyetçiliği yapanlar da Osmanlı Ermenileri değil Rusya’dan gelen Ermeniler olmuştur. Fakat ne olursa olsun bu iki ulusun arasını açtılar. Sonunda Birinci dünya savaşı sırasında o tatsız olay yaşandı.

Ermenilerin bu ülkeyi terk etmesi, bizlerin imparatorluk çocukları olduğumuzu hatırlatan bir unsurumuzun da kaybolmasına neden oldu. Bizler, bir Yunanlı, bir Sırplı veya bir Hırvatlı gibi milli devlet haline geldik. Köksüz, derinliği olmayan sığı bir yapıya büründük. Bütün tarihimiz ve geçmişimiz yetmiş yıla sığdırıldı. En derinlikli olanları da aradaki İslami geçmişimizi atlayarak Orta Asya’ya doğrudan uzandılar.

Ermenilerin gitmesi, elimizdeki yetişmiş insan unsurunun kaybolmasına neden oldu. Ermeniler, ticareti iyi bilen okumuş kesimi oluşturuyordu. Ayrıca doktorlar, mühendisler, sanayicilere ve işletmecilerdi. Onların gitmesi, bütün bu alanlarda büyük bir boşluğun oluşmasına neden oldu. Bu boşluğu doldurmamız yıllarımızı aldı. Bu süreçte de Avrupa daha ileri seviyelere ulaşmıştı. Artık ülkemizden Ermeniler de gitmişti. Bizi içerden vuracak kimse kalmamıştı. Fakat bizi korkularımız yıkıyordu. Etrafımızda bize düşman devletler yaratarak yıllarca içe kapandık. Eğer, birileri masum insanları korkutarak, zulümle mallarını gasp etmişse bunu vermelidir. Çünkü bu bizim için helal lokma değildir. Allah da bunu af etmez. Bu haram lokmaların cezalarını tüm ulusça çekeriz. Bizim himayemizde olan gayrı Müslimlerin malları, canları ve namusları bize emanettir. Biz, köklü ve asil bir ulusuz. Zulm etmeyiz. İnşallah bu hatalarımızı aklı selim idareciler d e idrak ederler.

Önce imparatorluk ruhumuzu yitirdik. Böylece Ermeniler terk etti bizi. Şimdi de İslam ruhunu yitirmek üzereyiz. Bu da Kürtlerin bizi terk etmesine yol açmasın. Hemen bu kaybettiğimiz ruhlarımızı tekrar elde etmeye çalışalım. Köklerimizi keşfetmeye, iki bin yıllık tarihsel derinliğimizi elde etmeye ve bizim ruhumuzu, mayamız, enerjimiz olan İslam’a sarılmaya başlayalım. Eğer bunları kaybedersek ortada Türk ulusu diye de bir şey kalmayacak. Ortadaki sadece batıyı taklit etmeye çalışan kötü çizilmiş karikatür olacak.

ALLAH BİZE GÖREN GÖZ, ANLAYAN AKIL, HİSSEDEN KALP VERSİN!