Erken seçimden de benzer tablo çıkarsa ne olacak?

Abone Ol

Bazı şaibelere rağmen 7 Haziran seçimleri sakin bir ortamda geçti ve sonuçta 4 parti Meclis’e girdi. Tek parti iktidarı söz konusu değildi ama 4 ayrı hükümet kurma alternatifine rağmen havanda su dövülerek günler geçirildi ve yeni bir seçim kapımıza dayandı. Hükümetin kurulmasından hangi parti ya da partilerin sorumlu olduğu önümüzdeki seçim kampanyası boyunca dile getirilecek, ortaya çıkan olumsuzluğun faturasını partiler birbirlerine kesmeye çalışacaklar. Bu noktada akla gelen bir soru insanı düşündürüyor. 1 Kasım’da yapılacak seçimlerden de 7 Haziran’a benzer bir tablo ortaya çıkarsa ne olacak Bundan önce bir koalisyon hükümeti kurmayı başaramayan partiler bu defa kurabilecekler mi Kuramazlarsa yeni bir seçim mi gündeme gelecek

Şahsen seçimlerden korkmanın anlamı olmadığını düşünenlerdenim. Çünkü sistemin esasını seçimler oluşturuyor. Eğer siyasiler kendi aralarında anlaşamazlarsa, yeni bir seçimin gündeme gelmesi tıkanıklığı gidermek için gerekli bir yol. Ancak, siyasiler her seçimin ardından ortaya benzer bir tablo çıktığında, “Millet bize muhalefet görevi verdi” diyerek hükümet kurmaktan uzak dururlarsa böyle bir tavır millette bıkkınlık ve sisteme güvensizlik geliştirmez mi Böyle bir tablo ise geçmişte çeşitli kereler yaşadığımız gibi siyasete siyaset dışı odakların müdahale arzularını körüklerse siyasiler kendi iplerini elleri ile kesmiş olmazlar mı

Kaldı ki, 7 Haziran seçimlerinin ardından yaşanan manzara seçmende de doğal olarak bir kızgınlığa yol açabilir ve böyle bir durum seçime iştiraki menfi yönde etkileyebilir. Bir diğer ifade ile seçime katılma oranında önemli bir düşüşün meydana gelmesi halinde bazı çevreler bu defada seçim sonuçlarının tartışmalı hale geldiğini gündeme taşıyacaklardır. Bu bakımdan siyasilerin varlık sebebi olan sistemi tıkamaktan uzak durmaları, bazı ana konularda ülke çıkarlarını parti çıkarlarından üstün tutabilmeleri gerekiyor.

Çünkü son bir ayda özellikle koalisyon hükümeti kurulması yönünde yapılan çalışmalar sırasında takınılan tavrın ciddi bir izahı yoktur. Çünkü seçimlerin hemen ardından otaya bir takım şartlar atılmış, hükümeti kurmakla görevlendirilecek kişinin hareket alanı kısıtlanmıştı. Bir diğer ifadeyle koalisyon görüşmeleri uzlaşmaya çalışmak yerine teslim alma esasına dayandırılmıştı. Diyebiliriz ki, seçimlerden birinci olarak çıkmış partiye hükümeti kurdurmayarak Cumhurbaşkanı görevin kendilerine verilmesine zorlanmış, yani birinci partinin hükümeti kurma görevi çok görülürken daha az oranda oy almış parti hükümeti kurma görevinin hakkı olduğu düşüncesinden hareket etmiştir. Aslında seçimlerden ister tek parti, ister koalisyon hükümeti kurulmasını gerektiren bir durum çıksın tüm şartlar anayasa ve yasalarda belirtilmiş olmasına rağmen büyük bir maharet(!) sergilenerek anayasa işletilemez hale getirilmiştir.

Kaldı ki, 1 Kasım’da yapılacak seçimlerde ülkenin şartların 7 Haziran’a göre çok daha olumsuzdur. Terör almış başını gidiyor, toplum patlama noktasına doğru sürükleniyor. Bu bakımdan güvenlik içinde seçim yapılması da zorlamıştır. Böyle olunca da önümüzdeki seçimlerde ortaya çıkacak olumsuzlukların sorumlusu aralarında anlaşarak hükümet kurmayı başaramayan siyasiler olmayacak mıdır

Seçmenin görevini yapması siyasilerin görevleri yapmaması karşısında yeterli olmuyor. Çünkü millet iradesini ortaya koyarak buna uygun hükümet kurulmasını istemiş olmasına rağmen hükümeti kuramayan/kurmayanlar millet iradesine itibar etmemiş olmuyorlar mı O zaman da milletin önüne ikide bir seçim sandığı koymanın anlamı kalmıyor.