Yıl, 1987..
Temmuz ayı...
Ankara Üniversitesi Basın Yayın Yüksek Okulu 1. Sınıf öğrencisiyim...
Biraz da maddi kaygılardan, muhabirlik için günlük bir gazetenin kapısını çaldığımda, gazetenin o günkü Genel Yayın Yönetmeni Fehmi Koru, "Ne yapacaksın muhabirliği, gel benim özel asistanım ol, işte orada 20 tane muhabir var, akşama kadar yatıyorlar.." dediğinde önce şaşkınlığımı gizleyememiş ardından da kararımı yüksek sesle Koruya söylemiştim;
-Ben akşama kadar yatan muhabirlerden olmayacağım..
Bu kez şaşırma sırası Fehmi Korudaydı;
-İyi o zaman... Başla bakalım...
Şimdi TBMM Milli Eğitim Komisyonu Başkanı olan Nabi Avcı gazetede Danışman, bürokrat olduğunu bildiğim Adnan Tekşen Yazı İşleri Müdürü, D. Mehmet Doğan Araştırma Müdürü, Celal Kazdağlı da Haber sorumlusu idi...
Profesyonel muhabirliğe böyle adım attım...
Gazetedeki ilk manşet haberimi bugün gibi hatırlıyorum;
"Kürtaj yaygınlaşıyor"
Bugünlerde gündemin ilk sırasını işgal eden Kürtaj konusunda...
Haberin serüveni çok ilginçti;
Ankaranın hâlen ünlü Kadın Doğum Hastanesi olma vasfını devam ettiren, Dr. Zekâi Tahir Burak Kadın Hastanesi Başhekimi Dr. Ziya Durmuşun çayını içmeye gittim, çaylak muhabir olarak...
Cahil cesur olurmuş ya hani, pattadanak bir de talepte bulundum;
"Son dönemin kürtaj istatistiklerini verebilir misiniz "
Dr. Ziya Durmuş, beklenmeyen ve babacan bir hareketle Klinik sorumlusu Op. Dr. Yüksel Bakanı makamına çağırttı ve onun şaşkın bakışları arasında, "Bu delikanlıya son dönemin tüm kürtaj istatistiklerini verin..." talimatını iletti...
Biz çaylarımızı yudumlarken bir tomar kürtaj istatistiği önüme konmuştu bile...
Koştura koştura Ulus-Rüzgarlıdaki haber merkezine gittim, haberimi yazdım...
Haberin özeti şuydu: Geçtiğimiz yıl (1986) Haziran ayında Zekai Tahir Burak Kadın Hastanesi Nüfus Planlama Merkezine 1373 kadın başvururken, 1987 Haziranında bu sayı yüzde 25 oranında artarak 1831e yükseldi..."
Yazıişlerinden, "Haberini manşet yapacağız, besle..." denilmez mi
Onca eke muhabirin arasında, üstelik de muhabirliğimin ilk günlerinde haberim manşet oluyordu...
Haberimi besledim...
Ancak bir sorun vardı...
Bir talep daha iletildi, Yazıişlerinden; kürtaj olmuş bir kadının ağzından yaşadıkları...
Hoppalaaa...
Şimdi çuvallamıştım, nereden bulacaktım kürtaj olan bir kadını Ve de kürtaj olan bir kadın yaşadıklarını anlatır mıydı, kolay kolay!
Ben kara kara düşünürken imdadıma Haber Merkezinin en yaşlı, deneyimli, duayen erkek muhabiri yetişti;
- Ben yazarım!..
Gerçekten de ismi bende saklı olan, halen de zaman zaman sanaldan görüştüğüm gazeteci abim oturdu ve kürtaj sırasında yaşadıklarını bir güzel yazdı, bu satırları da benim manşet haberle birlikte yayınlandı...
FEHMİ KORU O GÜN BAŞYAZISINDA NE YAZDI
Başyazısını benim manşet haberime ayıran Fehmi Koru, bakın 1 Ağustos 1987 tarihli gazetede Kürtaja ilişkin neler söylemiş;
"Dış basında hâlâ sık sık haberi çıkar. Bir ülkenin kadınları gösteri yürüyüşü yaparak kürtajın serbest bırakılmasını veya uygulama sınırlarının genişletilmesini talep etmişlerdir. Ellerinde pankartlar, kucaklarında çocuklarla, bir tatil gününü, bu isteklerine olumlu cevap vermeye yanaşmayan yönetimleri protesto etmeye ayıran kadınların fotoğraflarıyla birlikte...
Ben Türkiyede böyle bir manzarayla karşılaştığımı, ya da ülkenin herhangi bir yerinde kadınların kürtaj için yollara düştüğünün fotoğrafını gördüğümü hatırlamıyorum. Ama, dünyanın dört bir yanındaki ülkeler, çeşitli mülahazalarla, doğmaya yüz tutmuş bir bebeğin yok edilmesine izin verilmesine yanaşmazlarken, Türkiyede, talep olmadığı halde askeri yönetimin son günlerinde kürtajın serbest bırakılmasını nasıl açıklayabiliriz Böyle bir açıklamanın mutlaka yapılması gerekiyor...
Tek erkek çocuğa sahip olduğu için üzüldüğü anılarından açıkça hissedilen, üç kızını ve damatlarını da işine ortak ettiği halde her işe yetişemediğinden şikayet eden işadamı Vehbi Koç, başkalarının daha az çocuğa sahip olması için niçin bu kadar yırtınıyor acaba Bu insanların amacı Türkiyede de, bir milyarlık Çinde olduğu gibi, her birinin ayrı sorunu bulunan birer çocuklu ailelerin çoğalmasını mı sağlamak Böyle bir amaçla neyi, nasıl bir Türkiyeyi hedeflemiş oluyorlar ..
Kürtajın öncelikle kadınların vücutlarına, sonra da yetişecek yeni gürbüz bir nesle karşı işlenmiş büyük bir haksızlık olduğuna inanıyoruz..
Başbakan Özal, 70 milyonluk Türkiye hasreti çektiğini sık sık tekrarlarken, hastanelerde hasretin giderilmesine giden yol hergün biraz daha uzaklaştırılıyorsa, bu biraz tuhaf değil mi
ÜÇ ÇOCUK VE KÜRTAJ DEVLET KARARI MI
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan önce herkese 3 çocuk tavsiyesinde bulundu..
Gittiği her nikah merasiminde ve değişik platformlarda bu düşüncesini açıkça beyan etti...
Haliyle Erdoğanın bu talebi bir kısım çevrelerde şiddetle eleştirildi.
Şimdi de yine nüfusla bağlantılı olarak kürtajın yasaklanması gerektiğini Uludere Faciası ile birlikte andı...
Tüm bunlar bir noktanın altının çizilmesini gerektiriyor;
Başbakan Erdoğan Türkiyede nüfusun artmasını isterken kendi kişisel görüşlerini mi serdediyor, yoksa bu bir devlet kararı mı
Sizce, hangisi
NOT: Bugün 4 Haziran 2012. Uyan da balığa gidelim... 2012 yılında yeni Anayasa vaadini sıcak tutmak adına... 2012den 5 ay dört gün daha eksildi. Yeni sivil anayasanın yazımına nihayet başlandı, ilk cümleler ortaya çıktı... Ama takipçisiyiz...