İnsan zamanı verimli bir şekilde kullanabilmek için tarihin her döneminde saate ihtiyaç duymuş ve mevcut imkânları değerlendirerek kullanışlı araçlar üretmiştir. Eski Mısır’da yer alan güneş saatleri, kum saatleri, su saatleri, kol saatleri insanların zamanı verimli şekilde kullanabilmeleri için kolaylık sağlamıştır. Salvador Dali’nin meşhur tablosu “Eriyen Saatler” ise sadece zamanın taksimi için değil, hoyratça kullanımına ve çürümüşlüğüne de vurgu yapıyor. “Eriyen Saatler” insanı zamanın bir imkân olduğu noktasında uyarıyor ve vaktin nasıl akıp gittiğine dikkat çekiyor.
“Eriyen Saatler” tablosuna yıllar önce bir psikanalitik bakışlar sempozyumunda rastlamış ve resme kendimce anlamlar yüklemiştim. Zira Dali vaktin acımasızca tüketilmesini ve kokuşmuşluğu bu meşhur tablosunda gizemli sembollerle ifade etmiş ve zamanın insan hayatındaki yerini özetlemiştir. Sürrealizmin en gözde eserlerinden biri olan “Eriyen Saatler”, zengin mesajlar ihtiva ediyor ve insanın hayal gücünü zorluyor.
Resmin bütününden varlık âleminin akışını, toplumların kokuşmuşluğunu, insanın zamanı kullanma noktasındaki bilinçsizliğini ve kirlenmişliği çıkarabilirsiniz.
Zira Dali zamanı merkezi bir noktada konumlandırmış ve her şeyin zamanın içinde mümkün olabileceğini ima etmiştir.
“Eriyen Saatler”de şu üç hususun öne çıktığını görürsünüz: Akan saatler, saatlere üşüşen sinekler ve tabloda ağırlıklı olarak kullanılan kızılımsı renk…
Saatlerden birinin üzerinde sineklerin yer alması diğerinin ise karıncalar tarafından taşınması zamanın geçiciliğini ve dayanıksızlığını sembolize ediyor. Eserin arkasında bulunan manzara ve erimiş saatlerin insan figürü ile aynı yerde bulunması ise insanın, geçip giden zamanın ve dünyayı kirleten çürümüş fikirlerin farkında olmadığına işaret ediyor.
Rivayete göre Dali bu eserini Freud’un “Rüyaların Yorumu” adlı eserinden etkilenerek inşa etmiş ve psikanalizden fazlasıyla etkilenmiş.
Yani eserin psikolojik bir boyutu da var.
Eserinde Dali bireylerin zaman algısını küllüğün üzerindeki karıncalarla sembolize ediyor, eriyen saatin üzerindeki sinekler ile de zamanın ve mekânın kokuşmuşluğunu özetliyor. Dali zamanın mekândan bağımsız olduğunu fakat insanın bu gerçeğin farkına varmadığına işaret ediyor.
Zaman silik bir iz gibi sonsuzluğa doğru akar ve terkisine taktığı her şeyi alıp götürür. Bütün varlık âlemini öğüten, dönüştüren ve sürükleyen bir değirmen gibidir zaman…
İnsan ise tıpkı eriyen saatler gibi zamanın mizacına göre yön ve şekil değiştirir.
Dünya durmaksızın devir daim eder ve her şey sonsuzluğa doğru akar fakat nedense insanoğlu hep yaşadığı ana odaklıdır ve bu hızlı akışın farkına varamaz.
İnsan… Acziyetinin, yoksulluğunun, ihtiyaçlılığının farkında değildir ve renklerin, seslerin, kargaşanın, çatışmaların, şiddet ve desiselerin içinde kaybolup gider. İnsan… Zamanın içine doğar… Zaman ise Ağustos güneşine terk edilmiş bir buz kütlesi gibidir, ağır ağır eriyip toprağa doğru akar fakat insan ne başının üzerindeki güneşin ne de gün batımı uykuya dalan varlık âleminin farkındadır. İnsan eriyen zamana mizacının ve hayallerinin renklerini verir. Kimi zaman eğlenceye, kimi zaman hüzne, kimi zaman vuslata, kimi zaman sevgiye dönüşür zaman ve kanatlarına takıp götürür nice hayatları.
Zaman iyiliği seçenlerin hayatlarında bahara, kötülüğü seçenlerin dünyalarında ise kara kışa dönüşür.
Kim neyi tercih ediyorsa, kim neyi arzu ediyorsa zaman onun yanında yer alır ve her şey kendi mizacını ortaya koyar.
Dali’nin eserinde zamanı temsil eden saatlerin kırmızıya çalması yerküreye, saatlerin akışı ise geçmişe ve geleceğe işaret eder.
Tarih ağacının zeytin ağacı ile sembolize edilmesi ise oldukça manidardır.
Dali resmettiği saatler üzerinden, insana, hayata, dünyaya ve zamana vurgu yapmıştır ki, bunların hiçbiri diğerinden bağımsız değildir.