Erenköy Direnişi (2)

Abone Ol

DİRENİŞİN KAHRAMANI ALBAY ALİ RIZA VURUŞKAN

Kanlı olayların duyulması üzerine Türkiye’ye okumak üzere gelen ve aralarında sıkı bir örgütlenme olan Kıbrıslı üniversite gençliği derhal harekete geçti. Devlet yetkilileri ile görüşerek adaya gidip savaşmak için izin istediler. İlk etapta İsmet İnönü tarafından istekleri reddedilse de yaptıkları ısrarlı eylemler ile isteklerini kabul ettirdiler. Devletin desteği ile Türkiye ve İngiltere’den gelen yüzlerce üniversite öğrencisi Ankara yakınlarında her türlü silahı da kullanabilecekleri askeri bir eğitim aldılar. Kısa sürede beklenenden de daha başarılı bir sonuç alan gençler daha sonra Anamur’dan hareket ederek “Bereket Yolu” ile deniz üzerinden Kıbrıs’a giderek Erenköy’e geçtiler.

Erenköy, Kıbrıs adasının kuzeyinde yönü Türkiye’ye bakan fakir bir balıkçı kasabasıydı. Çevresindeki diğer 4 köyle beraber nüfusun tamamı Türklerden oluşuyordu. Olaylar başlayınca Rum çeteciler bu bölgede ilk olarak stratejik Erenköy’e saldırmış ve birkaç kişiyi şehit etmişlerdi. Bunun üzerine Erenköy halkı daha başlangıçta silahlanmaları gerektiğini anlamış ancak adada silah bulamayacakları için küçücük tekneleri ile büyük Akdeniz sularına açılarak Anamur ilçemize çıkmayı başarmışlardı. Ardından Erenköy-Anamur arasında kimi zaman azgın sularla, kimi zaman Rum, kimi zaman İngiliz gemileriyle kahramanca mücadeleler ederek ve yeri geldiğinde canlarını ortaya koyarak silah alışverişi sağladılar. Böylece Erenköy, adada Türkiye’ye açılabilen ve silah temin edilebilen tek yer olmuştu. Genç mücahitlerin de direniş merkezi Erenköy olmuştu. Türkiye ve İngiltere’den gelen yaklaşık 500 kişilik Kıbrıslı genç mücahit, az sayıdaki yerel halkla birleşip Rumlara karşı Albay Ali Rıza Vuruşkan liderliğinde Türk Mukavemet Teşkilatı altında mücadeleye başladı. Rıza Vuruşkan, üst düzey askeri kabiliyetleri ile TMT mücahitlerini savaş makinesine dönüştürmüş ve onlardan tam anlamıyla askeri bir birlik oluşturmuştu. Kimse genç öğrencilerden bu seviyede bir başarı beklememişti.

Ancak ne olursa olsun Rumların hem silah hem de asker sayısı kıyaslanamayacak kadar çoktu. 500 kişilik direniş grubuna karşı, karada ağır tank ve top birlikleri, denizde hücumbotlarla ve havada jet ve helikopterlerle desteklenen tam teçhizatlı 10 bin askerleri vardı. 5 Ağustos’ta başlayan Rum hücumu sonunda kısa zamanda 4 Türk köyü teslim alınmış ve genç mücahitler kalan tek köy olan Erenköy’de mevzilenmişti. Erenköy’de durum çok kritik bir hâl almıştı. 5 köyün halkı burada toplanmıştı. Mücahitler şimdi hem çoluk çocuk, kadın-erkek, genç-yaşlı bu mazlum insanları korumak ve hem de son mevziyi asla terk etmeyerek vatanlarını savunmak zorundaydı.

Erenköy karada 3 taraftan ve karşıda ise denizden gelen hücumbotlarla tamamen kuşatılmıştı. Durumun vahametini gören mücahitler, aynı zamanda karargâh olarak kullandıkları bir mağaraya sakladıkları kadın ve çocukları BM yetkilileri ile buradan uzaklaştırarak güvenli bölgeye aldırmak istediler ise de kadınlar buna karşı çıktılar.

Savaşan eşlerini asla yalnız bırakmayacaklarını ve en sonunda beraber öleceklerini söylediler. Toplandıkları alanın önlerine bombaları koydurarak Rumlar buraya girmeden, bu mühimmatları patlatarak Rumların eline geçmeden ölmek üzere planlarını yaptılar. 8 Ağustos’ta 10 bin kişilik ağır teçhizatlı birlikleri ile Rum saldırısı başladı. 4 taraftan kuşatılmış küçücük bir sahil çanağı içerisinde 500 genç mücahit, tam anlamı ile kapana kıstırılmıştı. Birkaç saat içinde hepsi şehit olacaklarını anlamışlardı. Ancak buna rağmen kahramanca çarpışıyorlardı. Fakat saatler ilerledikçe mühimmatlar da bitme seviyesine gelmişti. Rumlar onca güçlerine rağmen mücahitlerin mühimmatları bitmese Erenköy’e giremeyeceklerdi.