“Yeni parti kuruldu kurulacak” söylentilerinin ayyuka çıktığı dönemde Bülent Arınç bir çıkış yaparak, “Kim giderse gitsin biz AKP’deyiz” diyerek “birlik ve beraberliğin” önemini vurguluyor.
Ama bu açıklama “zoraki bir birlik ve beraberliğe davetten” öteye anlam taşımıyor. Zira iktidar partisi AKP’de “taşlar yerinden oynayalı” bir hayli zaman geçmiş bulunuyor.
Kılıçlar çekilmiş ve henüz adı konulmamış bir savaş ilan edilmişken “bu çatı altında yeniden birleşebiliriz” diye konuşmak pişmiş aşa su katmak değilse nedir?
Arınç’a göre kırgınlıklar küskünlükler olabilirmiş. Bunların telafisi çok kolaymış. O’na göre Erdoğan bir çağrı yaparsa mesele hallolurmuş!
Yok yaaa! Ne desin şimdi Erdoğan? Erdoğan’ın, “Haydin arkadaşlar hepiniz yeniden trene doluşun yola çıkıyoruz” demesi mi bekleniyor?
Erdoğan seçim öncesinde kaç kez, “Bu trenden inen bir daha binemez” demedi mi?
Arınç, Erdoğan’ın bu sözlerini duymamış olabilir mi?
“Efendim o seçim öncesiydi, şimdi ise seçim sonrası şartlarına göre politika geliştirmeliyiz” deniliyorsa Erdoğan’a en büyük fenalık yapılıyor demektir. Bu teklifin, “Seçim öncesi dediklerini unut, şimdi tam tersini söyle” demekten başka bir anlamı var mı? Hem yeniden AKP çatısı altında buluşulsa ne değişecek ki?
Varsayalım ki taraflar birbirleri hakkında söyledikleri her şeyi unutmuş olsunlar. Bir süre sonra yine eskisine benzer suçlamalar ile birbirlerine girmeyecekler mi?
İşte bu noktada Arınç yanılıyor.
Ve kırgınlıkların küskünlüklerin telafisinin çok kolay olduğunu iddia ediyor. AKP çatısı altında bu işi başarmanın deveye hendek atlatmaktan daha zor olduğunun farkında değil.
Yapılması gereken insanları zoraki bir arada tutmaya çalışmak yerine bir an evvel yollarını ayırmalarına yardımcı olmaktır.
Akıntıya kürek çekmektense ya da suyu yukarı doğru akıtmaya uğraşmaktansa yapılması gerekeni yapıp herkesin kendi yoluna gitmesinin önü açılmalıdır. Evet, AKP elbisesi bir hayli yıpranmış bulunuyor.
Bu elbisenin dikiş tutmasını artık kimse beklememelidir!