Erdoğan ‘dindar nesil yetiştireceğiz’ demişti… Şimdi öz eleştiri yapan seçmenler neden suçlanıyor?

Abone Ol

Bugün aslında başka bir konu yazmayı düşünüyordum.

Hatta AK Parti’nin kendi iç tartışmalarına dönük yazmak da çok iştah duyduğum bir alan değildi.

Fakat bazı gündemler var ki, konuşulmadığında insanlar suskunluğu da bir kanaat olarak okumaya başlıyor.

Bu yüzden düşüncemi açıkça ifade etmeyi tercih ettim.

Son günlerde sosyal medyada dolaşan bazı görüntüler üzerinden yeniden aynı tartışma başladı.

AK Parti’nin gençlik etkinliğinde ortaya çıkan görüntüler bazı çevrelerde yeniden “dindar nesil” meselesini gündeme taşıdı.

Burada baştan söyleyeyim:

Kimsenin nasıl eğlendiğiyle, ne giydiğiyle uğraşmak gibi bir niyetim yok.

Mesele gençlerin dans etmesi de değil.

Mesele; verilen söz ile ortaya konulan iddia arasındaki mesafedir.

Çünkü yıllarca bu ülkeye sadece ekonomik dönüşüm değil…

Aynı zamanda kültürel ve ahlaki bir dönüşüm de vaat edildi.

“Dindar bir nesil yetiştireceğiz” denildi.

Bu sözü duyan insanlar bunu sıradan bir seçim sloganı gibi görmedi.

Evinde savundu.

Çocuklarını buna göre yetiştirdi.

Çevresinde bunun mücadelesini verdi.

Bazen bu sözleri savunduğu için eleştirildi.

Şimdi aynı insanlar dönüp soru sorunca neden rahatsız olunuyor?

Soru şu:

Ortaya çıkan tablo, yıllarca anlatılan ideal ile ne kadar örtüşüyor?

Bu soruyu soran insan düşman mı oluyor?

Burada beni düşündüren başka bir durum daha var.

Kendi seçmeninden gelen en küçük öz eleştiri bile artık bazı çevrelerde hemen başka yere yazılıyor.

Bir şey söylüyorsunuz…

Bir bakıyorsunuz:

“Karşı mahalleye çalışıyorsun…”

“CHP dili kullanıyorsun…”

“Saadetçi oldun galiba…”

Hatta bazen alaycı şekilde şöyle cümleler kuruluyor:

“Abi paylaşımlara bakınca sanki siz karşı mahalleye değil de yan mahalleye selam veriyorsunuz gibi… Size Saadetler mi dilesek?”

İnsan gülümsüyor ama altında ciddi bir mesele yatıyor.

Çünkü insan şu soruyu sormadan geçemiyor:

Kendi seçmeninden bu kadar eleştiri gelirken AK Parti neden sürekli başka mahallelerin onayını arayan bir görüntü veriyor?

Yıllarca savunulan bazı hassasiyetler geri plana atılıyor algısı oluşuyorsa…

İnsanlar da doğal olarak soruyor:

Biz yıllarca neyi savunduk?

Dün yanlış dediğimiz bazı şeyleri bugün eleştirmek neden zorlaştı?

Öz eleştiri yapmak ne zamandan beri ihanet sayılıyor?

Bir de insanın dikkatini çeken başka bir durum var.

Çeyrek asırdır aynı partiye oy veren, en zor dönemlerde yanında duran, çevresinde savunan insanların en küçük eleştirisine bile artık tahammül gösterilememesi düşündürücü.

Dün alkışlayan kıymetliydi…

Bugün soru sorunca mı değersiz oldu?

Yıllarca aynı partiye oy vermiş bir insan çıkıp;

“Ben burada bir çelişki görüyorum” dediğinde…

“Verilen söz ile ortaya çıkan sonuç arasında mesafe oluştu” dediğinde…

Onu hemen karşı mahalleye yazmak ne kadar doğru?

Çünkü sadakat başka şeydir…

Kayıtsız şartsız susmak başka şey.

Siyasi bağlılık; aklı kiraya vermek değildir.

Tam tersine, en samimi eleştiri çoğu zaman en içeriden gelir.

Bir hareket kendi seçmeninin sesini duymayı bırakırsa, bir süre sonra alkış duyar ama nabzı kaybeder.

Ve belki de bugün asıl mesele muhalefetin eleştirisi değil…

Çeyrek asırdır destek veren insanların ilk defa yüksek sesle sormaya başlamasıdır.

Çeyrek asırlık iktidar boyunca dikkat edin…

Hangi konuda çok iddialı cümleler kurulduysa, insanlar yıllar sonra dönüp sonuçla kıyas yapmaya başladı.

Yolsuzlukla mücadele…

Ahlaki dönüşüm…

Özgürlük…

Liyakat…

Birçok başlıkta insanlar bugün dönüp muhasebe yapıyor.

Ve eleştirinin özü şu:

İnsanlarımızın duyguları, değerleri ve hassasiyetleri siyasetin diliyle büyütüldü ama birçok insan bugün dönüp “acaba içi boşaldı mı?” diye sormaya başladı.

Üstelik bu bir anda olmadı.

Azar azar oldu.

Öyle azar azar oldu ki insanlar fark ettiğinde çeyrek asır geçmiş oldu.

Ve insan ister istemez şu soruyu da soruyor:

Yıllarca CHP eleştirildi.

“CHP gelirse…” diye başlayan yüzlerce cümle kuruldu.

Peki bugün dönüp bakınca…

Eleştirdiğiniz hangi yanlış tamamen ortadan kalktı?

Bugün hâlâ “CHP gelirse ne olur?” korkusu üretiliyorsa, insan ister istemez şunu soruyor:

Çeyrek asırlık iktidarın ardından CHP’ye hangi günah kaldı ki hâlâ bütün korkular geleceğe erteleniyor?

Yoksa bazı uygulamalar, bazı refleksler ve bazı alışkanlıklar sadece isim mi değiştirdi?

Çünkü uzun süre iktidarda kalmanın en büyük riski; eleştirdiğine benzemeye başlamaktır.

Ve belki de bugün insanları rahatsız eden şey iktidarın hata yapması değil…

Yıllarca eleştirdiği şeyleri yaparken bunu hâlâ değişim diye anlatmasıdır.

Kur’an’da Ra’d Suresi 11. ayette şöyle buyruluyor:

“Şüphesiz ki Allah, bir kavim kendi durumunu değiştirmedikçe onların durumunu değiştirmez.”

Belki bugün ihtiyaç duyulan şey yeni sloganlar değil…

Biraz daha samimi muhasebe.

Çünkü insanlar artık daha yüksek ses değil…

Söylenenle yapılan arasındaki mesafenin kapanmasını görmek istiyor.