Ramazan oruç ayı olmasının yanı sıra aynı zamanda tefekkür ayıdır. Orucun insanı mûnisleştirmesi özellikle tefekkürü öne çıkartmaktadır. Oruç insanın yaratanını düşünerek, varoluş hikmetini bilmeye ve anlamaya çalışmasına bir vesiledir. "Bildim seni ey Rab bilinmez meşhur" diyebilmek için düşünmek lâzımdır. Bu ramazan her türlü müfsidin ifsadına rağmen güzel geçti.
Düşünmenin nimet olması düşüncenin süblime edilmesiyle doğru orantılıdır. İnsan Allah ın mükemmel varlık olduğunu düşünürken en son gaye olduğunu fark eder. Kâinatın tabii işleyişi de, içten gelen bir yönelişle O nu taklit eder. O na ulaşmaya ve O nun gayesine katılmaya çalışır. Bu hal irade için tabii bir imkândır. Bütün mesele iradenin "doğru" yönlendirilebilmesidir. Çünkü doğru iradî hareketin kriteri burada kendini belli etmektedir.
Varlıklar yaratılışlarından kaynaklanan bir zaruretle Allah a yönelmelerine karşılık, insan iradesini kullanarak ve isteyerek yönelir. Allah doğal olana yani tabiattaki işleyişe, insanı doğruya iletecek işaretleri de yerleştirmiştir.
Bu sebeple tabii olan ile doğru iradî belirlenim arasında bir paralellik vardır. Böyle bir halin sonucu olarak insan, evreni taklit ederek "evreni var eden"e ulaşabilir. Çünkü tabii düzen ile insandaki aklî işleyiş aynı ilkelere göre çalışmaktadır.
Toplumsallık ve bunun kaçınılmaz sonucu olan toplumsal yönetim biçimleri tabiatın mecbur ettiği bir neticedir. Fakat onun sebepleri ve sonuçları iradenin etkinlik alanına girmektedir. Dolayısıyla toplumlar ve siyasî anlayışlar iradî düzenlemelerdir.
İnsanın her türlü etkinliği aşkın (teolojik) bir amaca yönelik olduğu için, onun iradî bir etkinliği olan siyasî oluşumlar da belli bir gayeye yönelik olarak kurulurlar. Bu sebeple insan, toplumun gayesini de kendisi belirler. Gayelerin farklılığı mutlulukların farklılığını içerir, fakat hepsinin ötesinde insanın metafizik özüne uygun tek bir mutluluk vardır, o da toplumun mükemmelliği ile elde edilir.
Büyük, orta ve küçük toplumlar
İslâm felsefesinin kurucusu büyük düşünür Fârâbî, mükemmel toplumları büyük, orta ve küçük olmak üzere üç kategoriye ayırır. Bunların dışında kalan köy, kasaba ve mahalle çevresinde oluşan toplulukları eksik olarak niteler. Büyük toplumlar birçok milletten, orta toplumlar tek milletten, küçük toplumlar tek bir şehirden meydana gelirler. İnsan en yüksek yetkinliğe ancak büyük toplumlarda ulaşabilir.
Fârâbî nin mutluluk için "medine"yi (şehir) bir şart ve standart olarak belirlemesi, onu sadece ruhsal olarak algılamadığının da bir göstergesidir. Şehirde insanın farklı ihtiyaçlarının karşılanmasını hedefleyen bir yardımlaşma, dayanışma ve iş birliği vardır. Bunlar insanın mutluluğuna hizmet eden maddî ve mânevî yetkinlikleri elde etmesine yardımcı olur. Böylece bedenin ihtiyaçlarının karşılanması da mutluluğun kapsamına girmektedir.
Fârâbî ye göre erdemli olmakla, belirlenen amaç arasında sıkı bir ilişki vardır. Amacın niteliği, o amacı hedefleyen davranış ve davranışlar bütününün niteliğini de belirler. Meselâ gerçek mutluluğu gaye edinen davranış iyi, ona giden yolda engel teşkil eden davranış kötüdür.
Fârâbî bu anlayış doğrultusunda toplumları da amaçlarına göre genel olarak erdemli ve erdemsiz olmak üzere ikiye ayırır. Amaç söz konusu olunca, kriter olarak devreye mutluluk girmektedir. Gerçek mutluluğa ulaşmak için kurulmuş toplumlar erdemli, sahte mutluluklara ulaşmak için kurulanlar ise erdemsizdir.
Fârâbî ye göre bireyin varlığının amacı mutluluk, mutluluğa ulaşmanın vasıtası da toplumdur. Ahlâk, toplumun parçası olarak bireyin davranışlarına yön vermeye çalışırken, siyaset aynı işi toplum düzeyinde gerçekleştirmenin yollarını araştırır. Dolayısıyla toplum, insan hayatı için vazgeçilmez bir vasıtadır.
İnsanların eşit olmayan yatkınlıklarda yaratılmış olması, insanın varlık amacı olan mutluluğu bir yönetim, eğitim ve öğretim sorunu haline getirmektedir. Çünkü her birey mutluluğun ne olduğunu, bu konuda nelerin yapılması gerektiğini kendi başına bilemez. Dolayısıyla insanların büyük çoğunluğunun bir yol göstericiye ihtiyacı vardır.
Bilme ve yapmanın yanı sıra toplum, yöneten ve yönetilenler alanı olarak görünmektedir: En üstte, en altta ve ortada bulunanlar En altta bulunanlar "yönetilme" tabiatına sahiptir.
En üstte bulunanlar ise düşünme ve irade kullanma bakımından mükemmel olup "yönetme" özelliğine sahiptirler. Ortada bulunanlar ise alttakilere göre yönetici, üsttekilere göre yönetilendir.
Eğitim ve öğretim alanında olan ve mutluluk stratejileri geliştirme noktasında bulunanlar ise, üstünde başka biri bulunmayan yöneticidir. Diğerlerine oranla o, mutlak anlamda yöneticidir.