İki sene önce şeker hastası eşimi kaybettim. İki kız
annesiyim. Çocuklar üniversiteye gidiyorlar, eşimden aldığım emekli maaşı
yetmediğinden kendim de çalışıyorum. Komşular, yardım derneklerine git ve
durumunu anlat diyorlar. Ama ben çok zor durumda kalmadıkça şahıs ya da
kurumdan yardım almayı uygun görmüyorum. Fakat bu yıl her zamankinden daha zor
geçti. Kışın gelen doğalgaz faturalarını dahi ödeyemedim. Komşumun aracılığıyla
bir yardım kurumundan destek istedim. Neredeyse bir torba evrak istediler.
Götürdüm verdim. İki hafta sonra aradılar gelmemi istediler. İçeri girdiğimde
kendimi çok kötü hissettim, geri dönmek istedim ama o yardıma ihtiyacım vardı.
Kurumda çalışan personel, sert bir üslupla uyarıyor ve yardıma ihtiyacım olup
olmadığını anlamak için beni sorguya çekiyordu. Aşağılandığımı hissettim. Onca
evrak getirmiştim buna rağmen kuşku ile yaklaşıyorlardı. Personel yardıma ihtiyaçlı
olduğum konusunda ikna oldu ve sessizce beklememi söyledi. Bekledim, kimse
kimsenin yüzüne bakmıyordu. Az sonra ismim okundu sonra elime bir zarf
uzatıldı. Ortam çok soğuk ve sıkıcıydı. Dışarı çıktığımda derin bir nefes
aldım (Zehra S)
Eskiden yardımlar doğrudan yapılır ve veren kişi ihtiyaç
sahibini incitmemek için azami gayret gösterirdi. Vermenin bir usulü vardı ve
ihtiyaç sahibi kendini rencide edilmiş hissetmezdi. Yardımlaşma iki kesim
arasındaki uçurumu ortadan kaldırır ve gönülleri birleştirirdi. İnsanlar
tanısınlar tanımasınlar ihtiyacı olana el uzatır ve bunu insanlık borcu
bilirlerdi. Yardımlaşmanın sosyal ve duygusal pek çok faydaları vardı.
Günümüzde ise her şey aslını kaybediyor. Modern dünyada
devletin gitgide büyümesi ve hayatın her alanını etki altına alması insanların
kendi aralarında oluşturdukları biz duygusunu zayıflatıyor. Bununla da kalmayıp
insanların sahip olduğu erdemleri kurumsallaştırarak kişiler arası paylaşımı
ortadan kaldırılıyor. Yardım faaliyetleri artık kurumlar eliyle yapılıyor
İnsanlar mesuliyetlerini devlete, derneklere, vakıflara bırakarak işin içinden
çıkıyorlar.
Kırsal hayatta insanlar, yoksulun ihtiyacını karşılamanın
bireysel bir görev olduğunu düşünür ve böyle durumlarda ne yapmaları
gerektiğini bilirler. Modern kentlerde ise sorumluluğu kurumlara bırakan
insanlar, bir süre sonra duyarlılıklarını kaybediyorlar. Modern insan açlıktan
ölen yaşlıyı gördüğünde, devlet baksın deyip geçiyor. Kavga eden iki kişiyi
ayırmak yerine, başını çevirip yoluna devam ediyor. İmdat diye bağıran kişiyi
gördüğünde bana ne deyip aldırmıyor. Yardımların doğrudan yapılması kişilerin şefkat
ve empati duygularının gelişmesine katkı sağlamaktaydı. Bu çalışmaların
kurumlara devredilmesi neticesinde ise insanların empati duygusu zayıfladı ve
kimse kimseyi anlamaz oldu. Artık ihtiyaç sahipleri soğuk duvarlar arasından
geçip, asık yüzlü personelle karşılaşıyor ve kendilerini çaresiz hissediyorlar.
Alanla veren arasında bir bağ kurulamadığı gibi alan kendini güçsüz veren ise
muktedir hissediyor.