Aşk Risalesi, Tabiat Risalesi, Savaş Risalesi ve Ölüm Risalesi bölümlerinden oluşan Risaleler* adlı şiir kitabında Erdem Bayazıt, Ölüm Risalesi nin metaforu olan "ölüm" olgusunu Sokrates imgesi bağlamında geliştirir. Ama önce şiiri okuyalım: "Bir Portre."
"Engin sâkin berrak bir denize
Uçsuz bir kumsaldan ağır ağır
Nasıl yürürse insan
Sokrates öyle yürüdü ölüme.
Tilmizleri ağlaşırken
o vasiyet ediyordu:
-Asklepyos a bir horoz borçluyuz
Unutmayınız.
Ne tuhafsınız dostlar
Güçsüz kadınlar gibi ağlaşmak niye
Yükselmek varken ölümsüzlüğe.
İnanca sahip olmak
İnsan olmanın şartı
Kölelikler içinde en onulmaz kölelik
Hayatın ölümcül yanına
Takılıp kalmak değil mi
İlkin ayaklarında duydu Sokrates
Zehirin soğukluğunu
Ve yavaş yavaş ölüm
Yükseldi göğsüne çenesine
Dudaklarında donan son bir tebessümle
Bir işâret taşı da böylece
Sokrates dikmiş oldu ölüme."
Temiz, ışıltılı, sağlam ve ana imgenin (ölüm) başat hale getirilmesini dolaysız bir tasvirle gerçekleştirme, sanıyorum, Erdem Bayazıt ın şiir üslûbunun belirgin ve çarpıcı özelliğidir. "Bir Portre"de bu özelliği açık bir şekilde görüyoruz. İlk dört mısra, çeşitli kültürlerde, bu arada eski Yunan düşüncesinde ve sanatında yoğun tartışmalarla örülen "ölüm" olgusuna Sokrates in yalın bir mantıksal çıkarım (İstidlâl) ile ulaştığı temel düşüncesini buluyoruz. Nasıl bir çıkarımda bulunmuştu Sokrates Gayet basit, yalın bir çıkarımla: Eğer ölüm mutlak bir son ise korkuya gerek yoktur. Çünkü yaşanılan hayatın sıkıntıların, yoksunlukların vb. bitmesi demektir. Yok eğer bir son değil, yeni bir hayatın başlangıcıysa, o takdirde hoşnutlukla karşılanması gerekir. Zaten Sokrates böyle düşünüyor ve inanıyordu. Bütünüyle gerekçesiz ve haksız olan yargılanma sonucunda verilen ölüm hükmünü kabullenirken, bir başka temel sorunu öne çıkartarak vurgular. Bu sorun ahlâkî erdemdir. "Yasaya itaat" Sokratik erdemin önkoşulsuz sıkı sıkıya bağlı olduğu ahlâkın kendiliğinden kuralıdır.
Kratylos, Kriton gibi yönetim aygıtı içinde olanların yanında, Platon gibi genç olanların planladıkları kaçma tasarısını reddederken dayandığı gerekçe, işte bu "yasaya itaat" erdemi olacaktır. Çünkü ahlâkın asıl istemi vicdanî olanın buyruğuna uymak suretiyle gerçekleşir ve erdemli kişiliğin kurulması ancak böylece mümkündür.
Hükmün infazında hücrede Kriton vardır. Tabii bir de cellat. Son anda Kriton a, Asklepios a bir horoz adadıklarını, adağı yerine getirme imkanının artık sözkonusu olmadığını belirterek, bunun yerine getirilmesini vasiyet olarak ister: "Asklepyos a bir horoz borçluyuz." Yerine getirilme şartları, bir bakıma, ortadan kalkmış görünse bile, adak artık "borç" halini almıştır Sokrates in nazarında.
Kuşkusuz Sokrates in mücadelesi, bir inanç ve düşünce mücadelesiydi. Bu öyle bir mücadeledir ki, durmak, kendiliğinden geri adım atmak, dolayısıyla varoluşuna karşı gelmek ve yokluğa mahkûm olmakla eşanlamlı bir mahiyetteydi. Sürdürmek, tek seçenekti. Erdemli kişiliğin gerçekleştirilmesi bir yandan, ölümsüzlüğün sınırını geçmek diğer yandan bu seçeneğin doğal tezahürleriydi: "Bir işaret taşı da böylece dikilmiş" olacaktı. OIdu. "İnsan olmanın şartı" bunu içerdiği gibi, "Kölelikler içinde en onulmaz kölelik"e sardıran "Hayatın ölümcül yanına (...) Takılıp kalmamak"ı da öngörüyordu.
Erdem Bayazıt ın Sokrates i ne kadar dar bir zamanda insan olmanın erdemine çağırıyor bizi.
(*) Risaleler, Akabe Yayınları, 1. Basım, 1987İstanbul