Erbakanın yolu ve Başbakan

Abone Ol

Başbakan Sayın Erdoğan iki de bir “Yolumuz Erbakan’ın yolu!” ya da “Liderimiz Erbakan!” ve benzeri söylemlere sarılıyor.

Partisinin siyasetine ve hatta siyaset anlayışına bakıldığında, Merhum Lider Erbakan ve onun partisi olan Saadet Partisi’nin siyaseti ile taban tabana zıt olduğunu herkes görüyor.

Bu yazımızda bu zıtlığı dile getirmeyeceğiz. AK Parti ilk seçimleri kazandığında sevinç çığlıkları arasında onu gömdükleri ve üstüne beton döktükleri yolundaki açıklamalara da değinmeyeceğiz.

Bu konuları daha önce bu köşemizde “İbrik Otu” adıyla tahlil etmiştik. İlgilenenler internetten bulabilirler.

Biraz daha derine ineceğiz. Merhum Liderimiz Erbakan henüz hayatta iken yaşanan olaylara bakarak, Erdoğan’ın bu söylemlerinin nasıl gerçeklere ters olduğunu anlatmaya çalışacağız.

Merhum Hocamızı yetkisiz mahkemelerde, lehindeki delilleri yok sayarak, yüz kızartıcı sahtekârlık suçu isnadı ile mahkûm etmişlerdi. Hukuk yollarının kavşakları tutulmuş olduğundan yapacak bir şey kalmamış, çaresiz hapse girmesi iktiza etmişti. Ama hastaydı. Yürümekte zorluk çekiyordu.

İşte o son gece Erbakan Hocamızın evinin etrafı emniyet kuvvetlerince sarılmış ve hapse götürülmek istenmişti. Bugün “yolundayız” diye açıklama yapanlar o gün Hocamızı zorla alıp, basının gözü önünde  hapse götürmek istiyorlardı. Belki de kelepçe bile takmaya cüret etmeleri mümkündü. Basının atacağı manşetleri varın hesap edin! Ayrıca da polisler eve gelmeden önce de el altından “Erbakan’ı zorla almaya geliyorlar, onu evden çıkarıp başka yere götürsünler” diyerek bir de haber uçurmuşlardı. Maksat Erbakan Hocamın polisten kaçmak gibi bir fiili işlemesini ve bu küçük düşürücü olayı basında manşet yaparak onu halkın gözünde karalayacaklarını umuyorlardı. Bu sebeple yaşanan sıkıntılar unutulacak gibi değildir.

O gece neler olduğunu söz uzamasın diye yazmıyoruz.

Ertesi günü hastaneye gidilmiş, tekerlekli sandalyeye oturtulan Merhum Erbakan, hasta haliyle o servisten bu servise koşturulmuş ve sağlığıyla ilgili gerçekleri rapora bağlanmıştı.

Sayın Başbakan’ın bu konudaki açıklamaları Erbakan Hocamız hakkındaki gerçek kanaatlerini gün gibi ortaya koymaktadır:

“Hapse girmemek için tekerlekli sandalye ile hastane hastane dolaşan…”

Yorum yapmıyoruz.

Sayın Başbakan, göreve gelmesinden itibaren, eski liderlerin tamamını basının da gözü önünde tek tek ziyaret etmiş, görüşlerinden istifade ettiğini açıklamıştır. Ama biliyor musunuz, bunun tek istisnası Merhum Erbakan’dır Onu asla ziyaret etmemiştir. Eşi Nermin Hanımefendi’nin vefatındaki birkaç dakikalık taziye ziyaretini kimse bu konuda yapılmış bir ziyaret olarak iddia edemez, ki yüz yüze tek görüşmeleri de budur.

Kısa aralıklarla uzunca sayılabilecek bir süre hastanede tedavi gören ve arkasından da aynı hastanede vefat eden Merhum Erbakan Hocamızı, hayatta olan liderler ziyaret ederek helallik almışlardır. Bunlardan birisi de Sayın Süleyman Demirel’dir.

Hastane ve tedavi sürecinde her gün başhekimlikten bilgiler aldıkları sonradan anlaşılan Sayın Abdullah Gül ve Sayın Recep Tayyip Erdoğan, kendisine bir ziyaret yapma ve helallik dileme ihtiyacı duymamışlardır.

Sayın Başbakan’ın düşmüş olduğu tuzaklardan kurtulabilmek için bir dal olarak sarılmaya çalıştığı “Erbakan’ın Liderliği” konusunu gündeme getirmesi asla inandırıcı değildir.

Siyaset alanındaki zıtlıklar zaten vardır da, özelde yukarıda aslını yazdığımız ilişkiler de göstermektedir ki, bu konuda samimi de değildir.

Politika yapmak için insan inanmadığı argümanları bu kadar da kullanmamalı diye düşünmekteyiz.

Bir taraftan Avrupa Birliği’ne girmek için kararlılık vurgularken, diğer taraftan Erbakan Hocamızın ömrünü verdiği İslam birliği hakkında tek bir adımı bırakın, söz bile sarf etmeyip “yolumuz Erbakan’ın yolu” demesi asla inandırıcı değildir. Bu sözler politika cambazlığından öte başka vasıflarla sıfatlandırılabilirse de makama olan saygımız buna engel olur.

Belki bu gerçekleri bilmeden AK Parti’ye iyi niyetle oy vermiş bulunanlar da, Erbakan Hocam hakkındaki bu kanaatlerinin farkında değillerdi.

DELİSİN!

Hocam hayatta olsaydı şimdi;

Şu olurdu bu sözlerin bedeli,

“Bana baksana ey Tayyip Erdoğan,

Delisin sen, delisin be, deli!..”