Şimdi sizlere son derece çarpıcı bir metni aktarmak istiyorum.
Tarih; 24 Ocak 1971.
Yer; TRT ekranı.
Saat; 22:45 Haber Bülteni.
TRT spikeri haberi okuyor:
“Milli Nizam Partisi’nin Kongresi bu akşam sona erdi. Kongrenin kapanış konuşmasını yapan Genel Başkan Necmettin Erbakan, partisinin önümüzdeki yapılacak ilk seçimleri kazanacağını ve kısa sürede en büyük parti haline geleceğini ileri sürdü. Kongre salonunda Atatürk’ün resmine yer verilmemesi ve dini nitelikteki ibareler asılmış olması özellikle dikkati çekti. Milli Nizam Partisi 1. Büyük Kongresi’nin bu akşamki kapanış konuşmasına, sağ elinin işaret parmağını havaya kaldırarak ve Esselâmün Aleyküm diye başlayan Erbakan, “Bu Kongrenin Milli Nizam davasını bir kat daha kuvvetlendirdiğini ve yeni bir devir açtığını” söyledi.
Yurt çapındaki örgütlenme işlerinin titizlikle yürütülmesi gerektiğini belirten Necmettin Erbakan, “Yakın bir gelecekte bir milyon vatan evladının göğsünde Milli Nizam rozetini görmek en büyük emelimizdir.” dedi. Konuşmasında TRT yayınlarından da yakınan Erbakan, davalarının yanlış aksettirilmesini önlemek için bir gazete çıkarılacağını bildirerek, delegeleri ve taraftarlarını bu teşebbüsü desteklemeye çağırdı…”
Milli Gazete’nin ilk nasıl gündeme geldiğini şimdi daha iyi anladınız, değil mi
Erbakan Nasıl İnandıysa Öyle Yaşadı, Radikaldi
Erbakan Haftası sona ermek üzere. Refahyol Hükümeti’nin Başbakanı Necmettin Erbakan’ı bir haftaya sığdırmak elbette mümkün değil ama Hoca’nın bazı hususiyetlerini bu vesile ile kayıtlara geçirmek isterim.
***
Kısa zamanda efsane hizmetlere imza atan Refahyol Hükümeti’nin ilk günleri…
İlk Bakanlar Kurulu…
Erbakan Hoca’nın sağında Başbakan Yardımcısı, DYP Genel Başkanı Prof. Dr. Tansu Çiller, sol yanında Devlet Bakanı Fehim Adak…
Başbakan Erbakan, basın mensupları salondan ayrıldıktan sonra şu duayı yapıyor;
“Euzübillahimineşşeytânirracîm, Bismillâhirrahmânirrahîm.
Elhamdülillâhi Rabbil Âlemîn, Vesselâtü Vesselâmü Alâ Seyyidinâ Muhammedin ve Alâ Âlihî ve Sahbihî Ecmaîn...
Cenabı-ı Hakka bugünleri bizlere gösterdiği için şükürler olsun.
Bakanlar Kurulumuz yüce milletimize hayırlı olsun…”
Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Tansu Çiller bembeyaz kesiliyor…
Daha sonraları, “28 Şubat kararları uy-gu-la-na-cak-tır” kararlı vurgusunu yapan, bir ara da Demirel marifetiyle Başbakan olmayı hayal eden, şimdilerde nedense hesap vermeyen, Çiller’in A Takımı’ndan Sanayi ve Ticaret Bakanı Yalım Erez kıpkırmızı oluyor.
Milli Savunma Bakanı, DYP’li Turhan Tayan hop oturup hop kalkıyor…
Ama Başbakan Erbakan, o her zamanki sakinliğiyle ilk Bakanlar Kurulu’nu bu dua ile açıyor.
Erbakan Hep Rantın Karşısında Yeraldı
Erbakan Hoca’nın Başbakan olarak Havuz Sistemi’ni uygulaması bunun en bariz göstergesiydi. Peki, nedir bu Havuz Sistemi Ülkemizde malum, KİT’ler (Kamu İktisadi Teşekkülü) mevcuttu. Bunların birçoğu zarar eder durumda idi. Şu andaki AKP hükümetinin yaptığının bir benzerini Erbakan öncesi hükümetler de yapıyor ve milletimizin öz sermayesi ile kurulan KİT’leri yok pahasına satıyordu.
Peki, KİT’ler niçin zarar ediyordu ve niçin Erbakan’dan başka kimsenin aklına satmaktan başka çözüm yolu gelmiyordu ya da başka çözüm düşünmek istemiyorlardı
Özal döneminde başlayan bir uygulama ile Devlet (kar eden KİT’ler), elinde bulunan ve fonlarda biriken paralarını kısa vadeler ve düşük faizlerle özel bankalar yatırıyordu. Zarar eden ve paraya ihtiyacı olan diğer KİT’ler ise yine aynı özel bankalardan yüksek faizle kredi alıyorlardı.
Örneğin kar eden “X” KİT kurumu kasasındaki parayı kar etmek amacıyla “D” bankasına yüzde 40 faizle veriyordu. Diğer taraftan ise paraya ihtiyacı olan ve zarar eden “Y” KİT kurumu ise aynı bankaya gidip yüzde 150 faizle borç para alıyordu. Oysa aldığı para aslında bankanın değil, diğer bir devlet kurumu olan kar denen “X” KİT kurumunun parası. Yani rantiyeci “D” bankası “X” kurumundan yüzde 40 ile aldığı parayı “Y” kurumuna yüzde 150 ile satıyor ve yüzde 100’leri aşan faiz karını cebine indiriyordu. Hem de hiç yatırım yapmadan, yeni istihdamlar oluşturmadan
18 Ekim 1996 tarihi bu bağlamda bir dönüm noktası oldu. Öncelikle devlet bankasında “Kamu Ortak Hesabı” oluşturuldu. Kasasında parası olan devlet kurumları parasını bu hesaba yatırdı, yine paraya ihtiyacı olan kurumlar da özel bankalara değil bu devlet bankasına başvurarak hesaptaki paradan -devletin kendi parasından- faydalandı. Yani 18 Ekim tarihinde rantiyenin musluğu bir anda kapatıldı. 28 Şubat senaryolu asparagas gazete manşetleri de bu tarihten sonra atılır oldu.
Havuz sistemi ile sekiz ayda 6,5 milyar dolar rantiye yerine milletin kasasına girdi. İşte bu para ile memur, işçi, emekli, esnaf ve çiftçinin yüzü güldürüldü. Yüzde yüzleri aşana maaş zamları gerçekleştirildi.
Demirel tarafından kara delik olarak nitelendirilen KİT’ler, bir yıllık Erbakan Hükümeti zamanında hem 6,5 milyar dolar tasarruf sağladı hem de 2 milyar dolar kar etti.
Erbakan Haftası’nda bu en kritik noktayı anlatmamak olmazdı…
Konya’da Erbakan’ı Anlamak…
Konya; Milli Görüş Hareketi’nin siyasi kulvardaki “ilk” durağı…
Erbakan, parlamentoya ilk Konya’dan adımını attı.
Saadet Partisi Konya İl Başkanlığı tarafından düzenlenen “Erbakan’ı Anlamak” konulu dizi konferansa katılmak üzere Konya’daydım.
Konya Ticaret Odası Konferans Salonu’nda düzenlenen etkinliğe, yıllardır beğeniyle takip ettiğim Ali Haydar Haksal’la birlikte katıldık. Ali Haydar Haksal ağabey, “Kültür ve Sanat Yönüyle Erbakan”ı anlattı, kuşatıcı bir konuşmaydı, ben de “Gazeteci Gözüyle Erbakan” konulu bir sunum yaptım.
Salon tıklım tıklım doluydu. Çok diri, canlı, heyecanlı, umutlu bir tablo gördüm, Konya’da.
Başta Recep Turan ve Mehmet Altındağ olmak üzere yakın ilgilerini gördüğüm Saadet Partisi Konya İl Teşkilatına çok teşekkür ediyorum.
NOT: Bugün 2 Mart 2014 Pazar... 1) İşte geldi 2014 ve ikinci ay da bitti… Bu parlamento ve mevcut AKP iktidarı, 2011 seçimleri öncesinde yeni ve sivil anayasa sözünü yerine getiremedi, sınıfta kaldı, çuvalladı. 2) Yoksul-zeki Anadolu çocuklarının barındığı Başbakanlığa bağlı Vakıf Öğrenci Yurtları, 28 Şubat darbesi döneminde kapatıldı. “Vakıf” olan bu yurtların asıl sahiplerine iadesi noktasında şu ana kadar “tık” yok. Dubakalin’olacak