BİSMİLLÂHİRRAHMÂNİRRAHÎM;
DÜNYADA Allah’ın bana en büyük ihsanının Prof. Dr. Necmettin Erbakan’ı tanıma fırsatı vermesidir, diye düşünüyorum. Onda, insanı ve kâinatı kuşatan evrensel bir bakış açısı vardı. Güler yüzlü, üretken, fedakâr, insanlık sevgisiyle dopdolu bir insandı. Bazen farkında olmasak da, bize o kadar güzel şeyler kazandırmış ki!
Müslümanlarda, problemlerinin tek reçetesinin İslâm olduğu inancı oldukça zayıflamıştı. İçte kaybettikleri güneşi dışta arama garabetine düşmüşlerdi. Erbakan Hoca Müslümanlardaki aşağılık kompleksini gidermekle işe başladı. “İslâm ve İlim” konferanslarıyla bütün Anadolu’yu dolaştı.
Davasını ve mücadelesini ilim üzerine kurdu. Din ilmi, dünya ilmi ayrımı yapmadı. İlmi, Allah’tan verilen bir bağış olarak gördü. İslâm’dan başka bir hakikat kaynağı olmadığına inandı. İlim adına insanlığa ulaşan hayır ve iyiliklerin Müslümanların eseri olduğunu söyledi. Fizik, kimya, matematik, astronomi, tıp, tarih, coğrafya gibi ilimleri Müslümanların kurduğunu açıkladı.
Astronomi ilmini el-Battânî kurmuş, 1 seneyi 365 gün 5 saat, 46 dakika, 22 saniye olarak hesaplamıştı. Gıyasettin Cemşit trigometri ilmini kurmuş, pi sayısını, ondalık sayı sistemini bulmuştu. Cebir ilminin kurucusu da el-Câbir’di.
Erbakan Hoca, “ilimlerin kurucuları” olarak gösterilen Batılılara seslendi: “Her şeyi size veriyoruz, ama bizim ondalık sayı sistemimizi geri verin deseler, ortada Avrupalıya ait hiçbir şey kalmaz. Yeni hesap metodunu getirin de görelim. Ama biz kendimizi tanımıyoruz.” (Davam, Sh. 65)
KARDEŞİ İÇİN YAŞAMAK
ERBAKAN Hoca program ve disiplin insanıydı. Sistematik düşünürdü. Davasına hizmet edecek insan yetiştirmeye çalışırdı. Davasının gerektirdiği insan modelini şöyle çizmişti: “Bizim inancımızda kimse kendisi için yaşamaz, kardeşi için yaşar. Menfaati öldürmenin yolu budur.” (Davam, 29)
Dava sahibi, dert ehli, diğer insanlara faydalı olmak için gayret eden, bütün insanlığın ıstırabını kendi acısı olarak gören kadrolar yetiştirmeye çalıştı. O, mücadelesinde özelde Türkiye, daha sonra İslâm âlemi ve bütün insanlığın huzur ve barışını esas almıştı. “İnsanların hayırlısı, insanlara faydalı olandır” der; “Bütün insanlığını saadeti” için çalışırdı.
Çok kısır bir ortamda Millî Görüş hareketini başlattı. Davasının büyüklüğüne uygun yetişmiş insan yok denecek kadar azdı. Nasibi olanlara rehberlik edip yetiştirmeye çalıştı. Onları kısa sürede harekete geçirdi. Davasını Türkiye ve dünya gündemine taşımayı başardı. En çok konuşulan lider haline geldi.
Hem Türkiye’de, hem dünyada insanlığı sömürgecilere karşı uyardı. Zulmün yeryüzünden kalkması için çalıştı. Hakkı ve haklıyı üstün tuttu. İyiyi, güzeli, doğruyu, faydalıyı, âdil olanı yaygınlaştırmaya girişti. Türkiye’de olduğu gibi, İslâm dünyasında da çok dostları vardı. Hak davada birlikte cihat etme yolunu gösterdi.
İslâm dünyasının liderleriyle iyi ilişkiler geliştirdi. Müslümanları sevdi, onların gönlüne girmeyi başardı. Problemleriyle yakından ilgilendi. Kardeşliğin nasıl olması gerektiğini öğretti. Birlikte çalışma yollarını gösterdi.
İNSANLIK İÇİN ÇALIŞTI
ZEKÂSI keskin, iman ve azmi yüksekti. Bütün insanlığın problemlerini üstlenmiş gibiydi. Sorunların Müslümanların şuurlanmasıyla çözüleceğine inandı. Sanki Hulâfâ-yı Raşidîn’den sonra İslâm dünyasında yaşanan hataların giderildiği bir dünya inşasına girişmişti. İslâm’ın yeryüzündeki fonksiyonunu iyi kavramıştı. Dışta emperyal güçlerin, içte onların işbirlikçilerinin kendisini yok etmek için amansız bir mücadele verdikleri bir atmosferde hak davayı sürdürmesi Allah’ın lütfuydu.
Muhittin Yıldırım Hoca anlatıyor: “Medine’ye geldi. Üniversite hocalarını ve öğrencileri topladı. İslâm dünyasında şu 2 ilim hiç öğretilmiyor, diyerek bunları öğrenmeye teşvik etti: 1. Usûl-ü cihat ilmi, 2. Usûl-ü nizam ilmi.”
Anlattıklarını dinleyip yaptıklarını gördükten sonra; Erbakan Hoca’nın “Millî Görüş’ün Temel Esasları”nı anlatma konusunda yetkilendirdiği Muhittin Yıldırım Hocam’a sordum: “Erbakan Hoca’yı İslâm dünyasının dünü, bugünü, yarınıyla ele alan bir lider olarak görüyorum. Ne dersin?” dediğimde cevap 2 kelimelikti: “Doğru söylüyorsun!”
Fâni dünyadan Erbakan Hoca gibi müstesna bir lider geçti. Onu övmek, okumak, sözlerini, hatıralarını nakletmek yetmez; anlamaya çalışmalıyız! Hak ve hakikat mücadelesini bıraktığı yerden devam ettirme görevimizi hiç unutmamalıyız.
Mevlâna’nın deyişiyle, “Dün geçti cancağızım, / Bugün yeni şeyler söylemek lâzım.” Millî Görüş’ten beslenerek günümüz problemlerine çözümler sunmalıyız.
Eskimeyen kadim değerlerimizle her an yenilenmeye ihtiyacımız var.
Allah, Erbakan Hocamızın derecesini yükseltsin. Onu Peygamber Efendimize (s.a.v) komşu eylesin!