Erbakan Yaşasaydı, “Kuşun Canlısını” İsterdi

Abone Ol

Gazetecilerin vazifesi kamu adına doğru, tarafsız haber yapmak kadar vazifelerinden bir diğeri de tarihi olayları hatırlatmaktır. Son günlerde yaşadığımız olaylar hasebiyle bizde bugünkü köşemizde tarihi tekrardan hatırlatalım istedik.

Tarih 17 Ekim 2010… Yer Ankara Atatürk Kapalı Spor Salonu… Saadet Partisinin Olağanüstü Büyük Kongresi yapılıyor. Erbakan Hoca’mızın Saadet Partisi Genel Başkanı seçildiği gün. Malum sıkıntılı süreçler yaşandıktan sonra Erbakan Hoca’mız ülkenin gidişatından rahatsız olduğundan, ülkemizin AKP eliyle “yumuşak lokma” haline getirilmesinden rahatsız olduğundan, “toprağın ayaklarımızın altından kaydığı” için tekrardan Saadet Partisi Genel Başkanı oldu. Herkesin bildiği gibi de Erbakan vefat ermeden önce görevinin başında, arazide çalışıyor, yaklaşmakta olan seçimlerin tanıtım broşürleri için bile bizzat kendisi çalışıyordu. Kısaca Erbakan “herkesin hocası” olabilir fakat Erbakan Milli Görüş’ün lideriydi.
Erbakan Hoca’mız son kez genel başkan olarak seçildiği bu kongrede “Müstakiller/Bağımsızlar Hareketi” olarak katıldıkları 1969 seçimlerinden bir konunun altını çizmişti. Bu tarihi kongrede biz de bu konuşmaya tanıklık ettik, şahit olduk. Erbakan Hoca’mız Bağımsız Konya Milletvekili adayı olduğu zaman sınıf ve sıra arkadaşı bazı kesimlerce “nurlu Süleyman” diye adlandırılan Demirel programlarını iptal ederek, Erbakan’ın hızlı yükselişini kesmek için Konya’da miting düzenler. Bu mitingde milletimizin kafasını karıştıracak sözler söyler. Erbakan Hoca’mız ve ekibi Demirel’in hemen ardından bir mitingle cevap verir. Bu tarihi olayın gerisini Erbakan Hoca’mız Saadet Partisi Genel Başkanı seçildiği son kongresinde şöyle anlattı: “Diyor ki; ‘Camiye gidiyorsunuz, karışmıyoruz.’ Biz de gidiyoruz diyemiyor. ‘Siz gidiyorsunuz, biz karışmıyoruz’ diyor. ‘Mevlüd okutuyorsunuz, karışmıyoruz’ diyor. ‘Camileriniz açık, her şey serbest. Ne istiyor? Sorun kendisine!’ diyor. O halde benim vazifem ne? Ne istediğimi şimdi size açıklamak. Bakın size bunu şöyle bir misalle açıklamak istiyorum. Avcılar, tüyleri renkli, güzel bir kuş avladıkları zaman bu kuşu toprağa gömmek istemezler. Bunun içini boşaltırlar, temizlerler, içine saman doldurup, misafir odasının başköşesine koyarlar. Okullarda, müzelerde içi saman dolu bu kuşları görmüşsünüzdür. Şimdi dediği doğrudur. Benim sınıf arkadaşımdır, şahsen dostumdur hatta sıra arkadaşımdır. Ancak her zamanki mugalâtalarından bir tanesini gelmiş bugün yine yapmış. Diyor ki; ‘Ne istiyor?’ Bakın size bu kuş misaliyle ne istediğimi anlatmak istiyorum. Bugün gelip yaptığı oyun şu, size bu içi saman dolu kuşu gösterdi. Soruyor; ‘Bu kuşun gagası yok mu? Var. Gözü yok mu? Var. Kanadı yok mu? Var. Eee, daha ne istiyor?’ diyor. Tek kelimeyle bizim cevabımız: Biz bu kuşun canlısını istiyoruz, canlısını! Tam kırk bir sene önce söylenen bu söz kırk bir seneden beri kıymetini her zaman daha da artırmıştır. Bugün ise fevkalade büyük öneme haiz noktaya gelmiştir.”

Erbakan Hoca’mızın hayatının kısa özeti şudur; içi saman dolu kuşu değil, kuşun canlısını istemek. Bazı şekillere hapsedilmiş İslam’ı, nizam dini olarak yaşamak. Ruhu çalınmış milletimizi ruhuna kavuşturmak. Din adına ortaya çıkmış ama işleri “güç sahiplerine” kölelik yapanları deşifre etmek. Son yüzyıldır milletimize unutturulan “Hak” kavramını hatırlamak. Kaba kuvveti değil, hakkı üstün tutmak. Milletimizi Mescid-i Dırar’larla oyalayanlara, “Hakkın batıla galebesi olan Ayasofya’yı” açmak. İbadethaneleri asıl kimliğine kavuşturmak. Amerika’yı, İsrail’i, ırkçı emperyalistleri “konjonktür” gereği kuvvet ve kudret sahibi görenlere karşı “kuvvet ve kudret sahibinin ancak Allah olduğunu” göstermek. Şimdi bir takım kişiler çıkmış kendi çıkar ve menfaatleri için, bu dünyada elde ettikleri makamlardan olmamak için “Erbakan yaşasaydı”lı cümleler kurarak yalanlar söylemekte. “Erbakan yaşasaydı şunu yapardı” diyenler kim? Necmettin Erbakan yaşarken, Erbakan’ın davasını bölenler, Erbakan’ı yarı yolda bırakanlar, Erbakan’ı milletin gözünde küçük düşürmek için “tekerlekli sandalyeye mahkûm olmasına rağmen siyaset hırslısı” diye hakkında konuşanlar. Neymiş, “Erbakan’ın hayatı CHP zihniyeti ile mücadele ile geçmiş!” Kendi küçük zihinleri ve dünya algılarıyla Erbakan’a kalıp biçiyorlar. Erbakan Hoca’mızın ömrü “batıl olan” her şeye karşıydı. Erbakan Hoca’mızın mücadelesi batılın bu topraklardaki batılın işbirlikçilerine karşıydı. Erbakan’ın mücadelesi Amerika’ya Irak işgalinde teşne olmuş “muhafazakâr demokratlara” karşıydı. Erbakan Hoca’mızın mücadelesi dini camilere hapseden “nurlu Süleyman” zihniyetine karşıydı.

Erbakan Hoca’mız Milli Görüş davasını bölerek ümmeti sahipsiz bırakan hiç kimsenin “alnından öpmedi”. Yaşasaydı da öpmezdi. Irak’ın işgalinde Amerika’yı güç sahibi görenlere hiçbir zaman iyi niyet beslemedi, yaşadığında. Erbakan Hoca’mızın mücadelesi içi boşlatılmış, kapitalist, ırkçı emperyalizmle hiçbir işi kalmamış başörtüsü ve başörtülüler için olmadı. Kamunun bütçesinden kendine burslar devşirerek yetimin hakkını yiyen başörtülü hiç hayali olmadı. Erbakan için başörtüsü mücadelesi dünyayı sömürmekte olan zalimlere Müslüman izzet ve şerefiyle canı pahasına mücadele/mücahede eden kadınlar içindi. Devlette makam elde etmek için birilerinin ayağını kaydıranlar için değil!

Erbakan Hoca’mız milletin vergileriyle yapılmış fabrikaları özelleştirme adı altında küresel sömürü sermayelerine satan hiç kimsenin alnından öpmedi, yaşarken. Şimdi yaşasaydı bu cennet vatanı cehenneme çeviren, buğdayın tedarikinde bile iki savaşan ülkeye muhtaç edenleri en ağır sözlerle uyarırdı. Yaşarken yaptığı gibi.

Erbakan Hoca’mızın alnından kesinlikle öpmeyeceği kişiler de, ırkçı emperyalizmin/batılın temsilcisi katil İsrail’in paçavrasını Mehmetçik’in eline tutuşturanlar, ülkemize katil işgalci İsrail’i davet edenler, Filistin doğalgazını İsrail’in doğalgazı diye pazarlayanlardır.

Kısaca Erbakan Hoca yaşasaydı yine “kuşun canlısını” isteyecekti. Şimdi Saadet Partisi Lideri Temel Karamollaoğlu ve Saadet Partili Milli Görüşçülerin yaptığı gibi. “Erbakan yaşasaydı” şimdi milletimiz yumuşak lokma olmaması için çalışacaktı. Temel Başkan ve Saadet Partisi de şimdi milletimizi “yumuşak lokma” olmaktan kurtarmak için tüm güçleriyle çalışmakta.