60 lı yılların ortaları olabilir. Dönemin gazete ye
bakışı çerçevesinde, düşünce özellikle de ideolojik herhangi bir tavır
sergilemediği için, biraz ihtiyatla değerlendirilirdi. Çünkü 27 Mayıs ihtilali
muhafazakâr ve sağ kesimde sadece iktidar gücü baskılaması yapmamıştı. 61 Anayasası devlet teşkilatlanmasına
yeni kurumlar getirirken, toplumsal gücü örgütleyici, yönlendirici ve
denetleyici sivil yapıların da önünü açıcı fırsatlar ve imkânlar hazırlamıştır.
Çalışanların özellikle işçi kesiminin örgütlenmesinde sendikal bir yapının
Anayasal ve yasal esaslara dayandırılması belirgin bir örnekti. Hatta Anayasal
bir düzenleme olarak Devlet Memurları Sendikası Kanunu çıkartılmış, ancak
faaliyete geçebilmesi bütçeye ödenek konulması ön şartına bağlanmıştı.
Dikkat çekicidir, 71 Muhtırasıyla yürürlükten kaldırılan
kanunlardan birisi de buydu.
Asıl olarak 61 Anayasası insan hak ve özgürlükleri
alanında, ideolojik anlayışa yakın bir tutumla, tasavvur ve tahayyül edilen
muhtevası pek belirgin nitelik taşımayan bir soyut düşünce önermesine
dayanıyordu. Toplumun, özellikle örgütlenmede çabuk davranan kesimin
düşüncelerini yüksek sesle dile getirmelerinin bir sonucu olarak sol daha
görünür bir hale geldi. Çeşitli imkân ve fırsatların da elvermesiyle başta
üniversiteler olmak üzere, basın, yayın, edebiyat-sanat alanında hâkim renk
olarak belirdiler. Muhafazakâr ve sağ kesim adeta bir kader gibi bilgi,
düşünce, sanat ve edebiyat alanında yeni üsluplar, yenileyici etkinlik yerine
reddiyeci bir tavrın kısır döngüsüne sıkışıp kaldı. Öyle ki Sezai KARAKOÇ un
66 yılında çıkarttığı Diriliş i tam nüfuz edemese bile içeriği bakımından
değil, şekil yönüyle (mesela kapağı neden sol dergileri andırıyordu, neden bazı
uydurukçu kelimeler kullanılıyordu, şiir nasıl serbest vezinle yazılıyordu
gibi) bir takım itirazlara konu olmuştu. Yine İstanbul Hukuk ta Başgil in
kürsüsünde yetişmiş Prof. Dr. Selçuk Özçelik hocaya, Sakarya Akademisinde hukuk
dersleri verdiği sırada sormuştum. Anayasa konusunda niçin konuşmuyor ve
yazmıyorsunuz mealinde ki bir sorum üzerine şöyle bir açıklama yapmıştı:
Üniversitede 68 öğrenci hareketleri başladığında, kapısı
kırılarak odasına girildiğini, kitaplarının ve eşyasının yakıldığını,
tehditlere maruz kaldığını v.b. belirttikten sonra, Hiçbir kişi ve kuruluşun
destek olmadığını söylemişti. Hocanın ilişkilerinde, sınıfta tedirginimsi bir
ruhsal tavır içinde oluşunun bir bakıma ipucunu yakalar gibi oldum.
İşte beş yıl önce ebediyete göç eden Erbakan hocanın
adeta yalın kılıç siyaset meydanında zuhur ediş ortam ve nedenlerini bu
çerçevede düşünmek gerekir sanırım. Her ne kadar siyaset alanını seçmiş olsa da
bilgi, düşünce, sanat-edebiyat terkibinde, elden kaçırılan uygarlık mücadelesi,
tahlilci bir yaklaşım yönteminin amacını teşkil ediyordu, Erbakan ın düşünce ve
hareket dünyasında. Tahlilci yaklaşım derken sadece bilim ve düşünce
bağlamındaki anlamıyla sınırlı tutmamak gerekir. Sanırım İstanbul ESAM ın yaz
ayında yapılan bir toplantısında olmalıydı, yemek ya da salonda otururken, bir
ara teknoloji bir nimettir deyiverdi. Herhangi bir açıklamada bulunmadığı
gibi, bulunanlar arasında da dikkat eden olmadı. Fakat zamanla bu sözün, teknik
araç-gerecin gelişmesi, hayatın hemen her alanında bu araç-gerecin yoğun bir
şekilde kullanılması gibi pratik düzeydeki etkisi ve yararını ifade etmek için
kullanılmadığını düşündüm. Dikkat gerekir, kavramsal anlam itibariyle teknik
ile teknoloji ayrı şeylerdir. Sözgelimi milli sanayi hamlesi , D 8
tasarısı, milli kalkınma , önce ahlak ve maneviyat yeni bir dünya
deyimlerinde dile getirilen düşünceleri teknoloji bir nimettir önermesi ya
da paradigma sı kurucu unsurlar şeklinde alınabilir. Bunu uygarlık olgusunun somutlaşması, işlevsel olarak
hayatla buluşması biçiminde de ifade edebiliriz.
Müslüman halkların yoksulluğu, bilgisizliği, örgütsüzlüğü
v.b. inanç yoksunluğundan çok inancın, hayatın somut gerçekliğiyle
buluşamamasından kaynaklandığı düşünülemez mi Bilgide bilimde düşünce ve
sanatta üretici, yenileyici olunduğunda kaçınılmaz olarak teknoloji de işlemeye
başlar. Hukuk, ahlak, düzen, adil yönetim, güvenlik, barış hayatı besleyen ve
geliştiren olgulara dönüşür. Semih ve zorba yönetimlerin kuluçkalanma ortamı
yok edilir. Bir mücadele ve tekke terbiyesi yle meşbu olarak emaneti sahibine
biinzullah layıkıyla teslim eden Erbakan Hocaya bil vesile rahmet diliyorum.