Erbakan siyasette müsümanların babasıdır

Abone Ol

İslam dünyasında hüküm süren işbirlikçi yönetimlerin hüküm sürdükleri ülkelerde inançlı kadroları yönetimden uzak tutulmak için her türlü yola başvurmuşlar ve vuruyorlar. Bu yolların başında da devletle milleti kavga ettirmek geliyor.

Yıllar önce görüştüğüm Sudan eski devlet başkan yardımcılarından bir zat “Biz Erbakan’ı niçin seviyoruz biliyor musunuz? Çünkü ben ülkemi Erbakan sayesinde sevdim. Erbakan’ı tanımadan önce ülkemizde gördüğümüz kötü muamelelerden ve aşağılanmalardan dolayı ülkeme düşman olmuştum. Ülkemi kimin yönettiği beni ilgilendirmiyordu. Ama Üstad Erbakan’ı tanıyınca o bize oynanan oyunu fark etmemizi sağladı. Oyun şuydu: Emperyalist ülkeler, İslam ülkelerinin başlarına diktikleri kukla yönetimlere gidiyorlar ve onlara halkın kendilerini istemediğini, Müslüman cemaatlerin devlet ve hükümet düşmanı olduğunu söylüyor bu yöneticilerin kendi halkına terörist muamelesi yapmalarını sağlıyorlardı. Aynı şekilde dönüp halka gidiyorlar ve onlara da bu yönetimlerin İslam düşmanı olduğunu, onlarla asla işbirliği yapılmaması gerektiği ve onlara karşı topyekûn savaş vermek gerektiğini söylüyorlar ve böylece her iki tarafı da birbirine karşı kışkırtıyorlardı. Ama Erbakan Hoca ile tanışınca o bize ülkemizi ve bayrağımızı sevmemizi, düşmanlığımızın ülkemize değil ülke yönetimini işgal eden din ve millet düşmanı siyasetçilere karşı olması gerektiğini söyledi ve bu şekilde ülkemize sahip çıktık.”

Malezya İslam Partisi genel başkanı AbdulhadiAwang ise “Erbakan siyasette bütün Müslümanların babasıdır. Onun bu yolu açmasından önce Müslümanlar yaşadıkları ülkelerde kale alınmayan, etkisiz birer yurttaştılar. Sağcı veya solcu işbirlikçiler tarafından kullanılmaktan kendilerini alamıyorlardı. Biz daha Ezher’de (Mısır) talebe iken Hacc vazifesini ifa etmek için Arafat’ta bulunduğumuz akşamı Erbakan Hoca Ezher’de okuyan öğrencileri topladı ve bize Ezher’i bitirince asla buralarda kalmamamızı, hoca olarak başka ülkelere de gitmememizi ve mutlaka kendi ülkemize dönerek siyasi bir parti kurup ülke yönetimine talip olmamızı söyledi. Ben de bunu bir emir olarak aldım ve Ezher’i bitirince Malezya’ya dönüp İslam Partisi’ni kurdum. O günden beri de Erbakan hocamızın emrinde olduk. O bizi ne zaman emretse mutlaka koşup Türkiye’ye geliriz.”

AbdulhadiAwang Erbakan Hoca ile yaşadığı bir olayı da şöyle anlatıyor: 

“İkinci körfez krizi esnasında bir gece yarısı telefon çaldı. Kalktım baktım üstad Erbakan arıyor ve acilen Ankara’ya çağıyor. Hemen koşup geldim. Hoca o günlerde gece gündüz demeden çalışarak Amerika’nın Irak’ı işgaline engel olmak istiyordu. Bunun için gerek Saddam’la ve gerekse Birleşmiş Milletler yetkilileriyle görüşüyordu. Bir gece vakti gelen telefonda bununla alakalı idi. Ankara’ya geldik. Çeşitli İslam ülkelerinden gelen temsilcilerden oluşan kalabalık bir heyetle Newyork’a gittik ve BM genel sekreteri ile görüştük. Tabii bunların hepsini Üstad Erbakan ayarlamıştı. Ama görüşme sadece 5 dakika sürdü. Dolayısıyla da istenilen netice hâsıl olmadı. Zira görüşme için çok kısa randevu vermişlerdi. Tabii görüşme sonrası heyet üyelerinde bir düş kırıklığı yaşandı. Hatta bazıları “biz bu kadar zahmeti bu 5 dakikalık görüşme için mi çektik?” şeklinde söylenmeye başladılar. Bunun üzerine Üstad Erbakan: “Bana bakın! Biz buraya gelmekle kendi üzerimize düşen kulluk sorumluluğumuzu yerine getirdik ve mesuliyetten kurtulduk. Zira bundan öteye gücümüz yetmiyor. Eğer buraya gelmese idik sorumluluktan kurtulamazdık.”

Bunula ilgili teferruat DAVAM kitabında mevcuttur. İşte Erbakan Hoca’nın ufku ve işte onun kulluk anlayışı.