Erbakan “savaş değil, barış” diyordu

Abone Ol

YİRMİNCİ yüzyılın baş felâketleri arasında sayılan dünya savaşları, diktatörlükler, bölgesel çatışmalar bugün de farklı versiyonları ile aynen sürüyor. Felâketleri durdurmak için kurulan BM, NATO, AB gibi birliktelikler dünyadaki işgal, savaş ve çatışmalara engel olamadı. Bu kurumlar güçlülerin ve kendilerinin çıkarlarını korudular. Bu yüzden dünya kan, acı ve gözyaşına boğulmuş durumda. Dünyayı iyi okuyan; insan kıymeti bilen şefkatli, merhametli yöneticilere ihtiyaç var.

14 Ekim 1969’da start alan Millî Görüş hareketi, Türkiye’nin öncülüğünde, İslâm dünyasıyla birlikte dünyanın huzur ve barışını sağlamak için yola çıktı. Millî Görüş’ün kurucu lideri Necmettin Erbakan önce zihinlerde devrim yaptı. “Toplu iğne bile üretemeyiz” diyerek “öğretilmiş çaresizliği” seslendirenlere; “Biz büyük bir milletiz. Her ihtiyacımızı karşılayacak potansiyelimiz var” diyerek milletimize güven ve cesaret verdi.

İşe, Türkiye’yi kalkındırma mücadelesiyle başladı. Koalisyon ortağı olarak bulunduğu hükümetlerde manevi ve maddi kalkınma çalışmaları başlattı. İlk defa Türkiye’de ağır sanayi, millî harp sanayi, fabrika kuran fabrikalar gibi sözler konuşulur ve yapılır hale geldi. Erbakan Hoca Türkiye’yi “lider ülke” yapmak istiyordu.

Erbakan’ın bir gözü İslâm dünyasındaydı. İslâm âlemi, dünyanın en zengin yeraltı kaynaklarına sahipti; fakat Batılılar tarafından sömürülüyordu. Fakirlik ve yoksulluk içindeydiler. İslâm dünyası bu çileden kurtulmalıydı. Bu sebeple Müslüman ülkelerin ekonomik ve savunma bağımsızlığını önceleyen “İslâm Birliği” tezini savundu.

UFKU GENİŞTİ

ERBAKAN Hoca, dünya huzur ve barışını, önce Türkiye’nin ayağa kalkmasında gördü. Buna da sanayi devrimi ve ileri teknoloji ile ulaşılabileceğine inanıyordu. Bu mücadeleyi, birlikte çalıştıkları bürokratlardan Prof. Dr. Sedat Çelikdoğan’ın ESAM’da yaptığı konuşmasından takip edelim:

“Türkiye’nin sanayileşmesi için atılan ilk adımların değeri bugün daha iyi anlaşılıyor. Millî Görüş hareketinin yerli ve millî sanayi hamlesinin 1974 sonrasında çizdiği ufka hâlâ ulaşılamadı. Yerli uçak, elektrikli otomobil, paletli traktör, savunma alanında yerli füzeler, cep telefonları… İçeriden, dışarıdan engellenmeye çalışıldık. Kendi ülkemizde, adeta yangından mal kaçırırcasına fabrikaların tamamlanması için çalıştık. Hocamız bu ülkenin sanayileşmesinin temellerini atan bir liderdir.” (Millî Gazete, 04.03.2016)

Erbakan Hoca, yalnız Türkiye’nin kalkınmasını anlatmakla yetinmedi; aynı zamanda bunun nasıl yapılacağını da uygulayarak gösterdi. O, hem çok iyi yetişmiş bir ilim adamı; hem de birkaç asırda zor gelebilecek bir “kurmay”dı. Maneviyat dünyası o kadar zengindi ki!.. Sabah namazı ve sonrası ibadete 3 saat ayırdığı olurdu. Bu yüzden milyonlar Erbakan’ın destanlık mücadelesine ilgi duyuyor.

Dünyanın huzur ve barışı için başlattığı D-8’lerin 3 temel amacı vardı:

1. Üye ülkelerin büyüyen dünya ekonomisinde etkin bir yere sahip olması.

2. Üye ülkeler arasında ticarî ve ekonomik işbirliğinin geliştirilmesi.

3. Uluslararası ilişkilerdeki karar alma süreçlerinde etkin olunması.

DÜNYA BARIŞI İÇİN

ERBAKAN Hoca, 54. Hükümet’in Başbakanı olarak, 1 yıllık sürede, İslâm Birliği’nin çekirdeğini oluşturan D-8’lerin kurulmasına öncelik verdi. Bu ülkeleri ziyaret etti. Eline geçen fırsatı davası, Türkiye, İslâm âlemi ve insanlık için kullandı.

D-8’leri oluşturan ülkelerin devlet başkanlarını 15 Haziran 1997 günü İstanbul Çırağan Sarayı’nda bir araya getirdi. Toplantının yapıldığı günlerde, 28 Şubat’ın baskı ve yıldırma çalışmaları sürüyor; “devlet elden gidiyor” sözleri ve irtica yaygaraları ayyuka çıkıyordu. Erbakan Hoca hiç sükûnetini bozmadı. Diğer devlet başkanlarının tedirgin bakışları arasında D-8 Anlaşması’nı imzaladı. Erbakan Hoca verdiği karardan dönmeyen bir liderdi.

D-8’lerin bayrağında 6 yıldız vardı ve şu anlamları sembolize ediyordu:

1. Savaş değil; barış!

2. Çatışma değil; diyalog!

3. Çifte standart değil; adalet!

4. Üstünlük değil; eşitlik!

5. Sömürü değil; işbirliği!

6. Baskı ve tahakküm değil; hürriyet ve insan hakları!

D-8’ler yüksek seviyede uluslararası bir kuruluştur. Diğer kuruluşlarla çatışmayı değil; huzur ve barış dünyasını “birlikte” kurmayı amaçlıyordu. Dünyada bu esasları benimseyen etkin bir kuruluş olsaydı, bugün Rusya’nın Ukrayna’yı işgal süreci yaşanır mıydı? İnsanlık huzur ve barış içinde yaşamak istiyorsa, bu değerlere sahip çıkmalıdır.

İnsanlık, şefkat ve merhamet sahibi, insan kıymeti bilen yöneticilerin idaresindeki hak ve adalet dünyasının kurulmasına muhtaç. İnsanı merkeze alan Millî Görüş Çalışma Modeli’nin çok iyi anlaşılması gerekli.