Erbakan Hoca’mızın zamanını yaşamak

Abone Ol

Binaları inşa ederken zemini sağlam atmanın, sağlam kolon, kirişlerin ne kadar önemli olduğunu ve binaya sonradan yapılan yanlış müdahalelerin ne kadar yıkıcı olduğunu acı bir tecrübeyle öğrendik. Nasıl ki sağlam binalar yapmak afetlerde ayakta kalabilmek için önemliyse sağlam aileler, sağlam toplumlar inşa etmek de felaket zamanında sosyolojik kırılmaların önüne geçmektedir. Zira bu felaket net bir şekilde gösterdi ki acıların üstesinden tek başımıza değil toplum olarak hep birlikte gelebiliriz.

Anne, baba, çocuk, kardeş, dede, nine, amca, dayı, hala, teyze… Her biri aile binamızın birer kolonu, kirişi. Bu kolon ve kirişler zarar gördüğü zaman sadece ailelerimiz değil toplumumuz da çökmekte. Depremde gördük, bir binanın çökmesi demek sadece bir binaya ve içinde yaşayanlara değil yanındaki binalara ve o binalarda yaşayanlara, o binanın önünden geçen insanlara da zarar vermekte. Aile mefhumunun bir parçasına verilen zarar da sadece bir aileye değil ailenin içinde yaşadığı topluma da zarar vermekte. Aile bireylerimiz ailemizin kolonlarını, kirişlerini oluştururken; her bir aile de toplumun binalarını oluşturmakta. Bu binalar çöktüğü zaman göreceğimiz şey yine enkaz olacaktır.

Aile bireylerini, toplum binasının kolonları ve kirişleri olarak tasavvur edecek olursak, ekonomi, eğitim, sağlık gibi kurumlarımız da bu binanın duvarlarını, pencerelerini, kapılarını inşa etmekte. İstediğiniz kadar sağlam kolonlar inşa edin eğer teknik açıdan yanlış inşa edildiyse mesela taşıyıcı duvarları yeterli değilse, zemini bozuksa vb. binanızın zarar görmesi mümkündür. Bugün ailemiz yani kolonlarımız, yanlış ekonomi, eğitim, medya gibi kurumlarımız tarafından zarar görmekte. Aç ve işsiz bırakılan, borca esir edilen, inançlarından uzaklaştırılan insanımız ne kadar sağlam aileler oluşturabilir ki? Sağlam ailenin olmadığı yerde sağlam bir toplumdan söz edebilir miyiz?

Sağlam bir aile için önce ahlâk ve maneviyat diyen bir eğitime, güçlü bir ekonomiye, rant odaklı değil şefkat ve merhamet odaklı bir sağlık sistemine, insanları ifsat eden uyutan bir medya yerine uyandıran bir medyaya ihtiyaç var. Bugün hicretinin 12. yılını andığımız Erbakan Hoca’mız ömrünü bunların gerçekleştirilmesine adamıştı. O Amerika ile mücadele ederken Amerika’nın başta kendi fertlerini, ailesini ve toplumunu ifsat eden zihniyetle mücadele ediyor, aynı ifsadı bizlerinde yaşamaması için çalışıyordu. Siyonizm’i anlatırken insanımıza, ailemize ve toplumumuza karşı oluşturulan tehlikelere işaret ediyordu. Ağır sanayi, denk bütçe, adil bir düzen gerçekleştirildiği takdirde insanımız kazanacak, aileler geçimlerini karşılamak için bugün karşılaştıkları zorluklarla karşılaşmayacak, bizler de bugün geçim sıkıntısında dağılan, zarar gören ailelere şahit olmayacaktık.

Bu toplumu güçlendirmek için yapmış olduğu en büyük güçlendirme hareketi ise cihat kavramını unutan bizlere cihadı hatırlatması oldu. Zira cihat eden bir toplum ümmet duygusuyla hareket edebilir. Ümmet olma duygusu, ümmet olarak hareket etme bilinci de İslam toplumlarının en önemli harcıdır. D-8’ler, İslam Birliği çalışmaları birer güçlendirme harekâtıydı.

Kısacası Erbakan Hoca’mız aile ve toplum binamızı çökertmeye çalışan, kolonlarımızı kesen galericilerle mücadele etmeye çalışırken önce ahlâk ve maneviyat, ağır sanayi hamlesi, İslam Birliği diyerek toplum binamızın kolonlarını güçlendirmeye çalışıyordu. Bugün yaşı ileri olanlarımız “Erbakan Hoca olsaydı”, gençlerimiz de, “Erbakan Hoca’mızın zamanını doya doya yaşamayı isterdik” diyorlar. Bugün Erbakan Hoca’mız yok fakat O’nun zamanını yine doya doya yaşayabiliriz… Tabi ki O’nun davasına sahip çıkarak.

Rahmet ve özlemle…