Erbakan Hocamızın Mücadelesi ve İdealleri-1

Abone Ol

Bu yazımızı depremden önce planlamıştık. Erbakan Hocamızın varlığını “kemiklerine”, Erbakan Hocamızın ideallerini salt bir Ayasofya’nın ibadete açılmasına indirgenerek Erbakan Hocamızın ortaya koyduğu İslam Birliği’nin hedefinin üstünü örtmek isteyenlere karşı bir nevi cevap vermekti niyetimiz. Aslında niyetimiz, gelecek nesiller için iktidar güçleri tarafından çizilen dünya algısının dışında bir dünya olduğunu, iktidar güçlerinin kendi iktidarlarını korumak için araçsallaştırmaya çalıştıkları Erbakan Hocamızın mefkuresinin son yüzyılın aşılamayacak projeleri olduğunu tarihe not düşerek gençlerimize bir iz bırakmaktı.

İlk evvelden şu Ayasofya meselesine açıklık getirelim. Erbakan Hocamızın hedefi bina ya da binalar değildi. Erbakan Hocamızın defterinde Ayasofya “Hakkın batıla galebesinin” işaretiydi. Yani iyinin, güzelin, doğrunun, faydalının ve adaletin İslam’ın getirdiği ölçülerde hem birey hem toplum hem de düzen bazında yaşandığının remziydi Ayasofya’nın ibadete açılması. Meclis’inde Amerikalı askerlere Irak’ın işgalinde havaalanlarını ve deniz limanlarının açıldığı bir ülkede Ayasofya’nın açıldığından bahsedemeyiz. Ayasofya’nın ibadete açıldığı ülkede zalim Çinlilere Uygurların teslim edilmesine dair teklifler millet Meclisi’ne gelemezdi. Ayasofya’nın ibadete açıldığı ülkede milletin bütçesinde faize ve faiz lobilerine dünya büyüklüğünde servetler ayrılmazdı. Ayasofya’nın ibadete açıldığı ülkede kaba kuvveti üstün tutanların, para babalarının, güç sahibi olanların istediği adalet uygulanmazdı; her insanın insan olarak hakkı olan hukuk, anlaşmalar gereği doğan hukuk uygulanırdı. Hiç kimse inkâr edemez ki, ülkemiz adalet ve hukuk alanında en büyük yıkımları şu anda adında “Adalet” ibaresini barındıran iktidar zamanında yaşadı. Büyük iş adamlarının vergi borçları silinirken asgari ücretliden daha maaşı eline geçmeden vergi kesintileri yaşanıyor.

Erbakan Hocamız her şeyin ideali şuur içeriyordu. Şuursuz birtakım hareketlerin ülkemizi, milletimizi ne hale getirdiğini esefle yaşıyoruz. Erbakan Hocamız caminin yapılmasından önce o caminin saflarını sabah namazından yatsıya dolduracak nesilleri yetiştirmeyi hedefliyordu. Namaz kılmak; Allah’ın kullarına Allah’a rağmen tanrılık iddiasında bulunanlara karşı “Biz ancak Allah’ı ilah bilir ve ona ibadet ederiz”in net ifadesidir. Namaz kılmak; “Kendisine kulluk yapılacak olarak, kendinden yardım istenilecek olarak, rızası gözetilecek olarak, hak ve adaleti tanzim edici olarak” sadece Allah’ı kabul ettiğinin itirafı ve ilanıdır. Erbakan Hocamız, Aliya İzzetbegoviç, Hasan El-Benna, Mevdudi gibi isimlerin mücadelesi insanlığı kendilerine köle kılmak isteyen bir avuç tanrılık iddiasında olan zihniyete karşı oldu. Erbakan Hocamız tüm hayatı boyunca mücadelesini eşref-i mahlukat olarak yaratılan insanın, insanca yaşayabilmesi, dünyada elde edilecek en büyük nimet tevhid inanışına sahip olması, Cenab-ı Allah’ı sadece ibadetlerde değil hayatın tüm alanında ilah kabul etmek için verdi. Erbakan’ı sadece birkaç partinin ya da siyasi görüşün düşmanı ilan etmek Erbakan’ı hiç anlamadıklarının itirafıdır. Bu bakış açısı hüsnüniyetimizdir. Ama Erbakan’ı sadece belli alana sıkıştırıp belli alanlara hapsetmeye çalışmak Siyonizm’in değirmenine su taşımak olduğu akıl sahibi herkesin bildiği konudur.

Erbakan Hocamız, bu görüşlerini, “Dünyayı Kimler Yönetiyor? Gizli Dünya Devleti” kitabında şöyle ifade ediyor: “İşte yeryüzünde Hak ile batılın mücadelesi; Hakka hizmet eden Müslümanlarla, Gerçek Hakkı kabul etmeyip, nefsine esir olarak batıla hizmet edenlerin mücadelesidir.” Yine aynı kitapta Erbakan Hocamız Kelime-i Tevhid’i söyleyen bir kişinin şunları söylediğinin altını çiziyor: “Ya Rabbi, ben inanıyorum ki Allah’tan başka kulluk yapılacak, kendinden yardım istenecek, rızası gözetilecek yoktur; Hak ve adaleti Sen tayin edersin, ben Senin bildirdiğin Hak ve adalet ölçülerinin yeryüzünde hâkim olması için tüm gücümle çalışacağım” demiş olur.

Bu ölçüler dâhilinde baktığımızda Ayasofya, hâlâ ibadete açılmamış bir camidir. İnsanlar asgari ücretle patronların insafına terk edildiği yerde insan onuruna yakışır bir yaşamdan bahsedilemez. Milletin emeğinin belli birtakım güç sahiplerine peşkeş çekildiği bir sistemde adaletten söz edilemez. Toplumda yaşayan sınıflar arasında yaşam refahı arasında makas gittikçe açılırken burada ortaya ancak Allah’ın özgür yarattığı kullarının birilerine köle edildiği ortaya çıkar. Erbakan Hocamız, herkesin özgür bireyler olarak insan onuruna sahip bir yaşamı sağlamak için mücadele etti.

Erbakan Hocamızın “Cennete girmek için mutlaka Müslüman olmak gereklidir. Ancak bu dünyada, adil bir düzenin himayesinde, huzur ve emniyet içinde yaşamak için, sadece “insan” olmak yeterlidir” sözü de Adil bir Düzen’in olmadığı yerde Ayasofya’nın açılmadığının ispatıdır.

Erbakan Hocamızın varlığını “kemiklerine” indirgeyerek birtakım algı operasyonları yapanlara gerçeğin ortaya çıkma gibi bir huyu olduğunu hatırlatalım. Ki depremde algıları yönetmenin de bir yere kadar gittiğine şahit olduk.

Kısaca özetlersek; Ayasofya, Erbakan Hocamızın ideali olarak “Hakkın batıla galebesi” olarak açılmadı. Adil Düzen’in olmadığı yerde Ayasofya’nın ruhuna uygun bir şekilde açıldığından bahsedilemez. Bu konuda da geçtiğimiz gün Millî Görüş’ün tek temsilcisi Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu’nun şu açıklaması her şeyi ortaya koyuyor: “Ayasofya fethin sembolüyse Fatih’in sembolü de adalettir. İktidara geldiğimizde Ayasofya gerçek manada açılmış olacak. Kendi ruhuna kavuşacaktır.”