Bismillahirrahmanirrahim
Âlemlerin Rabbi, Rahman ve Rahim olan Allah’a hamt, Peygamberimize, âline ve sahabelerine salât ve selam ederiz.
Bir Müslüman hak-batıl mücadelesinde haktan yana tarafını net olarak belirlemezse, o insan İslam’dan kopmuş olur. Erbakan Hocamız diyor ki: “Faraza, bir zaman tünelinden geçirilip, asrısaadet dönemine ve Bedir Tepesi’ne bırakılan kimse, bir tarafta Peygamber Efendimiz, arkasında iman ordusu, karşı tarafta ise Ebu Cehil lain ve küfür ordusu olduğu halde, Bedir harbinin yapıldığını görse; 1. Hangi bahane ile olursa olsun, Ebu Cehil’in safına katılsa, ona arka çıksa ve alkışlasa küfrünü izhar etmiş olur. 2. Veya ‘Allah, hakka yardım etsin’ deyip, hiçbir tarafa tabi ve taraf olmadan yerinde otursa, o zaman da münafıklığını ispat etmiş sayılır. Zira bu söz ‘hangi taraf haklı, pek bilemiyorum, Hz. Muhammed’in haklılığından da şüphe ediyorum’ anlamına gelir. 3. Şayet bu manzara karşısında ‘Ya Rabbi, Resulü’ne ve ashabına yardım et’ şeklinde dua etmekle yetiniyor ve yerinde duruyorsa, bu halde de fasık bir Müslüman olduğu ortaya çıkar. 4. Yok eğer, bu durumu görür görmez ‘Resulüllah’ın ayağına diken batacağına benim gözüme ok saplansın, diyerek yerinden fırlıyor ve bağırsakları çalılara takılsa bile, İslam’ın safına katılmak ve Allah yolunda vuruşmak üzere koşuyorsa, o takdirde gerçek bir mümin olduğunu kanıtlamış olur.” Şuurlu Müslüman; İslam tarafında olan kimsedir ve batılın yok olması için, bir teşkilat ve disiplinli bir ordu içinde mücadele eden kimsedir. Ilımlı Müslüman ise batılla, iş birliği halinde olan şuursuz Müslüman’dır. Erbakan Hocamız diyor ki; “Irkçı emperyalist odaklar diyor ki: Müslüman âleminde, bütün gücümüzle ılımlıları çoğaltmamız lazımdır. “Ilımlı İslam” ile ne anlatılmaya çalışılır? Yani cihat şuuru olmayacak, hak ve adaleti hâkim kılma gayesi ve sorumluluğu taşımayacak, bozuk ve batıl düzene karışmayacak, Yahudi’ye hizmetçilik yapacak; ama namaz kılacak, oruç tutacak, umreye koşacak… Dünyadaki ve ülkedeki düzeni, Siyonist merkezler tanzim edecek. Sen sadece Yahudi’ye vergi ve faiz ödeyeceksin, aldığın her malın fiyatının yarısını sömürü sermayesine haraç olarak vereceksin; bir nevi küresel sisteme demokrat kölelik edeceksin ama izin verilen ibadetleri de yerine getireceksin… İşte ılımlı İslam dedikleri budur. Mikrobu tanımadan hastalık tedavi edilmez, olayları anlamamız mümkün değildir, şifa bulmamız mümkün değildir. Onun için İslam’ın dışındaki ülkeleri yöneten merkezi tanımamız lazım; bu merkez Siyonizm merkezidir.” İslam düşmanlarını tanımayan bir Müslüman, Siyonizm’e köle olur.
ZOR BİR YOLDA
Dünyada tabi tutulduğumuz hak-batıl mücadelesinde hakkın safında yer alarak yol yürümek çok çetindir ve imtihanı ağır bir süreçtir. Erbakan Hocamız, bu zorluk için şunları söyler: “Zor bir yolda yürümek mecburiyetinde olan insanlar, yolda yürümeye başlamadan önce, gönüllerinde ve zihinlerinde yürümek ve yol almak zorundadırlar. Evvela, bu yolu ben nasıl aşarım? Korkusundan kurtularak yola çıktıklarında görürler ki, yol zor da olsa bir müddet sonra aşılmış, yürünmüş ve hedeflenen yere gidilmiştir. İşte o zaman, insanların yüreklerinde, aslında yolun zannedildiği kadar zahmetli olmadığına ve bütün sıkıntılı yolların aşılabileceğine dair bir iman doğar.” Bu zor yolun adı Millî Görüş’tür ve Erbakan Hocamız Millî Görüş’ü şöyle tanımlar; “Millî Görüş ne demektir? Bütün insanlığın saadeti için yeryüzünde hakkın ve adaletin hâkim olması gayesiyle hep beraber disiplinli bir topluluk olarak çalışma görevini ifa etmek Millî Görüş’ün şiarıdır. Buna bizim inancımızda cihat denir. Bir milletin güçlü olması için, evlatlarının bir yandan ilim öğrenmesi, bir yandan nefis terbiyesi yapması, öbür taraftan da cihat etmesi lazım gelir.” Cihatsız İslam’ı yaşamak ve yaşamak mümkün olmaz.
SAADET DÜNYASI
Erbakan Hocamız diyor ki; “Hiç unutmayalım ki bir saadet dünyası geçtiğimiz tarih boyunca olduğu gibi ancak Millî Görüş’le kurulabilir. Millî Görüş’ün dışındaki diğer taklitçi ve işbirlikçi görüşler yok ortanın soluymuş, sağıymış, muhafazakârmış, şuymuş buymuş taklitçi ve işbirlikçi görüşlerle insanlığa saadet getirilemez. Bunun temel sebepleri vardır. Zira Millî Görüş, öbür uydurma görüşlere benzemez. Onlardan bir tanesi değildir. Millî Görüş’ün onlardan temelde 7 tane mühim farkı vardır. 1. Biz maneviyatçıyız. Onlar maneviyata önem vermezler. Hâlbuki maneviyatsız saadet olmaz. Ahiret olmaz, şehitlik olmaz, şehitlik olmazsa vatan olmaz. Bu sebepten dolayı saadetin temelinde önce maneviyatçı olmak, ahirete inanmak yatar. 2. Diğer görüşlerin hepsi Siyonizm’in; insanlığı köle yapmak için kullandığı faizci kapitalist sistemin bekçisidirler. Millî Görüş, hayır bu haksız sistemi değiştireceğiz, adil düzen kuracağız, dediği için öbürlerinden farklıdır, saadet getirir. Çünkü faizle saadet gelmez. Faizle kölelik gelir, fakirlik gelir, açlık gelir. 3. Onlar Batı’yı bizden üstün görürler. Hâlbuki insanlık her şeyini İslam’a borçludur. Bizim medeniyetimiz Batı medeniyetinden üstündür. Saadet, İslam’ın ulvi prensiplerindedir. 4. Siz bu diğer partilerin hiçbirisinden biz yeni bir dünya kuracağız diye bir söz işittiniz mi? Yeni bir adil dünya kurulmadan saadet olmaz. 5. Onlar sonuç itibarıyla AB’ye gireceğiz, İsrail’e vilayet olacağız gayesini gütmektedirler. Millî Görüş, tarihteki şerefli yerimizi almak gayesi güdüyor. Bundan dolayı saadet ancak Millî Görüş’le elde edilir. 6. Onlar müstemleke tipi kalkınma yaparlar. Taklitçi oldukları için lider ülke kalkınması yapamazlar, lider ülke, öncü ülke olmak ancak Millî Görüş’le mümkündür. 7. Onlar hepsi narkozlanmıştır. Bugünkü gidişatın adım adım Türkiye’yi İsrail’e vilayet yapmanın uyuşukluğu içerisindedirler. Millî Görüşçüler uyanıktır. Bize saadeti ancak Millî Görüşçü getirebilir.” Selam hidayete tabi olanlara…