Erbakan Hocam! Emanetin emin ellerde!

Abone Ol

Anadolu Gençlik Derneği, İstanbul’un Fethi’nin 560. yılını Kocaeli İsmet Paşa Stadı’nda benzeri az görülen bir coşku ile kutladı. O kadar ki, fetih coşkusu stat dışına kadar taştı. “Fetih ve Gençlik Şöleni”ne, Millî Görüşçü kuruluşlar, İslâm ülkelerinin temsilcileri, lise ve üniversite gençliği ve halkımız büyük ilgi gösterdi. İslâm dünyası ve Avrupa’daki Müslüman kuruluşlardan ilk defa bu oranda üst düzey bir katılım gerçekleşti.

Program boyunca stada Erbakan Hoca damgasını vurdu. Fetih haftası münasebetiyle Erbakan Hoca’nın kabri ziyaretçi akınına uğradı. Bu seneki fetih kutlamaları, önceki senelerden daha büyük bir katılımla gerçekleşti. Özellikle lise ve üniversite gençliği stadın büyük çoğunluğunu oluşturdu. Hanımların ilgisi de takdire şâyândı.

Ezgi, ilâhi, mehter ve spor gösterileri katılımcıları coşturdu. Hele mehter, ihtişamlı tarihimizi gözler önüne serdi. İslâm’daki fetih anlayışını gönüllere nakşetti: “Allah yoluna cenk edelim, şan alalım şan / Kur’an’da zafer vaat ediyor Hazret-i Yezdân.”

Seçkin hafızların sunduğu Kur’an ziyafeti, stadı mânevî atmosfere taşıdı. Hele, fethin canlandırılması sırasındaki coşku ve heyecan görülmeye değerdi. Lâzer ve havaî fişek gösterileri ile muazzam bir renk cümbüşü oluştu.

“Fetih ve Gençlik Şöleni” Millî Görüşçülerin azmini biledi, birlik ve dayanışmalarını pekiştirdi. Millî Görüş dâvâsının emin ellerde hedefine yürümekte olduğunu gösterdi. Katılımcılarda şu ortak görüş oluştu:

- Hocam, yolun yolumuzdur!

Ekilen Tohumlar Yeşerdi

AGD’nin organizesi ve tüm Millî Görüşçü kuruluşların katılımıyla gerçekleşen bu manzarayı gördükten sonra şunları düşündüm:

- Muhterem Erbakan Hocam! Millî Görüşçülere emanet ettiğin bu büyük dâvâ emin ellerde! Yetiştirdiğiniz kadrolar; gösterdiğiniz hedefler ve ortaya koyduğunuz prensiplere sıkı sıkıya bağlılar. Temel Esaslarımız ve Uygulama Prensiplerimiz konusunda titizlik gösteriyorlar. “Baş başa bağlı, baş Allah’a bağlı” anlayışıyla hareket ediyorlar.

Stadın yarıdan fazlasını ortaöğretim gençliğinin doldurması, bu büyük dâvâyı daha çok gençlerin sahip çıktığını gösteriyordu. Ortaöğretim Komisyonu’ndaki gençlerin taşıdığı şu iki pankart her şeyi anlatmaya yetti:

“- Ektiğin tohumlar yeşerdi Hocam! İnşaallah, Roma’yı fethetmeye hazırız.”

“- Hocam! Doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlar. Şimdi biz onuncu köyde görevimizin başındayız.”

Niceleri, bu büyük davanın ne anlama geldiğini bildiği halde; küçük dünyevi menfaatler ve farklı hesaplar uğruna çalışmaya başladılar. Türkiye’nin öncülüğünde, İslâm âlemi ile birlikte hareket ederek dünyanın efendisi olmak varken; müstemleke tipi kalkınma modeli yürütmeyi kâr saydılar. Türkiye’yi “lider ülke” yapma vizyonu dururken; AB’ye kuyruk olma zilletini üstlendiler. 50 yıldır, Avrupa bu zihniyetin burnunu sürttüğü halde, hâlâ yaltaklanmaya devam ediyorlar. Yazık! Hak dâvânın içinde yer almakta ne kadar da nasipsiz insanlardır bunlar! Keşke, bu zihniyet fetihteki onurlu yaşama kararlılığını anlayabilmiş olsaydı!

“Hak davada zerre olmak”

Fetih şuuruna ermiş bir insan, hakkı üstün tutmanın insana ne büyük şeref kazandırdığını idrak eder. Erbakan Hocam ne kadar da güzel anlatırdı:

“- Bâtıl dâvâda zirve olmaktansa, hak dâvâda zerre olmayı tercih ederim.”

Yâni, illâki hak üzere bulunmak; işte bütün mesele bu! Ama dünya bir imtihan alanı. Makam ve mevki, para ve dünyevî nimetler insanı aldatıyor.

Allah Rasülü (s.a.v) bir gün hasır üzerinde uyumuştu. Uyandığında hasırın kırışıkları mübarek yüzlerinde iz bıraktı. Bunu gören Hz. Ömer (r.a), dünyalık meliklerin yaşantılarını hatırlayarak ağlamaya başladı. Yüce Rasül (s.av) onu şöyle teselli etti:

“- Ey Ömer! Dünya onların, ahiret bizim olsun, istemez misin ”

Bugün de fetih erleri, dünya hayatlarını, ahiret saadetini elde etmek amacıyla kullanıyorlar. Hani, Erbakan Hocamız için diyorlar ya!: “Tarihin eline verdiği mührü, dâvâsı uğruna kullanan adam!” Millî Görüşçüler de aynen öyle!

Kocaeli’ndeki “Fetih ve Gençlik Şöleni”ne katılanlar bir kere daha hak dâvâdaki kararlılıklarını bütün dünyaya ilân ettiler. “Gevşemeyin, üzülmeyin, hakikaten inanıyorsanız mutlaka en üstün olan sizsiniz” (Ali İmran, 139) ayetinin gereğini ortaya koydular. Onların bu manzarasını gördükten sonra, Erbakan Hocam’ın şu sözlerini mırıldandım: “

“- Ey yürekleri dağlar kadar büyük ve azimleri kayalar kadar sağlam olan Millî Görüşçüler, Saadet Partililer! Ne olursa olsun gelecekten asla ümit kesilmeyecektir. Tarihe bakın, inancınıza sarılın. Zulüm ebedî olmaz. Kötülük mutlaka hüsrâna uğrayacaktır.”

Rahmetli Adnan Demirtürk “En büyük emniyet çalışmaktır.”, “Allah sevdiği kulunu kendi dâvâsında hizmet ettirir” diyordu. Kısaca, engeller azimle çalışarak aşılacaktır.