Erbakan, ESAM ve “Adil düzen”-5

Abone Ol

ESAM’ı ve yaptıklarını önemsiyor, bundan sonra yapması gerekenleri tekrar hatırlatıyor ve şöyle açıklık getiriyorum: “Erbakan’ı gerçek anlamda anma, anlama ve gereğini yapma”, O’nun bıraktığı yerden yapılması gerekenleri yapma ile olur. Bence, işte bu önemli (EN ÖNEMLİ) görev ifa edilirken ESAM’aÇOKgörev ve/ya görevler düşüyor…

ESAM sitesi “ADİL DÜZEN” penceresindeki son bölüme bakalım: 

D. İnançlı Kadrolar

“Adil Düzen”e geçildiği zaman ülkeler borç ve faizin esiri olmaktan kurtulur. Emperyalizm ve ırkçı emperyalizmin etkisinden kendisini kurtarır. Millî Görüş’e dönülür. Evlatlarını “taklitçi” olarak değil, “inançlı kadrolar” olarak yetiştirme imkânı bulur. Bu inançlı kadrolar inançla, şuurla, azimle,

sebatla, yardımlaşarak ve çalışarak kalkınma hamlelerini elbirliğiyle başarırlar.

“Adil Düzen”in; siyasî, ilmî, ahlâkî ve ekonomik düzenleri birey ve girişimcilere yardımcı ve teşvik edici olacaklardır. 

Siyasî düzen ekonomiyi tanzim ediyorum diyerek tahrip etmez; ilmî düzen tam bir hürriyet, özerklik ve teşvik ile ilim ve teknoloji sahasındaki hızlı gelişmeleri sağlarlar. 

Dinî-ahlâkî düzen ise adeta topluma yararlı insan yetiştirmek için bir “İnsan Yetiştirme Fabrikası” gibi görev yapar. 

E. İrfanlı İnsan

“Adil Düzen”deki ilmî düzen ve bilhassa dinî-ahlâkî düzen insanların “irfan” sahibi insanlar olarak yetişmesini sağlar. Üretimin yanında eğitimi, manevi terbiyesine ve bu meyanda “nefis terbiyesi”ne büyük önem verilir. İnsanlar iyi ahlâk sahibi insanlar olarak yetişirler. İsraf yapmazlar.

Herkese yardım etmekten manevi haz alırlar. İbadet aşkıyla çalışırlar. Bütün bu faktörler bir araya geldiği zaman manevi ve maddi bakımdan en büyük kalkınma hamleleri başarılır. Böylece kapitalizmin “zulüm düzeni” yerine “Adil Düzen”in “saadet düzeni” gerçekleşir. 

“Adil Düzen”e dayalı yeni bir dünyanın kurulmasıyla maddi ve manevi kalkınma daha hızlı ve dengeli olacaktır. 

Bilindiği gibi “Avrupa Birliği” tek bir “Avrupa Devleti” kurulması demektir. “Roma Anlaşması” bundan dolayı AB’nin temel anayasası mesabesindedir. Roma Anlaşması’nın temelinde iki büyük hata vardır. Bunlardan birisi, temel kültür kökü olarak eski Roma Medeniyeti’nin esas alınması yani

“kuvveti üstün tutan” zihniyetin temel alınmasıdır. Bu zihniyetle ancak zulüm olur. Saadete ulaşılamaz. 

İkinci hata da ekonomik düzenin “kapitalizm’” olarak alınmasıdır. Bu temel de saadet getiremez. Ancak zulüm, buhran ve sosyal patlama (biz “SOSYAL TUFAN” diyoruz / RNE) getirir. Bunun için AB gerçekte bu temel esaslarından dolayı iki adet saatli bomba bulunan ve uçurumdan aşağı

yuvarlanan otobüse benzemektedir. 

Türkiye, “Adil Düzen”i tesis ederek örnek ve öncü ülke olmalıdır. 

Müslüman ülkeler ve ezilen ülkelerle “Adil Düzen” temeline dayanan bir “yeni bir dünya”nın kurulmasına gayret etmeli, hatta öncülük yapmalıdır. Bu da Refah-Yol Hükümeti döneminde kurulmuş olan D-8’lerin çok daha aktif bir şekilde bütün üye ülkeler ve sömürülen dünya devletlerinin

desteği ile canlandırılması ile mümkündür. Bu gerçekleştiği takdirde hem Türkiye’de, hem diğer Müslüman ülkelerde, ezilen ve sömürülen tüm mazlum ülkelerde kalkınma çok daha büyük ve hızlı olacaktır. 

TEŞEKKÜR: “Çarşamba Konferansları” çerçevesinde “ERBAKAN VE ADİL DÜZEN” konusunu bendenize ve Prof. Dr. Sabri Tekir arkadaşıma anlatma fırsatı veren ESAM Genel Başkanı Recai Kutan, Genel Sekreter Atik Ağdağ ve Yılmaz Balçın ile Muhammed Mustafa Bacak başta olmak

üzere, bütün ESAM çalışanlarına; bu arada Ahmet Tekdal başta olmak üzere, ismini sayamadığımız bütün dinleyenlere teşekkür ederim. Selam, sevgi, saygı, dua ile…