Bismillahirrahmanirrahim;
AİLESİ ve hocaları eliyle olduğu kadar, okuduğu okullar olarak da çok iyi yetişmiş olan Erbakan Hoca’nın teşhisleri sağlam; çözümleri isabetli idi. Olaylar ve zaman onu hep haklı çıkardı.
O, sömürgeci güçlerin plan ve hedeflerini çok iyi bilirdi. Onların analizini yapar; ne yapmak istediklerini kavrardı. Aklı, “işin sonunu görmek” olarak tanımlar; sömürgecilerin planlarının uygulanmasıyla varılacak sonucu görürdü. İsterseniz, son senelerdeki olayları Hoca’nın 15 sene kadar önceki şu konuşması üzerinden bakmaya çalışalım:
“Dünyayı dış mihraklar yönetiyor. Bunlar ABD ve Avrupa yönetimlerini içine aldılar. Öyleyse 5 bin senedir güttüğümüz gayeleri, planları gerçekleştirmenin vakti gelmiştir. Biz, Allah’ın has kullarıyız; diğerleri bizim kölemiz olarak yaratılmıştır. İnançları bu! Biz, efendiyiz; diğerleri kölemiz! Ebedi hâkimiyetimize Arz-ı Mev’ud’u kontrolümüze alarak başlayacağız.
Arz-ı Mev’ud nedir? İsrail bayrağındaki iki mavi çizgiden birisi Nil; diğeri Fırat! Fırat Türkiye! Ne diyor bu bayrak? Türkiye dahil, bütün Ortadoğu’yu kontrolümüze alacağız. Öyleyse, Arz-ı Mev’ud üzerindeki ülkeleri yok edelim. Dünyada emrimizi dinlemeyecek yönetimlerin yerine kendi yönetimimizi kuralım. Plan ve uygulamaları budur.
Afganistan, Irak işgal edildi. Şimdi Suriye, İran işgal edilmek isteniyor. Sonra Mısır, Suudi Arabistan! Arkasından Türkiye! Bunu İsrail bayrağı söylüyor. Çünkü Fırat bizim nehrimiz, bizden doğuyor. Bütün buralar bizim toprağımız, buraları işgal edeceğiz; dünya hâkimiyetine böyle ulaşacağız, diyorlar. Her şey açık!”
YÖNETİCİ BASİRETİ
ERBAKAN Hoca, seneler önce sanki bugün yaşananların fotoğrafını çekmiş. O, yöneticilerde hidayet ve feraset meziyetlerinin vazgeçilmezliğini anlatırdı. Basiret sahibiydi. Bir planın uygulanmasıyla varılacak sonucu kestiremeyen kişi tuzaklardan kurtulamazdı. Doğru yapıyorum, zannıyla yanlışların kucağına düşerdi. Liderlik basiretsizliği kaldıramazdı. Erbakan Hoca’yı farklı kılan liderliğin gerektirdiği meziyetlere sahip olmasıydı.
Hoca, çağını çok iyi tanırdı. Siyonizm’in bir ahtapot misali insanlığı nasıl kuşattığını görüyordu. Bilerek veya bilmeyerek sömürgecilere hizmet edip alet olanları da, Şeyh İkrime Sabri’nin ifadesiyle; Erbakan Hoca, Türkiye ve İslam dünyasına “şuur tohumları ekerek” tehlikelere karşı uyardı. Olaylar yaşandıkça çözümlerinin doğruluğu daha iyi anlaşılmaktadır.
Erbakan Hoca, sanki bugünleri görmüş gibiydi. 1992’de, daha Körfez Savaşı başlamamışken, ABD’li bir Albay’ın savaş planlarını anlattığı bir belgeyi TBMM’de milletvekilleriyle paylaştı. Belgede, Saddam’ın devrilip Irak’ın işgal edileceği açıklanıyordu. Hoca, teröristlerin silahlandırılıp Türkiye ile çatıştırılacağını hatırlatıyor; yöneticileri uyarıyordu:
“Onların uzun vadeli planları var. Batılı ajanlar cirit atıyor. Onlar Ortadoğu’da Müslüman ülkeler birbiriyle çatışsın, istiyorlar. Bizim kısa, orta, uzun vadeli planlarımız nerede? Yapması gerekenler böyle bir plana sahip olmadıkları için onların planlarına alet oluyorlar.”
Ortadoğu’da yaşananları 30 sene önce fark etti. Türkiye’miz çağları okuyan bir lider yetiştirmişken, onu anlayamamak ne büyük eksiklik! Hem de söylediklerinin doğruluğu ortaya çıkmışken!
BİR OLMAK ZARURETİ
ERBAKAN Hoca’nın birlik oluşturarak sömürgecilerle mücadele etmek şeklindeki projesine duyulan ihtiyaç her geçen gün daha da artmaktadır. Ortadoğu’yu, Türkiye’yi parçalamak isteyenlere “dost” ve “müttefik” olarak görmek; onlarla anlaşma masalarına oturmak ne büyük aldanış!
Hepimiz başımızı iki diz kapağımızın arasına alıp ciddi olarak düşünelim: ABD, AB, İsrail gibi dost ve müttefik gördüklerimiz içinde, şu sıkıntılı günlerimizde bizim iyiliğimizi isteyen tek ülke, tek fert biliyor musunuz? Ama İslam dünyasındaki milyonlar Türkiye ve İslam dünyasının varlığı için dua ediyor; hayrını istiyorlar. Bu insanları elimizin tersiyle itip düşmanlarımızla beraber olunabilir mi?
Erbakan Hoca, bir ömür İslam dünyasının ayağa kalkması için çalıştı. Biliyordu ki, İslam Birliği’ni kurmak inanç isterdi. Zafer, önce komutanın zihninde kazanılırdı. Erbakan Hoca zor olanı seçti. Çünkü başka çıkış yolu yoktu.
Sömürgecilerle bir olmak parçalanmak ve yutulmak demekti. Bu idealle, İslam dünyasının 820 milyonluk bölümünü temsil eden, nüfusu en yüksek 8 ülkeyi bir araya getirerek D-8’leri kurdu. Müslümanlarla iyi ilişkiler geliştirdi. Şahidiz ki, bu konuda elinden geleni yaptı.
Sömürgeci güçler Afrin’de yine sahnede! Siyonizm’in planladığı Büyük Ortadoğu Projesi’ni (BOP), ABD uygulamaya girişti. Haçlı - Siyonist İttifak iş başında! Onlar güç birliği yaptılar. Ya biz! İslam dünyası sömürülmeye, birbiriyle çatıştırılmaya mahkûm olmamalı. Mücadele yolunu, göstererek öğreten Erbakan Hoca’nın kazanımları mutlaka hedefine ulaştırılmalı.