Erbakan 2017: Geleceğin Atasözü; Erbakan haklıymış

Abone Ol

Her zaman yaptığım ve önceki yazımda hatırlatıp vurguladığım üzere, “Erbakan’ı anmak, anlamak ve gereğini yapmak” ayındayız ve o yazımın en sonunda dediğim üzere, “O’nu -sadece birkaç gün değil- her gün anmaya, anlamaya, anlatmaya ve gereğini yapmaya” istisnasız herkesi davet ettim ve tavsiye ettim... Bugün bunu daha açıklayalım… 

15 Temmuz Darbe Teşebbüsü sonrasında zeki ve gayretli gençlerimizin Necmettin Erbakan ile ilgili üretip sosyal medya üzerinden yaygınlaştırdıkları söylem neydi?  “Geleceğin Atasözü: ERBAKAN HAKLIYMIŞ…” 

“15 Temmuz musibeti” vesilesiyle insanlar bir kere daha uyanıp “Erbakan Hoca’nın nasihatlerini” değişik şekillerde de olsa anlamaya başlayıp uyanmaya başladılar ya; bu uyanışı sürdürmemiz ve hayra tebdil etmemiz gerekiyor… Bunu nasıl yapalım diye soranlardansanız; hep hatırlattığım üzere, “Erbakan aramızda olsaydı, olanlar ve olaylar karşısında ne yapar idiyse, aynı şeyleri yaparak” şeklinde bir cevap veririm… 

Erbakan olanlara önce “TEŞHİS” koyar, ardından “TEDAVİ” reçeteleri üretirdi… Bunu da, bir “İLİM ADAMI” olarak henüz 1960’larda başlattığı “İSLÂM VE İLİM” konferanslarında ifade ettiği üzere, “İSLÂM VE İLİM, KUR’AN VE İLİM” ile yapardı… Biz kendisiyle kırk yıl boyunca yaptığımız çalışmalarda hep bunu yaptık… Son yirmi yıldır her gün ve her hafta yapmakta olduğumuz “KUR’AN VE İLİM” çalışmalarımızla da bunu hiç aksatmadan sürdürüyoruz, hayatımızın sonuna kadar da sürdürmeye devam edeceğiz, inşallah… Bu dediklerimi yapmaya çalışanlardan biri olarak, bu sene şubat ayında ERBAKAN ile ilgili olarak farklı şeyler hatırlatmam istendiğinde, bu ve bundan sonra aktaracağım benzeri düşünceler aklıma geldi… Bu vesileyle ‘siz söyleyene değil söyletene bakın’ derim ve şöyle devam ederim: Şubat ayı benim doğum ayımdır; bu sene ve gelecek senelerde, “Necmettin Erbakan Hocamızı daha iyi anıp anlama ve gereğini yapma yolunda hepimiz için düşünce ve uygulamaların doğum ayı” olsun, inşallah… 

Nitekim bu yazının yazıldığı bugün (Cumartesi, 04.02.2017), bizim “kur’an ve ilim” haftalık seminer çalışmalarımızın 900’üncü çalışmasını yaptığımız gündür. Devam ediyoruz ve “KUR’AN VE İLİM” rehberliğinde çağımızın “SOSYAL TUFAN” seviyesi olarak koyduğumuz “teşhis”, inşallah “ADİL DÜZEN” ile “tedavi” edilecektir… 

Madem “KUR’AN VE İLİM” çalışmamızdan söz ettik, bu haftaki çalışmamızdan bir bölüm aktaralım: “Diğer canlılarda değiştirme vardır. Çiçekler balözü verirler, çiçek tozunu alırlar. Hücreler kana ürünleri verir, kandan da gerekenlerini alırlar. / İnsanlarda bu değişme miktarladır, para ile takdir edilen değerle alınıp verilir. Bununla beraber ailedeki alışveriş ürüne katkı ile orantılı değil ihtiyaca göredir. Çocuklar, anne ve babaları yanlarında yaşlanırsa, borçlarını ödeme durumundadır; yoksa, anne babası öldüyse, başkalarının anne babasına ödemezler. / Bugünkü sigorta sisteminin meşru olmayışı buradan doğmaktadır. Sigortada, şeriatta olduğu gibi olgunlar yaşlılara bakarlar ama kendi anne babalarına değil, tüm anne babalarına bakarlar. Kur’an ise bunu meşru saymamıştır. Çünkü bu aile müessesesini ortadan kaldırır. Erkek ve kadın evlenir ve çocuk yaparlar ki, yaşlandıkları zaman onlara baksınlar. Nafakayı temin etme erkek çocuğuna, bedeni hizmet yapma kız/kadın çocuğuna aittir. Topluluk doğrudan anne babaya destek vermez, topluluk onları yanlarında bulunduranlara destek verir. / İşte, Batı mantığı ile İslâm mantığının çatışması buradadır. / Sigorta gayrimeşrudur. Bu sebepledir ki yaşlılara emeklilik maaşı bağlanmaz, yaşlıları yanında bulunduranlara maaş bağlanır. Yaşlı hâle gelen anne baba artık kendi aile ocağını kapatır, çocuklarından birisinin yanına varırlar. Bütün malların idaresini ona bırakırlar. Ana mala dokunmaz ama onu işletir ve gelirinden bakan yararlanır. Diğer vârisler bir şey iddia edemezler. Emeklilik yaşı yoktur. Kişinin ‘ben emekli olacağım’ dediği tarih emekli yaşıdır ama artık “çalışma kredisini” almaz, “emeklilik payını” alır, bu payı da kendisi değil, kimlerin yanında kalıyorsa onlar alırlar. Anne babanın kaldığı ev erkek çocuğunun evidir, nafakayı da o temin eder. Hizmet etmek karısına veya anne babanın kız çocuklarına aittir.” (Devamı var)