Er Meydanı

Abone Ol

Yapılan bir araştırmaya göre, beş büyük ildeki kira ortalamaları hesaplanmış. Buna göre, İstanbul ve Antalya’da ortalama kira bedeli 10 bin lirayı aşarken, İzmir’de 7 bin lirayı, Ankara’da 5 bin lirayı geçen ortalama kira, Bursa’da da 4 bin liraya ulaşmış.

Hürriyet’ten Gülistan Alagöz’ün haberine göre İstanbul’da ortalama metrekare kira 94 TL, ortalama kira da 10 bin 229 TL olarak gerçekleşirken; ortalama kiranın 5 bin liranın altında olduğu sadece iki ilçe var, Silivri ve Çatalca.

Endeksa verilerine göre İstanbul’da konut kiraları son bir yılda yüzde 144, son iki yılda ise yüzde 319 artış gösterdi. Ortalama bir ilçede ortalama bir daire için söz konusu olan lira tutarının 10 bin lirayı aşması ve son 2 yıldaki yüzde 319’luk artış da mı küresel enflasyona bağlanacak acaba? Dünyanın hangi ülkesinde böyle bir durum söz konusu?

Siyasi iktidarın sözümona meseleye el koyma şeklinde lanse ettiği ve tedbir olarak açıkladığı kiralara yüzde 25 sınırı gibi Türkiye’nin ekonomik gerçekliğiyle bağdaşmayan tedbirin hiçbir işe yaramadığı ve kiraların artık tahammül sınırlarını aştığı gerçeği ortada duruyor. Konut kiralarına getirilen yüzde 25’lik artış düşüş yerine yükseliş getirmiş sanki.

Aslına bakılırsa, kiralarda son 2 yılda yaşanan yüzde 319’luk artış bile Türkiye’deki gerçek enflasyon rakamı hakkında bir fikir verebilir. Elbette ki genel enflasyon rakamı bu denli yüksek olmayabilir ancak açıklanan resmi rakamın da sokağın gerçeğini yansıtmadığına çarpıcı birörnek olabilir.

Açlık sınırının 9-10 bin lira, yoksulluk sınırının 25 bin liraya vardığı bir atmosferde en temel insani ihtiyaçların başlıcalarından birisi olan barınmanın artık lüks tanımı içine girmesi, ekonominin geldiği vahim manzarayı gösteriyor. Uygulanan ve yanlışlığı ortaya serilen neticelerle açıkça ortada olan ekonomi politikalarının bu ülke insanını, en temel ihtiyacını bile karşılayamaz hale düşürmesi çok çarpıcıdır.

Uygulanan güya faiz karşıtı politikayla Merkez Bankası politika faizi düşüyor ama hem kredi faizleri hem de bankaların mevduata verdikleri faiz oranları artıyor. Faizdeki artış, faiz de bir maliyet olduğundan dönüp dolaşıp fiyatlara zam olarak yansıyor. Güya faize karşılar ama faizcinin ihya olduğu böylesi bir dönem de görülmedi.

Bu denli ayan beyan ortada olan ve milyonları yoksul ve yoksun hale getiren sorumsuz ve yetersiz politikaların siyasi bir sorumluluğunun olması gerekmiyor mu? Yaklaşan seçimler bu politikaların da onay makamı olacaktır. Seçmenin bu noktada mevcut siyasi iktidarın diğer politikaları gibi ekonomi politikalarını da değerlendirme sorumluluğu da bulunuyor yani.

Ekonomi yönetimini ve enflasyonla mücadeleyi istatistiki bir nedenle baz etkisinin enflasyonu düşürmesine indirgeyen anlayış, uyguladığı politikalarla halkı en temel ihtiyaçları, yani gıda ve barınmayı bile sağlayamayacak duruma düşürmüş durumda.

Söylenen sözlere ve atılan nutuklara bakılınca, dünya iktisat literatürünü yeniden yazıyoruz ama gerçekte olan şey gerçek enflasyonun bile kaç olduğunu bilemediğimiz, en temel ihtiyaçlarımızı bile artık lüks olarak görmeye başladığımız, faizcinin tarihte görülmemiş şekilde ihya edildiği, akıl mantık ve izandan yoksun bir gayri iktisadilik manzarasıdır.

Yaklaşan seçim de bu yanlışların hesabının sorulacağı bir er meydanı olacaktır.