Entrika Senaryoları

Abone Ol

TBMM seçiminin öne alınması ve Cumhurbaşkanı seçiminin yeni Meclis e yaptırılması için bir kısım basında çeşitli senaryolar dile getiriliyor.

Hangi maksatla ortaya atılırsa atılsın, böylesine anormal çözümler, devletimizin istikrarı, milletimizin huzur ve selameti için zararlıdır ve tehlikeli bir tuzak niteliğindedir.

Çünkü Türkiye dünyada yalnız değildir. Bizim içimizde vukua gelen ve gelecek olan bütün istikrar bozucu olaylardan, yakın ve uzak çevremizdeki bazı odaklar aleyhimizde yararlanmak için fırsat gözetiyor. Kalkınmamızı engellemek amacıyla ellerinden gelen her çareye başvuruyorlar.

Bu sebepten meselelerimizi halletmek için, bir taraftan iç politikada, seçimlerin normal zamanında yapılması dahil, her türlü anormal çözümlere dur demek siyasi partilerimiz ve sivil toplum kuruluşlarımız için bir millî görev haline gelmiştir.

Bilindiği gibi ülkemizde sık sık 27 Mayıslar, 12 Martlar, 12 Eylüller, 28 Şubatlar vukua gelmesi, bu yetmiyormuş gibi bir de ilaveten hemen her milletvekilliği seçim döneminin, kısa kesilerek erken seçimlere gidilmiş olması kalkınmamızda bize en az 60 sene kaybettirmiştir.

Dışarıdaki rakiplerimizin istediği de bu değil midir İnanıyorum ki bu büyük zaman kaybımızda dış güçlerin, sütten çıkmış akkaşık gibi, masum olduğuna inanan tek bir kişi bulunamaz.

Düşünelim bir kere, mesela 1946 senesinden bu yana, serinkanlılığımızı koruyarak, darbelere ve erken seçim krizlerine hayır deyip, geçen 60 seneyi millet ve memleketimizin maddî ve manevî gelişmesine, sanayileşerek, ekonomik kalkınmasına, teknoloji ve medeniyet yarışmasında, diğer ülkeleri sollayarak en öne geçmesine sarfetmiş olsaydık ülkemiz bu durumlara düşmezdi.

Diğer taraftan yine meselâ, dış politikamızda D-8 ler kuruluşunu, rölantiye almayarak gereği gibi geliştirmiş olsaydık, şimdiye kadar, Türki Cumhuriyetler dahil, G-8 ler G-30 lar haline gelir, ortaya dev bir ittifak çıkmış olurdu. Böyle olunca, İslâm ülkeleri, ABD ve İsrail in saldırısına uğramaz veya en azından sahipsiz bırakılmış olmazdı.

Kaldı ki, Cumhuriyetin kurucusu Atatürk ün, gerek Balkan ve gerekse Sadabat paktlarını kurarak geleceğe dönük bizlere verdiği mesaj dahi, bu politikayı izlememizi gerektiriyordu.

Gerek iç politika ve gerek dış politikalar, boşluk ve hata kabul etmez. Ülkemiz, içine kapanık olarak, önemsiz, incir çekirdeğini doldurmayacak işlerle meşgul edildiği için, İsrail gelmiş, bizim ilgi ve etki alanımıza yerleşmiş ve daha da ileri giderek Güneydoğu da, kendi emellerine hizmet edecek siyonistleştirilmiş bir Barzani devletçiği kurmuş, adeta ülkemizi kuşatmaya başlamıştır. Göreceksiniz ileride daha da fanatikleşerek "Arz-ı Mev ud" Türkiye dir diyerek yurdumuza el atmaya kalkışacaktır.

Bizim hayali senaryocularımız ne ile meşguller Seçilecek Cumhurbaşkanımızın eşi başını örtsün mü, örtmesin mi Atatürk ün bile yasaklamadığı başörtüsünü yasaklamak için kamusal alanı nasıl genişletelim şeklindeki hayali krizleri gerçek imiş gibi gündemlere taşımakla meşguller.

27 Mayıs ın gerekçesi olarak ne diyorlardı Celal Bayar ın İsviçre bankalarında (bugünkü parayla) trilyonları varmış. Adnan Menderes 118 solcu genci kıyma makinalarından çektirerek hayvan yemi yaptırmış, Fatin Rüştü Zorlu, Kars Ardahan ı Ruslar a satacakmış. Sonunda ne oldu:Bu balonların hepsi yalan çıktı. İdam edilenler edildi. Eski Demokratlar TBMM kararıyla resmen aklandı.

12 Eylül müdahalesinde Millî Selametçiler olarak bizleri, en ağır cezalara çarptırmak için, bizzat Kenan Evren in kurduğu mahkemede yargılandık. Askerî Yargıtay mahalli mahkemenin  mahkûmiyet kararını darbecilerin yüzüne çarptı, hepimiz mahkeme kararıyla aklandık.

Özür olarak yazıyorum.

Diğer kriz ve darbelerin de bunlardan pek farkı yoktur. "28 Şubat bin sene devam edecek" diyorlardı. Sonunda Çevik Bir Paşa bir itirafta bulundu, "biz gaza getirilmişiz" dedi.

Yani netice olarak yakın tarihimizde asırlık bir dönemi gaza getirilerek heder ettik. Bu sebepten ekonomimiz ve demokrasimiz, hâlâ emekleme safhasında. Şimdi de bu cılız ekonomiye ve bu cılız demokratik yapımıza, kriz meraklıları yeni yeni yükler vurmak istiyor, yeni erken seçimler, yeni ekonomik ve siyasi yapay senaryolar peşinde koşuyorlar.

Bendeniz bu satırların yazarı olarak 2002 de yapılan erken seçime dahi aynı gerekçelerle karşı çıkmış, "Bu erken seçim ülkemiz için hem tuzaktır, hem kazıktır" teşhisini koymuştum.

Yine aynı sözleri söylüyorum. Yapmayın etmeyin, daha birinci katın betonu tam manasıyla piriz yapıp, yük taşıyacak hale gelmeden, başka katların yükünü ülkenin üzerine yüklemeyin. Sonunda kaybeden yine milletimiz ve devletimiz olacaktır. Çevremiz kuşatılmıştır. Birlik ve beraberlik halinde iç sorunlarımıza müştereken çare bulalım. Sürtüşmelerle kaybedecek vaktimiz yoktur. Yanlış yapıyorsunuz, yazıktır, ayıptır, günahtır.