Müslümanların üzerine belalar sel gibi yağıyor. Darbeler küresel bir vasıf ve mecra kazanıyor. Suudi Arabistan, Müslüman Kardeşler konusunda anlaşmazlık üzerine Katar’dan elçisini çekmesinin ardından şaşırtıcı bir kararname yayınladı. Bu kararnamede başka unsurlar olsa da baş unsur olarak Müslüman Kardeşler öne çıkıyor. Bu terörle suçlananlar listesinin başında Müslüman Kardeşler hareketi görülüyor. ABD ve AB’nin bile yapmadığını şimdi Mısır’dan sonra BAE ve Suudi Arabistan yapıyor. Suudi Arabistan bu adımıyla tamamen BAE ve Sisi’nin izinden gittiğini ispatlamıştır. Adeta bu adımlar senkronik olarak atılmaktadır. Abdulfettah Sisi’nin mahkemeleri Müslüman Kardeşleri yasadışı saymış ve ardından Hamas’ı yasak ve terör kapsamına alarak İsrail’e bile örnek olacak bir karara imza atmıştır. Hamas’ı itibarsızlaştırma ve şeytanlaştırma kampanyasına şu veya bu şekilde ‘ılımlı’ etiketli Körfez ülkeleri de katılıyor. Bu durumda Hamas’ın ileri gelen isimlerinden Mahmut Mebhuh’un Dubai’de öldürülmesi şüpheli olmaktan çıkıyor. Bu cinayette bu ülkenin veya sabık Dubai polis Şefi Dahi Halfan’ın muvazaa içinde olduğu anlaşılıyor. Bilindiği gibi, Dubai Müslüman Kardeşler aleyhinde bir dava açmış ve müsned ve atılı suç olarak üyelerinin dışarı ile temasta (tehabur) olmalarını göstermiştir. Yani Müslüman Kardeşlerin sınır aşan bir cemaat olmasını ajanlıkla eşdeğer bir suç kapsamına sokmuştur. Bu suçlama Mısır’da darbe sonrasında Mürsi’ye de isnat edilmiştir. Hamas ile tehabur yani temas suç kapsamına sokulmuş ve bu kapsamda yargılanmaya başlanmıştır.
*
Dubai eski polis şefi Dahi Halfan İhvan’ın kendileri açısından İran’dan daha tehlikeli olduğunu ileri sürmüştü. Müslüman Kardeşleri terör listesine alan Suudi Arabistan’da örtülü veya açıktan aynı anlayışı temsil etmektedir. Sözgelimi, terör örgütleri listesinde hem Müslüman Kardeşler hem de Hizbullah yer almaktadır.
Lakin orada bir kayıt düşülmüş ve ‘yerel Hizbullah’ın bu kapsamda olduğu ifade edilmiştir. Müslüman Kardeşlerle alakalı olarak aynı vurgu yapılmamıştır. Bu ne demek oluyor Bu şu demek: Suudi Arabistan Lübnan’daki Hizbullah’a ilişmiyor. Sadece yerel organlarını veya elemanlarını hedef alıyor ve terör kapsamında mütalaa ediyor. Ama Müslüman Kardeşlere böyle sınırlı bir tanım getirmiyor. Bu durumda Hizbullah ile yerel zeminde mücadele ederken Müslüman Kardeşlerle küresel zeminde mücadele etmektedir. Birinde hattı diğerinde sathı bir pozisyon alma vardır. Demek ki, Müslüman Kardeşleri fiilen daha büyük tehlike farz ediyorlar.
*
Suudi Arabistan Şura Meclisi üyelerinden İsa Gays, Suudi Arabistan’ın bu adımında gizli örgütlerle mücadelede başarı gösteren BAE’yi kendisine model aldığını ifade etmektedir. Maalesef BAE ve Suudi Arabistan’ın bu yeni hamlesi ABD’de bir zamanlar görülen McChartism kampanyasına ve ortaçağda Avrupa’daki cadı avcılığına ve engizisyon mahkemelerine benzetiliyor. Ziyad ed Dureys isimli yazar bu hamle ve kampanyalarla birlikte bölge ve Körfez’de engizisyon mahkemelerinin hortladığını ifade etmektedir. Burada bazı Körfez ülkeleri Katar’dan elçilerini çekmekle ve Müslüman Kardeşleri terör listesi kapsamına almakla, İslami kaynakları kurutmaya ve onun ötesinde tarihin akışını ve seyrini değiştirmeye çalışmaktadır. Arap Baharı dalgasının altından Müslüman Kardeşlerin çıkması bölgedeki statükocuları ürkütmüştür. Bunların başında Körfez rejimleri gelmektedir. Ulusalcılar ve solcular da ideolojik husumetten dolayı Müslüman Kardeşlerin devrimi ve baharı çaldıklarını iddia etmektedirler. Onlara göre sandıkta başarılı olmak baharı veya devrimi çalmakla eşdeğer oluyor. İçlerindeki hastalık ve kurtlardan dolayı ulaşamadıkları ete mundar muamelesi yapmaktadırlar. Suudi Arabistan yayınladığı bildiride ayrıca IŞİD ve Nusre ve Husiler gibi yapıları ve örgütleri de terör kapsamına almakta ve Suriye cephesine veya benzeri cephelere giden vatandaşlarına çağrıda bulunarak 15 gün içinde yurda avdet etmelerini istemektedir. Bildiride, biat gömleğini çıkaranlar ve hariçte başka siyasi yapılara biat edenler de hedef alınmaktadır. Bu anlayışla, Firavungillerin anlayışını temsil etmiş oluyorlar. Firavun ‘Ben’ dedi, ‘size yalnız kendi gördüğümü gösteriyorum; ve sizi yalnız doğruluk yoluna çağırıyorum! (40/29)”