Bildiğiniz üzere bugün Engelliler Haftasının ilk günü. Bu
vesileyle tüm engelli kardeşlerimize bu haftanın hayırlar getirmesini cenabı
Haktan niyaz ediyorum.
Bütün her şeyde olduğu gibi engellilerimize nasıl
davranacağımız, onları sosyal hayata nasıl adapte edeceğimiz hususunda da
önderimiz Peygamberimiz Hz. Muhammet (s.a.v) Efendimizin yaşantısından
alacağımız örneklerle bu konuya vakıf olacağız. Bizler İslam dininin erleri
olarak engellilerimizi özel insanlar sınıfında değerlendirip buna göre hareket
etmeliyiz. Asrı Saadet döneminde Efendimiz ne zaman Medine dışına çıkacak olsa
yerine Görme Engelli Sahabe Abdullah İbn-i Ümmü Mektum u vekil olarak tayin
ederek bizlere engellilere ne denli önem vermemiz gerektiğini apaçık
göstermiştir. Asrı Saadet zihniyetini kendine rehber edinen devletler de
engellilerine en büyük değeri vermiş ve onların insanca yaşamaları için ne
gerekiyorsa yapmıştır. Osmanlı Devleti bunun en büyük ve en bariz örneğidir.
Günümüze geldiğimizde bakıyoruz ki nüfusumuzun yüzde
12,29 unu oluşturan bu kardeşlerimizin diğer vatandaşlarımız gibi insanca
yaşamaları anayasal hak olmasına rağmen, ne var ki bugüne kadar ülkemizi
yöneten siyasiler ve devlet adamları engellileri insan hakları ve özgürlükler
bağlamında düşünmeyerek, onları dilenci toplum ve ikinci sınıf vatandaş
konumunda görmüşlerdir. Örneğin Yasa çıkarın da işe girip ekmeğimizi
kazanalım diyen bir grup engelliye tanınmış siyasi adamlarımızdan biri
zekâtlar, fitreler size yetmiyor mu diyerek Engellilere bakış açısını göstermiştir.
Yine başbakanlık makamında oturan bir diğer devlet adamımız Ben vatandaşımın
sağlamına iş bulamıyorum ki, engellisine bulayım diyerek engelliye bakış
açısını göstermiştir.
Tabi ki her dönem böyle olmamıştır. 1991 genel
seçimleriyle birlikte Refah Partisi nin Meclis te grup kurmasıyla bu olaylar
engelliden yana dönmüştür. Fakat 28 Şubat süreciyle de bu dönem kısa sürmüştür.
Bu kısa dönemde Refah Partisi 1992 yılında mecliste Engellileri Araştırma
Komisyonu kurarak engellilerin hak ettikleri değere kavuşmalarını sağlamış
böylece sivil toplum örgütleri de engellilerin haklarını arayış içine
girmişlerdir. 1994 yılında yapılan yerel seçimlerde de Refah Partisi 2
engelliyi belediye meclis üyesi yapmıştır. Türkiye Cumhuriyeti tarihinde
engelliler adına en önemli gelişmeyi ise 54. Hükümet Başbakanı Prof. Dr.
Necmettin Erbakan 1996 yılı 3 Aralık ta TBMM yi engelliler gündemiyle toplamış
ve kanun hükmünde kararname çıkarma yetkisi almış ve aynı gün engelli
gruplarını Meclis e davet ederek onları grubunda ağırlamıştır. Erbakan o gün
engelli gruplarına şöyle hitap etmiştir; Bugünü Engelliler Bayramı olarak ilan
ediyorum, siz bizim özürlü vatandaşlarımız değil, özel vatandaşlarımızsınız
demiş ve 571, 572 ve 573 sayılı kanun hükmünde kararnameleri çıkarmış,
Başbakanlık Özürlüler İdaresi Başkanlığı nı da kurarak birçok alanda
engellilerin bu güne kadar görmediği hak ve menfaatleri sağlamıştır.
Engellilere yönelik daha birçok çalışmanın yapılması 28 Şubat la birlikte
yarıda kalmıştır.
Bugün ise engellilerin gündeminde yoğun olarak istihdam,
yani işe girme kaygıları var. Lise ve üniversite mezunları 24 Nisan da sınava
girdiler. Bu hafta boyunca da ilköğretim mezunları kura çekmek için
başvurularını yapıyorlar.
Bugüne kadar birçok defa kura çekmiş, ama hiçbir yer
çıkmamış bir engellinin bize serzenişi aynen şöyle: İsrafil Bey, 9 defa kuraya
girdim. Çıkmadı. Ben bu kuranın adil olduğuna inanmıyorum. Noter kâtibi ile
tartıştım. Gerçekçi olduğuna inanmadığımı söyledim. Bu sefer de şayet çıkmazsa
başka türlü eylem yapacağım. Dedi.
Bu zaviyeden bakıldığında engellilerin gerçek durumu
vahim bir noktada olduğu aşikârdır. Heyhat ki, bunu biz görüyoruz. Keşke
iktidar da görse de buna artık bir çözüm bulsa, biz de serzenişlerden
kurtulsak. Saygılarımızla.