Merkez Bankası, sene başında açıkladığı enflasyon tahminlerini yüzde 13’den yüzde 23,5’e revize edince, bu iş acaba nasıl oldu diye içimizden geçirmedik değil. Türkiye ekonomisinin ana parametrelerinden olan enflasyonun böylesine yükselmesinin temelinde elbette, dövizin kontrol altında tutulamaması var. Hükümet, özellikle 7-8 aylık dönemde, dövizin yükselişiyle alakalı olarak hiçbir şey yapamadı. Döviz fiyatlarındaki artış, “Küresel güçlerin oyunu” olarak lanse edildi.
Döviz, faiz, enflasyon… Aslında bunlar birbirine göbek bağıyla bağlı durumda. Yıllık bazda çift haneli rakamlara ulaşan enflasyonun, halkımız için önemi bize göre çok daha büyük. Çünkü enflasyon vatandaşımızın cebindeki parayı eriten, satın alma gücünü bitiren ve kendileriyle, aileleriyle ilgili hesaplarını yok eden bir canavar.
Sizleri bilmem ama TÜİK’in aydan aya açıkladığı enflasyon rakamları bana hiç inandırıcı gelmiyor. Çünkü sokağa, pazara çıktığınızda, bir önceki haftadan daha çok paranın cebinizden uçup gittiğini görüyorsunuz. Doluya koyuyorsunuz olmuyor, boşa koyuyorsunuz dolmuyor. Hükümet, enflasyonun böylesine yükselmesiyle ilgili olarak hemen adım atma gereği duydu ve “Enflasyonla topyekûn mücadele” adında bir program açıkladı. Esnaflar, işadamları, sanayiciler ve farklı sektörler şimdi sözde, “Yüzde 10’luk bir fiyat düşürmesi yaparak” bu programa katkı veriyorlar. Türkiye ekonomisindeki durgunluk ve kriz ortamında bu fiyat düşürmesi, acaba enflasyonun düşmesine ve de piyasalara can suyu olabilecek mi?
Yaz döneminde önce elektrik fiyatlarına ardından ise doğalgaz fiyatlarına zam geldi. Düğün değil bayram değil, bu zamlar neyin nesi? Neye göre ayarlama? Neyini ayarlama? Tam kış öncesinde, insanların elektrik ve doğalgaza ihtiyaçlarının had safhaya çıktığı bir dönemde yapılan bu zamların makul bir izahı yoktur. Olamaz!
Zaman zaman kaleme aldığımız yazılarımızda, “Türk halkının isyan kültürü yoktur, başına gelen bir hadisede sadece mır mır konuşmayı bilir. Kendi kendine söylenir, ama tepkisini muhatabının anlayacağı biçimde dile getiremez” derken aynen bu durumu ifade etmek istiyoruz.
Büyük ihtimalle eminiz ki, elektrik ve doğalgaz zamları sonrasında da, doğalgaz ve elektrik kullanılan her ailede, aile fertleri, cebinden fatura parası çıkanlar, “Böyle de olur mu? Bu ne kepazeliktir. Tam kış öncesinde bu zammı koyan hükümetin Allah müstehakını versin” diyerek kendi kendilerine mırıldanmışlardır, Enerji Bakanı’na rahmet okumuşlardır.
Peki, çare mi? Çözüm mü? Avrupa’da böyle bir şey vuku bulsa, vatandaşlar sokaklara dökülür, o işlerden sorumlu bakanı istifa ettirinceye kadar tepkilerini yükseltirler.
Türk insanı maalesef, “Ya devlet başa, ya kuzgun leşe” atasözünün gerektirdiği bir teslimiyet ve biat kültürüyle hareket eder. Devlet ne derse, hükümet neyi ortaya koyarsa, kendilerinin aleyhine hangi kanun çıkarılırsa çıkarılsın, “Bu işler hiç değişmeyecek. Bu düzeni değiştirmenin de imkânı yok” diyerek her şeyi sineye çeker.
Bu işlerin elbette değişmesi gerekir. Bu işlerin nerede yanlışlık varsa, hesabının sorulması, yanlışlığın giderilmesi gerekir.
Bunu yapacak iradenin ortaya konulması, yanlışlıkların düzeltilmesi yönünde atılacak ilk adım olacaktır. Yeter ki, neyi nasıl yapacağımıza karar verelim? Kendilerini, la yü’sel, hesap sorulamaz, dokunulamaz, “ben yaptım oldu” zihniyetinde görenlere, yaptıklarının hesabını sorabilmemiz, bizim gerçekten toplumsal sorumluluklarımızın en önemli görev hanesi olacaktır.