Suriye meselesini bahane ederek yeniden alevlenen Soğuk
Savaş, ABD ile Rusya arasında güç gösterisine dönüşen hamlelere sahne oluyor.
Gerçi son dönemde, Ortadoğu özelinde Rusya’nın bir hamle üstünlüğü göze
çarpıyor. Dolayısıyla güç gösterisi şu anda pek karşılıklı denemez, daha çok
Rusya’nın hamleleri izleniyor ABD tarafından da.
Ortadoğu’yu kendi ali(!) çıkarları ve İsrail’in Arz-ı
Mevud fantezilerine göre şekillendirmek için tarumar eden, enerji kaynaklarına
“çöken” ABD, Rusya’nın bölgeye tasallutuyla şaşırmış vaziyette. Ortadoğu
coğrafyası, ABD belası azmış gibi şimdi bir de Rus belasına maruz kalırken,
Türkiye gibi ülkeler de tepişen fillerin ayakları altında ezilen çimenler
misali bir ara konumda bulunuyor.
Bir taraftan ABD’nin her türlü hamlesine ve politikasına
angaje bir görüntü veren Türkiye, öte taraftan da enerji ithalatı ve
politikalarında Rusya’ya bağımlı bir görüntü vermekten kurtulamıyor. Stratejik
ortaklı masalıyla “ortak çıkarlara sahibiz” diye diye dümensuyundan
çıkmadığımız ABD’ye her türlü lojistik ve ikmal desteğini üsleri açarak
veriyoruz. Kendi milli politikalarımız yerine “ortak çıkar” safsatasıyla
emperyalist belaya “yancılık” yapmayı sürdürüyoruz yani. Diğer yandan da, komşu
olmamız hasebiyle ticarette bulunduğumuz Rusya’ya, haddinden fazla bir ithalat
bağımlılığımız var ve bu durum elimizi kolumuz bağlıyor.
Devletin üst kademelerinden gelen “artık Rusya düşünsün”
uyarıları da pek ciddiye alınmıyor muhtemelen. “Biz Rusya’nın bir numaralı
doğalgaz tüketicisiyiz” cümlesi, enerji anlamında Rusya’ya aşırı şekilde
bağımlı olduğumuzun bir göstergesi zaten. “Türkiye, gerektiğinde doğalgazı çok
farklı yerlerden temin yoluna da gidebilir” ifadesi, bu aşırı bağımlılık
ortamında pek de manalı değil.
Zaten, hükümetin bir iyesi, yani Maliye Bakanı da bu
durumu teyit ediyor. Şimşek, Türkiye’nin, Rusya’nın yeni “maceracı”
yaklaşımından en fazla etkilenen ülke olduğunu söylerken, “Rusya’daki
gelişmeler bizi başka ülkelere oranda daha fazla etkiliyor” diyor. Bir bakıma,
Rusya’da ekonomi kötü giderse en çok biz etkileniriz demek istiyor.
Hemen her konuda olmayan milli ve tutarlı politikalar, bu
noktada da aranıyor yani. Türkiye’nin cari açığının en önemli kalemini enerji
ithalatı oluşturuyor. Enerji ithalatında da doğalgazın payı önemli bir yer
tutuyor. Geçen yıl 49.2 milyar metreküp doğalgaz ithal edilirken; başı yüzde
54.76’lık payla Rusya çekiyor. İran, 8.9 milyar metreküple ikinci, Azerbaycan 6
milyar metreküple üçüncü, Cezayir 4.1
milyar metreküple dördüncü sırada. Yani, Rusya’ya aşırı bir bağımlılık söz
konusu.
Politikasızlık, doğal gaz gibi dışa bağımlı olduğumuz bir
kalemin hem ısınmada hem de enerji üretiminde bu kadar söz sahibi olması.
Türkiye’de üretilen elektriğin yüzde 48.7’sini doğalgaz kaynaklı! Elektrik gibi
kritik bir kalemde, doğalgaz gibi dışa bağımlı olduğumuz bir kalemi kullanmak
ve neticesinde bir ithalat faturasıyla karşı karşıya bulunmak. Buna, enerji
kozunu elinde tutan Rusya’nın bize karşı olan hamle üstünlüğünü eklemek de
mümkün tabii.
Rus gaz şirketi Gazprom’un en büyük müşterisi yüzde
38.7’lik payla Almanya iken, Türkiye yüzde 27.3 payla ikinci sırada. Türkiye,
bugünlerde “başkasından alırız” dese bile, mevcut tedarikçileri düşününce bu
pek de olası gözükmüyor. Hiçbir konuda olmayan politikalarımız, bu konuda da
elimizi kolumuzu bağlıyor.
Doğalgaz ithalatında dünya 8’incisiyiz ve yüzde 98.6’sını
dışarıdan temin ettiğimiz bir kalemi, doğalgazı daha da fazla tüketiyoruz.
Yaklaşık 20 milyar dolar harcadığımız doğalgaz meselesi bile politikasızlığımızın
göstergesi aslında. İthal ettiğimiz bir kaleme bu kadar bağımlı olmak bir yana,
onu da neredeyse tek bir ülkenin hegemonyasına teslim etmek gerçekten çok acı.
Başka yerlerden alabilmeyi keşke çok önceleri düşünseydik.