Doğa "madde" ve "enerji"den oluşur. Doğa olaylarında "madde" artıp eksilmez, sadece yer, şekil ve özellik değiştirir, ayrılıp birleşir. Maddenin aksine "enerji" ise kullanıldığı zaman tükenir.
Aslında enerjide de azalma olmaz ama enerji yapma gücünü kaybeder. Işık enerjisinden ısı enerjisine dönüşür. Işık enerjisi tek yönlü akan enerjidir. Isı enerjisi ise dağınık enerjidir.
Doğada Hidrojen olarak yaratılan enerji deposu Helyuma dönüşerek tüketilmektedir. Güneşte enerji böyle elde edilir. Bir de radyum gibi ağır metallerde depo edilmiş ilk potansiyel enerji, atomun parçalanmasıyla dinamik enerjiye dönüşmektedir. O da tükenmektedir. Yerin içi de bu enerji ile sıcak kalmaktadır.
Güneşten gelen enerji denizlerde "buhar" hâline gelip "mekanik enerji"ye dönüşmekte, aero hidro dinamik enerjisi olarak işler yapmaktadır. Kısmen depolanmaktadır. Bir de gelen ışık bitkiler tarafından "kimyasal enerji"ye dönüştürülerek depo edilmektedir. Biz insanlar bu enerjilerden yararlanmaktayız.
*
Enerjinin dört temel sorunu vardır. 1. Enerjinin depolanabilmesi için depolanabilecek tür enerjiye dönüşmesi gerekir. Mesela, güneş enerjisi kimyasal hidrolik enerjiye dönüşerek depolanabilir. 2. Depolanan enerjinin saklanması, gerektiği zaman kullanılması söz konusudur. Mesela, uranyumda depolanan enerji atom bombası yapılıp patlatılacağı zaman kullanılması istenir. 3. Enerjinin çok önemli bir sorunu da nakil sorunudur. Yani, enerji kullanılacağı zaman kullanılmalı, bir de kullanılmayacak yerde kullanılmamalıdır. 4. Kullanılacak yerde bulunan enerji, depolanmış şekli ile değil, bizim istediğimiz şekle dönüştürülmeli ve kullanılmalıdır.
Enerjilerin kıymeti bu dört özelliği gerçekleştirmesi nisbetiyle ölçülür. Bunların içinde dönüşme bakımından, ister depodan kendisine dönüşmesi ve kendisinin istenilen yerde kullanılması için en elverişli enerji "elektrik enerjisi"dir. Ne var ki hiç depolanma kabiliyeti yoktur. Pratikte yoktur.
Bütün bu sorunları çözmek için teknik bilgi ve becerilere kesinlikle ihtiyacımız vardır. Bu teknik sorunları insanlık 20. yüzyılda çözmüştür. Batı uygarlığının bunda büyük katkısı vardır. Bundan sonra da keşifler devam edecek ve yeni teknolojiler oluşturulacaktır. Ancak bu bir gelişme içinde olacak, enerji inkılâbı olamayacaktır. Yeni tür enerjiden ziyade, mevcut enerjilerin daha iyi bir şekilde düzenlenmesi söz konusudur. Asgari olarak meseleyi ele aldığımızda, III. bin yılın "teknik sorunları" temelde çözülmüştür.
*
Ne var ki, "teknik" ancak "hukuk" ile birleştiği zaman insanların işine yarar hâle gelir. Eğer "teknik"le sağlanan imkânlar "hukuk düzeni" içinde insanlar tarafından ortaklaşa kullanılamıyorsa, o zaman o imkânın bir yararı yoktur. Batı uygarlığı sorunun teknik kısmını çözmüştür ama; hukuk kısmını çözememiş ve Nuh Nebi den kalma "hukuk sistemi"yle bu işleri yürütmeye çalışmaktadır.
Bu sorunun çözümü -tarihte olduğu gibi bugün de- Doğu ya kalmıştır. İnsanlık tarihinde daima Doğu Medeniyetleri hukuk sorunlarını çözmüş, Batı Medeniyetleri bu çözümlere dayanarak teknik sorunları çözmüştür. İnsanlık böylece bu iki ayak üzerinde, hukuk ve teknik ayakları üzerinde adım adım ilerleyerek bugünkü uygarlık seviyesine ulaşmıştır. Şimdi adım atma sırası hukukta ve Doğu dadır.
Bu yazı serisinde, enerjinin hukuki yapısını ele alacak ve bu hukuki yapının nasıl olması gerektiğini açıklamaya çalışacağım. Bunu yaparken dayandığım kaynak, Batı dünyasının ulaştığı "müsbet ilimler"le ortaya konacak sorunların, "Kur an"ın ve Kur an ın anlaşılması amacıyla geliştirilmiş bulunan "Fıkıh Usûlü"nün verilerine dayanmış olacaktır.
*
Öncelikle şunu belirtelim ki enerji, kolaylıkla elektrik enerjisine dönüşebilmekte ve elektrik enerjisi diğer enerjilere de kolayca dönüştürülebilmektedir.
Batı bugüne kadar bu sorunları çözmüştür ve hâlen de çözmektedir. Ayrıca, elektrik enerjisi kolay bir şekilde bir yerden diğer yere götürülebilmektedir. Bu sorun da çözülmüştür ve çözülmektedir.
Bütün bunlar insanların emeği ile üretilmiş araçlarla ve insan emeği harcanarak yapılabilmektedir.
"Hukuki sorun" ise milyarlarca insanın ortak emeği ile oluşan bir ürünün ortaklar arasında bölüşülmesi sorunudur. Şöyle ifade edelim. Odamızın lamba anahtarını çevirdiğimiz zaman odamız aydınlanır. Biz buna bir ücret öderiz. Bu ücret milyonlarca insanın emeği ile oluşmuş bu aydınlığın karşılığıdır. Bu emeği birleştiren ve sonunda ışığa çeviren tekniktir. Teknik bilgilerimiz olmasaydı Sibirya da yeraltından çıkan gaz evimizin ışığına dönüşemezdi. Teknik demek, insanların emeklerini organize edip insanın yararına bir yerde kullanılır hâle getirmektir.
Bıçağın bilenmesi için bilemeyi bilen bir ustanın var olması gerekir. Bunu sağlayan teknik eğitimdir. Ne var ki ustanın bilemeyi bilmesi, bilemenin olması için yeterli değildir. O ustanın o bıçağı bilemesi gerekir. Bunu yapması için de ona bir ücret verilmesi gerekir. Bunu da çözen "hukuk sistemi"dir. İşte bu sebepledir ki hayat için gerekli üretimin olabilmesi için tekniğe ve hukuka eşit derecede ihtiyaç vardır.
Bunlar paralel değil, seri bağlıdır. Biri olmazsa diğeri hiç bir işe yaramaz.
Matematikte bu toplama ile değil çarpım işlemine bağlıdır denir. Yani, hayat teknikle hukukun toplamı değil, teknikle hukukun çarpımı ile oluşur.