Kültür-Sanat

Endülüs

Endülüs

Abone Ol

Hatice Ebrar Akbulut

“Ey ibret dolu geçmişten ibret alacak yerde, günübirlik işlere dedikodulara batmış kişi!” Endülüs Mersiyesi’nin bir mısraında böyle deniliyor. Geçmişinden kopmuş, gelip geçici bahislerin hengamesine dalmış, geleceğe yönelik bir vizyon üretemeyen bizlere bir şeyler söylemeli bu mısra. Tarih sergisinin her tablosu, ileriye doğru atacağımız adımlarımız için bir fragmandır. Geçmişin yüzünde biriken izler, geleceğin yüzünde çizilecek olan izlerin emaresidir. Günümüzde yaşanan derin olayları anlamlandırabilmemiz için, söz konusu olayın ya da olayların ‘tarihsel gelişim süreçleri’ne bakarız. Olayların oluşumu ve bu oluşumların uzantıları, bizi daha sağlıklı bir sonuca götürür. Yaşanılanlara içimiz acıyarak bakıyoruz. Müslümanların kendi aralarında kopuşlar ve ayrışmalar yaşamaları, yine Müslümanlara zarar veriyor. “Allah’ın ipine sıkıcı sarılın.” ayetince, her birimiz olanlardan ve yaşananlardan sorumluyuz. İçimizde benekleşen ayrılık hareketleri, sandığımızdan daha yıkıcı sonuçlar doğuruyor. Müslüman halklar, onması müşkül durumlarla burun buruna geliyor. Bu yıkıcı ve yıpratıcı olaylar, mirasımızı, kültürümüzü, maneviyatımızı, kutsala dair her şeyimizi aşağılara sürüklüyor. Endülüs modeli, bize yaşadıklarımızın bir örneğini sunuyor. Diyor ki Endülüs: Beni iyi okuyun, benden ders alın, ben ki sizin en ihtişamlı kalenizdim.

Müslüman Endülüs, Gerici Batı Tarafından Yağmalandı

Tarık Bin Ziyad tarafından fethedilen Endülüs, bu fetihle en parlak dönemini yaşamaya başlamıştı. Fakat Müslümanlar, ilerleyen zaman içinde kendi aralarında anlaşmazlıklara düştüler. Hristiyanlardan yardım istemeye başladılar. Tek bir çatı altında olmayı seçmediler, bölünerek küçük devletçiklere ayrıldılar. Tüm bu iç çekişmeler sonucunda, Müslümanlar birbirleriyle mücadele ederken, Hristiyanlar Endülüs topraklarını ele geçirdiler. Asırlar boyu süren ihtişam, Müslümanların elinden yine kendi gafletleri sebebiyle alınmış oluyordu. Sadece alınmakla kalınmadı. Müslümanların inşa ettiği camiler, saraylar, hanlar, tüm mimarî eserler hunharca yıkıldı ve yok edildi. Kitaplar, kütüphanelerden silindi. Müslümanlara ait ne varsa talan edildi. İslam’a mensup tüm insanlar, ya öldürüldü ya göçe zorlandı. Kimisi de engizisyon mahkemelerinde işkence gördü. Batı, gerici yaftası vurduğu Müslümanlara, kendi yaptıklarıyla, aslında kendisinin ne kadar gerici olduğunu göstermiş oluyordu Endülüs’te. Endülüs’te Müslümanlar tarafından inşa edilen yüce medeniyet, Batılılarca katledildi. Endülüs Medeniyeti ile ilgili, tarih alanında çalışmalar sınırlıdır. Bu çalışmalar salt tarihsel bir düzlemde ele alınmıştır. Fakat Mesut Doğan’ın kaleminden çıkan Düşlerin Son Sığınağı: Endülüs kitabı, farklı bir bakış açısıyla kaleme alınmış. Sıkıcı bulunan tarih kitaplarının aksine bu kitap, gezilen, görülen, hakkında daha önce araştırma yapılan yerleri, şiirsel bir üslupla anlatıyor. Kitapta yazar tarafından çekilen fotoğrafların olması da kitaba bir anı gözüyle bakmamıza olanak sağlıyor. Granada, Elhamra, Kurtuba ve buralarda bulunan muhtelif yerler, yazar tarafından ‘bir eksik kalmasın’ inceliğiyle anlatılmış. Endülüs’teki mimari eserler, en ince ayrıntılarına varıncaya kadar okura sunulmuş. Doğan, konuyla ilgisi olduğunu düşündüğü noktalarda alıntılar da yapmış: Garcia Lorca, Pablo Neruda, Sezai Karakoç, Robert Irwin bunlardan sadece bazıları. Doğan, karış karış gezdiği her mekândan ayrılırken bir burukluk hissettiğini sürekli ifade eder. “Bir zaman tünelinden geçmek, bir filmi seyretmek gibi yüreğim buruk ama Elhamra’nın esas bölümünü göreceğimin sevinci içinde geriye dönüp defalarca arkama baka baka, yüreğimi sürüye sürüye buradan ayrılıyorum.”

“İspanya’yı fetheden ruh bir yürek hamlesiydi”

Endülüs’ü edebî çerçevede anlatan Doğan, taşların ruhunu kelimelerle sayfalara kazımaya çalışmış. “Taşlardan oluşan binaların da ruhu vardır.” bakışıyla mimarî eserleri üslup, nitelik ve kültür mirası açısından incelemiş. İslam’ı kılıç dini olarak gösteren ve İslam’daki fethin manasını dar bir çerçevede ele alan zihniyetlere şu cevabı veriyor Doğan: ‘İspanya’yı fetheden ruh, kılıçtan ziyade bir yürek hamlesiydi. O nedenle bu hamle kısa sürede karşılık bularak asırlarca süren bir kültür ve medeniyete dönüştü. Bu medeniyet yalnızca İspanya’yı değil bütün Avrupa’yı etkileyerek onların da ruh anlamında uyanışlarını ve gelişmelerini tetikledi.’ Kitabın son bölümlerine doğru Endülüs’ün düşüşünden sonra Endülüslülerin Sultan Bayezid’e gönderdikleri Mektup ve Endülüs Mersiyesi yer alıyor. Endülüs’ün yüklendiği misyonu anlatan bu kitap, İslam sanatları hakkında da bilgiler vermesi nedeniyle önemli. Tarihe ve İslam mimarisine ilgi duyanların yanında bizi günden güne düşüren nedenleri merak edenler için de ilgi uyandıracak, doyurucu bir kitap. Mesut Doğan’ın yaptığı, Müslüman Endülüs ile övünmek ya da sadece Endülüs’te olup bitenleri anlatmak değil; Endülüs’teki diriliği, İslam düşüncesi ile Yahudi ve Hristiyan düşüncesinin birlik ve beraberliğini vurgulamak ve bunları günümüze aktarmaktır. Kitabı okuduktan sonra kendimize şu soruyu sormalıyız: Müslüman Endülüs ve onun başkenti Kurtuba nasıl oldu da yüce bir medeniyetin zirvesi oldu? İz yayınlarından çıkan Düşlerin Son Sığınağı Endülüs kitabı, İslam medeniyetini Endülüs modeliyle okuma imkânı sunması bakımından değerlidir.