Bir hanımefendi, çocuklarıyla ilgili duygularını şu
cümleleri ile ifade etti: Eşim Almanya da çalışıyordu, ben burada yalnızdım.
Ailemin de desteği ile üç hayırlı evlat yetiştirdim. Eşim yurtdışında yeni bir
evlilik yaptı ve bizi terk etti. Bu zor günleri çocuklarımla birlikte atlattım.
Şu an maddi olarak hiçbir şeyim yok. Ama dünyanın en zengin insanıyım. Üç
hayırlı evlat yetiştirdim. Üç ayrı dünya. Allah sevgisi ile büyüttüm onları. Bu
dünyada daha büyük bir zenginlik olabilir mi Allah beni onlarla imtihan
etmesin Bir annenin çocuklarıyla ilgili duygularını aktarırken, onların
kendisi için en büyük değer olduğunu ifade etmesi son derece anlamlıydı. Çünkü
bugün kadının iş istihdamı, tahsil durumu, özel yaşamı ve toplumsal konumu
sıklıkla dillendirilirken, annelik kavramı yoksullaştırılıyor. Bu aile için
olduğu kadar toplum için de büyük zarardır. Zira annelik kavramını
yoksullaştırdığınızda zayıf ve çelimsiz nesiller ortaya çıkacak ve bu nesiller
bir başka sorunun odağında yer alacaktır. O yüzden anneliğe yapılan her saldırı
aslında toplumun bağrına atılmış bir mermidir.
Günümüz kadınları, anneliği kendileri için bir yük olarak
görüyor ve çocukları ile sağlıklı ilişkiler kuramıyorlar. Popüler söylemlerin
esintisine kapılan kadınlar, hayatın merkezine kendi egolarını ve egolarını
tatmin edecek araçları koyarken çocukları ilgisizliğe ve yalnızlığa terk
ediyorlar. Bu kadınlar, arkadaş ilişkilerini, iş yemeklerini, iş toplantılarını,
tanışma çaylarını, eğlence saatlerini, tatilleri, seyahatleri özgürlüğün bir
parçası olarak tanımlarken çocukla geçirilecek vakti en değersiz vakitler
olarak görüyor. Çocuklarına istedikleri her şeyi alıyorlar, harçlıklarını her
gün arttırıyorlar ve vaatlerde bulunuyorlar. Ama alınan hiçbir şey çocuğun
anneye olan ihtiyacını gideremiyor.
Bu çocuklar duygusal olarak anneden kopuk ve uzak
yaşıyorlar. Büyüdüklerinde ise onu huzur evine terk etmekte bir sakınca
görmüyorlar. Aralarındaki buz dağı bunu makul gösteriyor.
Yukarıdaki annenin de ifade ettiği gibi bir insanın en
büyük onuru yetiştirdiği hayırlı evlatlardır. Dünya üzerinde sahip olduğumuz
her şey, ölümle birlikte geçerliliğini kaybeder. Geride bıraktığımız hayırlı
evlatlar ise, insanlığın erdem ve faziletlerini yeşertmeye devam ederler.