İster küresel isterse belli bir ekonomi ölçeğinde olsun, sorunlar ağırlaştıkça gelir dağılımı bozulur, devamında ekonomi politikalarının etkinliği azalır iken istikrarsızlık kademeli olarak artar. Bu temel gerçeği dikkate almayıp tedbirsizce kazanmaya odaklananlar ise kaybetmeye mahkum olur. Daha önce işbirliği içinde rant hesabı yapanların birbirini suçlaması ise kesinlikle sürpriz değildir. Son aylarda Türkiye Ekonomisinde yaşanan gelişmelere ve buna bağlı değerlendirmelere baktığımızda tarihin tekrarlandığını, bu kısır döngünün kapıyı çaldığını görüyoruz.
Yaklaşık iki yıldır gelişmekte olan ekonomilerin durgunlaştığını ve tehlikenin büyüdüğünü söylüyoruz. Bu durum sorunların ağırlaştığı, eğilimlerin sürdürülebilir olmadığı, mevcut politika tercihlerinin tepkisel nitelikte olduğu için yetersiz kalmaya mahkum olduğu ve evdeki hesapların çarşıya uymayacağı anlamına gelmiyor. Dış satım imkanları artmıyor ve içi talepte aşırılıklar fazlası ile zorlanmış ise bu durgunluktan nasıl çıkılacak Bu durumu görüp risklerini azaltmaya çalışanlara ne denecek ..
İş işten geçtikten ve sorunlar iyice ağırlaştıktan sonra belli kesimleri faiz lobisi olmakla suçlamak ve vatandaşa kredi kartı kullanmayın demek çözüm müdür Döviz kuru ve faizlerin yükselmesi, beklentilerin bozulması ve tüketicilerin her türlü aşırılıktan kaçınması durgunlaşmanın ilacı değildir; tam aksine ekonomik daralmayı hızlandırır ve kırılganlığı arttırır. Daha önce yaşanmamış türden bir krizin tetikleyicisi olur. Eğer her şeyi yıkıp yeniden yapmayı göze aldıysanız çözümün başlangıcı sayılabilir!..
2002 yılı sonu itibari ile belki IMF’ye borcumuz çoktu fakat kişi başına düşen toplam dış borç çok daha küçüktü. Her 100 vatandaştan sadece 4.3’ü borçlu idi ve toplumun krizlere karşı direnci yüksekti. Bugün ise IMF’ye borcu kapattık ancak taşa toprağa yatırarak kişi başına dış borcu patlattık ve ülkeyi yağmalattık; artık her 100 kişiden 60’ını borçlu hale getirdik. Tüm bunlar faiz lobisinin desteği ve siyasi irade ile işbirliği sayesinde gerçekleşti, Türkiye bundan sonra göreceği krizlere direnemeyecek ve çökecek hale geldi. Tüm bu olup bitenlerde siyasi iradenin sorumluluğu yok mudur Ve neden yokmuş gibi farklı bir söylem içine girilmektedir ..
Belli ki yolun sonu görünmüştür ve siyasi irade kendisinin suçlanmasını azaltıp başkalarını hedefe koyarak hem varlığını korumaya hem de gündemi elinde tutmaya çalışmaktadır. Esas Çılgın Projeyi burada aramak gerekmektedir. Olası bir ekonomik kaos ortamında sizin gibi düşünmeyenleri diğerlerine kırdırmaya çalışmak nasıl bir anlayıştır ve ne tür bir inanç böyle bir garabeti meşru kılabilir .. Bu tür bir çaresizliğin fırsata dönüştürülebilmesi mümkün müdür .. Halktan ve Hak’tan yana olmak, başka bir deyişle inançlı olmak böyle bir şey midir ..
Birlik, beraberlik ve dayanışmaya, yaklaşmakta olan kötü günlere omuz omuza vererek direnebilmeye olan ihtiyaç büyük bir hızla artar iken, özetlemeye çalıştığımız içerideki görünüm olumlu düşünmeyi imkansızlaştırıyor. Bugünkü siyasi iradenin, çıraklık ve kalfalık dönemindeki hedefleri muhtemelen bu değildi fakat yanlışlar zinciri ile bugünkü açmaza düşülünce çaresizlik büyüdü ve ustalık dönemi kabusa dönüşmeye başladı. Güç kaybına itaatsizliğe ve çaresizliğe olan tahammülsüzlük, akıl ve Allah yolundan uzaklaşmayı gündeme getirdi.
Karanlık koyulaşıyor, doğruyu yanlıştan ve dostu düşmandan ayırt emek her geçen gün daha bir zorlaşıyor. Asıl önemlisi güven bunalımı derinleştikçe Allah’ın yolu ile Şeytan’ınkini ayırt etmek de imkansızlaşıyor. Herkesin her şeyi bilmesinin engellenmesi tüm bu olumsuzluklarda belirleyici oluyor. Ne diyelim: Bindik bir alamete, gidiyoruz...