Sevgili arkadaşlar; Bu ayın da sonuna geldik. Okullar daha dün açıldı derken, bir de baktık bir ayı geride bıraktık. Öğretmenlerinize, arkadaşlarınıza kavuştuğunuz için mutlu musunuz? Eminim öyledir. Sayfamız yine dolu dolu. Bugünden itibaren sayfamızda iki yeni köşe açtık. Birincisi: Dev Hayvanlar! Her hafta yeryüzünde yaşayan dev ama sevimli hayvanları sizlere tanıtacağız. İkincisi: "Neden Acaba?" köşesi... Her gün küçük gördüğümüz ama aslında ne büyük sırlar barındıran önemli olayları Sevgi ablamız bizleri bu köşeyle düşünceye davet ediyor. Çok ilginizi çekeceğini umuyorum. Sayfamızla ilgili görüş ve düşüncelerinizi bekliyorum. Gözlerinizdeki nur hiç sönmesin, Allah‘a emanet olun.

Kaynaşmanın birleşmenin bir çok faydaları vardır. İnsanı nice korku ve endişelerden kurtarır. Hatta ölüme karşı bile büyük bir siper olur birlik.

Çünkü ölüm gelse bir kez ruhu alır. Gerçek kardeşlik sırrıyla Allah rızası yolunda, ahirete yönelik işlerde kardeşleri sayısınca ruhları olduğundan bir ölse, diğer ruhlarım sağlam kalsın, zira o ruhlar her vakit sevapları bana kazandırır der.

Evet, manevi değerlerimizi korumak için birlik ve beraberliğe muhtacız. Size elli yüz kişilik bir grup hücuma kalksa siz tek başınıza karşı koyabilir misiniz? Sizin de bir gruba ihtiyacınız olacaktır. Bugün manevi değerlerimize de topluca ve birçok koldan hücum yapılmaktadır. Biz de inanan insanlar olarak birey değil de birlik ve beraberlik halinde onlara karşı koymak zorundayız.

Unutmayalım ki, günümüzün savaşı topla tüfekle değil, kalemledir. Fikirler çarpışmaktadır. Fikrimiz; ne derece güçlü savunabilirsek o derece galip geliriz.

Bir yanlışa gönül kaptırmış, yanlışta birleşmiş insanların zaman zaman başarı elde etmelerindeki sırrı hiç düşündünüz mü? Hedefleri batıl olan bu insanlar o hedefe ilerlerken hak bir vasıtaya sarılıyorlar. O da birlik. İhlasla birleşip bütünleşip başarılı oluyorlar.

Onların batıl yollarında gösterdikleri ittifakı biz hak ve doğru yolumuzda niçin göstermeyelim?

Göstermeye mecburuz ve birliğe engel olan her türlü sebebi de ortadan kaldırmalıyız.

(Düşünce Dünyası)

Biz birbirimize benzeriz

Zaman zaman bazılarını gördüğümüzde, "Ne kadar da babasına veya kardeşine benziyor" demekten kendimizi alamayız.

Bu benzeyiş o insanın anne ve babasından kalıtım yoluyla getirdiği bir dizi özellikleri taşımasından başka bir şey değildir.

İlahi kudret, şifreler halindeki hücredeki genlere bir kısım özellikleri kodlar. O insanın simasından tut, ondan çok daha harika olan huy ve karakterine varıncaya kadar genler, DNA‘lara kaydeder. Bir bilgi küpü olan DNA‘larda insanın bütün özelliklere ‘a‘dan z‘ye yerleştirilmiştir. Bunların bir kısmını da ana ve babadan getirilen özellikler teşkil eder.

İşte bu özellikler dolayısıyladır ki çocuk, bazı yönleriyle anne babasına veya yakınlarına benzeyebilir.

Bu benzerlik bize hücrelerin hemen hemen aynı olduğunu belirtiyor. Onları biririnden ayıran sadece programdır. Bu programda DNA‘larda kodlanmıştır. Bu harika özelliği belirtmeyi Kur‘an da ihmal etmemiştir:

"(O Allah insanı) bir damla nutfeden yaratıp programladı." (Abese Suresi, 19)

(Bin kıssa bin hisse)

Sultanlar arkanda yürüsün

Bir gün Sultan Ahmed Han, hocası Hüdayi Hazretlerini ziyaret için Üsküdar‘a gelmişti. Çarşıdan geçerken, hocasının alışveriş ettiğini gördü. Derhal atından indi, hocasının elini öptü ve atına binmesi için rica etti. Bir müddet Hüdayi hazretleri at sırtında önde ve Padişah da yaya olarak arkasından yürüdü.

Kısa bir süre sonra Mahmud Hüdayi, dünyayi titreten bir padişahın, arkasında yaya yürümesine razı olmadı ve, "Sultanım! Sırf hocam Muhammed Üftade hazretlerinin duası ve emri yerine gelsin diye bindim. Çünkü o; ‘Padişahlar arkanda yürüsün!‘ diye dua etmişti." Buyurarak atından indi.

Ata tekrar Sultan Ahmed Hanı bindirdi. Sultan bu hadiseden sonra şu beytleri söyledi:

Var mı ben Hakka verdim, gayrı varım kalmadı,

Cümlesinden el çekip pes dü cihanım kalmadı.

Çünkü hubbullah erişti, çekti beni kendine,

Açtı gönlüm gözünü, gayrı gümanın kalmadı.

(Bugün ne dua edelim)

Bizi Kudret elinle Sen yarattın ve bizi yaratıklarının pek çoğundan üstün kıldın. Hamd ve minnet, bolluk ve nimet Sana mahsustur!

Ne bereketli ve hayırlı işlerin var, ey Rabbimiz, şanın ne yücedir! Senden bağışlanmamızı diliyor ve sana tevbe ediyoruz!

(Tarih Dede yazıyor)

Niğbolu zaferi

Sevgili çocuklar, bugün Niğbolu zaferimizin yıldönümü.

Osmanlıların Avrupa‘da ilerlemelerinden sonra sıranın kendilerine geldiğini anlayan Macar Kralı, öteki Avrupa devletlerinden yardım istedi.

Bunun üzerine Fransa, İngiltere, Almanya ve diğer ülkelerin askerleri Macaristan‘da toplandılar. Bu ordu, Türkleri Avrupa‘dan çıkarmak için harekete geçti. Geçtikleri yerlerdeki halka zulmederek ilerleyen Haçlılar, Niğbolu Kalesi‘ni kuşattı... Yıldırım Bayezid Han, bunu duyunca ordusunun başında hemen harekete geçti.

Kaledeki Türk askerleri çok azdı. Ancak kale komutanı Doğan Bey, çok değerli bir komutandı. Kaleyi teslim etmeyerek Yıldırım Bayezid‘e zaman kazandırdı. Osmanlı Ordusu kısa zamanda Niğbolu önlerine geldi. Burada 25 Eylül 1396 günü tarihin en büyük meydan savaşlarından biri yapıldı.

Haçlı ordusu yenildi. Bu savaşta Haçlılar 100/120 bin, Osmanlılar ise, 60/70 bin kişiydi.

(Bir masalımız var)

Yıldız Mustafa

Zekiye Çoban

Gökyüzünün pırıl pırıl gülümsediği, yıldızların göz kırpmaca oynadığı, Aydede‘nin çocuklara masal anlattığı bir gecede küçük Mustafa Enes de pencerenin önündeymiş. Hayran hayran yıldızları izliyormuş. Gözlerini kırparak, yıldızların göz kırpmaca oyununa eşlik ediyormuş. Bu oyun çok hoşuna gidiyormuş. Yıldızları saymak istiyor ama sayarken hep şaşırıyormuş. Bir, iki, dört, beş, altı, sekiz, on, on iki, on üç, on beş, on dokuz, yirmi iki, otuz dört, altmış beş, seksen yedi ... Ne çok yıldız varmış öyle. Biraz daha büyüseymiş daha fazla yıldız sayabilirmiş. Sayısını bilen var mıdır acaba, diye düşünmüş. "Keşke içlerinden biri benim olsa" dermiş hep. Odasının bir yıldızla daha aydın, daha güzel olacağını, canının hiç sıkılmayacağını düşünürmüş.

"Bir yıldızım olsa başka oyuncak istemem."

Yıldızlı gecelerden parıl parıl bir gecede. Yine bizim Mustafa Enes pencerede. Fısır fısır yıldızlarla konuşuyormuş. Sanki biriyle anlaşmış. Kocaman bir yıldızın,"sana gelirim ama beni gökyüzünden indirmen lazım, indirebilirsen senin yıldızın olurum" dediğini duymuş. Sevinçten beş kere zıplamış. "Yaşasııın!" Diye bağırarak hemen annesini çağırmış.

- Anneciğim şu yıldızı indirmeni istiyorum, demiş. Annesi gülümsemiş:

- Demek bir gökyüzünden yıldız indirmemi istiyorsun!

- Evet, şunu anneciğim. Şu en büyük, en parlak olanını.

- Sence de çok yüksekte değiller mi? Uzanabilir miyiz, diye sormuş annesi.

Mustafa Enes, biraz düşünmüş. Sonra sevinçle bir çığlık atmış:

- Bulduuuuuum, buldum. Onlara nasıl ulaşacağımızın yolunu buldum, diyerek annesine sarılmış.

Annesi oğlunu sevgiyle sarmış. Ne söyleceğini çok merak etmiş. O minicik sevimli ağzı neler konuşuyormuş öyle?

- Çok yüksekten bir şeyler almak istediğin zaman oklavayla yapıyorsun bu işi. O yıldızı da oklavayla alabiliriz.

Mustafa Enes‘in bu cevabı annesinin çok hoşuna gitmiş. Oklavayla yıldız toplamak hayli eğlenceli olabilirmiş.

- Oklavamız kısa gelirse daha uzun bir sopayla bu işi halledebiliriz değil mi anne? O  yıldızın benim olmasını çok istiyorum. Ne olur onu indirelim gökyüzünden. O da benim yıldızım olacağına söz verdi. Ne olur...

- O yıldızın adının Kutup Yıldızı olduğunu biliyor musun? diye sormuş annesi.

O her zaman aynı yerde durur. Ve daima kuzeyi gösterir. Yani insanların yol ve yön bulmasına yardımcı olur.

Mustafa Enes, o çok sevdiği büyük yıldız hakkında bugüne kadar hiçbir şey duymamıştı.

- Sahi mi, demiş şaşkın şaşkın.

- Şimdi biz onu gökyüzünden indirecek olursak uçaklar, gemiler, yolcular yollarını kaybedebilirler. Yönlerini bulamazlarsa onlar için çok zor olur değil mi? Onları zor durumda bıraktığımız için üzülmez miyiz?

Mustafa Enes, annesine hak vermiş ama yıldızına kavuşamayacağı için de çok üzülmüş.

Az önceki neşeli halinden eser kalmamış. Işıl ışıl gözleri Kutup Yıldızı‘nı üzgünce izlemeye devam ederken, Kutup Yıldızı‘nın;

- Sıkma canını, annen haklı, dediğini duyar gibi olmuş.

- Biliyor musun canım, diye sözlerine devam etmiş annesi:

"Yıldızları indiremesek de sen yıldızlarla, gökyüzüyle hep dost kalabilirsin. Onlarla her zaman konuşup, oyunlar oynayabilirsin. Hayaller  kurabilirsin. Hem biliyor musun, yıldızlar gökyüzünü, iyi insanlar da yeryüzünü aydınlatırlar. Sen de bir yıldızsın aslında. Büyüdükçe daha çok ışık saçacak kocaman bir yıldızsın sen."

Annesinin sözleri Mustafa Enes‘in yüzünü yeniden güldürmüş. Bütün yıldızların kendisiyle arkadaş olduğunu düşünmüş. Ve keyifle göz kırpmaca oyununa devam etmişler. Gökten yıldızların ışığı düşmüş, iyilik düşünen herkesin başına.

(Neden acaba?)

Karınca neden yaratıldı?

Sevgi Demirci Özbek

Yolda bir karınca gördüm. Başka işim yoktu. Oturdum düşündüm. Bu karınca neden yaratılmış acaba?

Karıncaya eşlik ettim. Merak ettim ne yapar bu karınca? Ne yer? Ne içer? Boş boş  niye dolanır bir oraya bir buraya?

Hemen takip ettim.

Meğer ne kadar güçlü dişleri varmış. Baktım kendinden büyük bir ekmeği ağzına almış gidiyor. Bu karıncalar da ne kadar YARDIMSEVERMİŞ yahu!  Arkadaşlarına ekmek götürüyor. Bende karınca ile gittim yuvaya. Bir de ne göreyim? Oradaki karıncalar aç kalmış. İşçi karınca hemen besleyici karıncaya dönüşüverdi.

Nereden biliyorsun bunu diyorsunuz şimdi? Çünkü karınca yedek midesindeki besinleri diğer karıncalara vermeye başladı hemen. O kadar da bilgim var canım benim!

Ben düşünen bir küçük adamım. Dedim bu ne FEDAKARLIKTIR! Biz arkadaşlar arasında karıncalar kadar olamadık diye düşündüm. Araştırmam sonucunda bir karara vardım ve bunu defterime not ettim.

ÖNEMLİ NOT: Bence Rabbimiz karıncalardan yardımlaşmayı, işbirliğini ve fedakarlığı öğrenelim diye onları yaratmış. Rabbimizin yarattığı her şeyin bir sebebi ve hikmeti vardır. Tamam arada bir mutfaktaki ekmekleri de götürüyor ama, o da sadakamız olsun canım.

Dev hayvanları tanıyalım

Ormanların devi: Fil

Hiç fil gördünüz mü? Upuzun hortumu, koskoca gövdesi, eğri dişleri ve kepçe kulaklarıyla, karada yaşayan en iri hayvandır.

Vücudu gri renkli iki buçuk santimetre kalınlığında sert bir deri ile kaplıdır.

Asya ile Afrika‘daki  tropikal ormanların otlu ovalarında 70‘li sürüler halinde yaşarlar.

Başı çok iri, gözleri ifak, kulakları kepçe gibidir.

Ağzının iki yanında, çok kıymetli sayılan iki diş bulunur. Fildişi adı verilen bu dişleri almak için filler acımasızca öldürülmektedir.

Filin iki uzun dişi, ilk bakışta boynuzları sanılır. Aslında üst kesici dişlerin uzamasından meydana gelmiştir. Dört metre boyunda ve altı ton ağırlığında olabilirler.

Ot yiyerek beslenirler. Ağaç yapraklarıyla meyveyi de pek severler. Günlük gıda ihtiyaçları 150 kilogram kadardır. Su ihtiyaçları ise 200 litreyi bulur.

Filin en ilgi çekici yanı hortumudur. Dışarıdan bakınca kalın ve sert gibi görünür. Ama içi, şaşılacak kadar naziktir. Hortumun uç kısmı ikiye bölünmüştür. Hayvan bunu parmak gibi kullanır. Yerdeki yiyecekleri bu sayede toplayıp ağzına götürür. Diyebiliriz ki hortum, filin kolu ve eli gibidir.

(Dinimi öğreniyorum)

İslam‘ın ana prensipleri nelerdir?

Bunlar 32 ve 54 farzda ifadesini bulur.

32 Farz nelerden ibarettir?

Altısı imanın,

Beşi İslamın,

Dördü abdestin,

Üçü boy abdestinin,

İkisi teyemmümün,

On ikisi de namazın farzlarıdır.

İmanın şartlarını sayar mısınız?

İmanın şartları altıdır. Bunlar:

1. Allah‘a, 2. Meleklerine, 3. Kitaplarına, 4. Peygamberlerine, 5. Öldükten sonra dirilmeye, 6. Kadere iman.

İslam‘nı şartları nelerdir?

Beş tanedir:

1. Kelime-i şehadet getirmek, 2. Namaz kılmak, 3. Oruç tutmak, 4. Zekat vermek, 5. Hacca gitmek.

Abdestin farzları kaç tanedir?

Dörttür.

1. Yüzü, saç bitiminden çene altı ve kulak memelerine kadar yıkamak.

2. Kolları dirsekleriyle birlikte yıkamak.

3. Başın dörtte birini meshetmek (ıslak elle sıvamak)

4. Ayakları topuklarıyla birlikte yıkamak.

(Hoca Nasreddin‘in biri bir gün)

Babasının oğlu

Nasreddin Hoca camide vaaz vermek için kürsüye çıkmış. Ama ne söyleyeceğini unutmuş.

Düşünmüş, taşınmış aklına söyleyecek bir şey gelmeyince, camidekilere:

"Ey cemaat" demiş, "Düşündüm, taşındım söz edecek hiçbirşey aklıma gelmedi."

Hoca‘nın oğlu cemaatin arasındaymış, hemen atılmış:

"Ah baba! Kürsüden inmek de mi aklına gelmiyor?"

Mini test

1- Namazda alnı yere koymaya ne isim verilir?

a) Kıyam

b) Tekbir

c) Secde

2- Secde müddetince, ayakların ikisi birden yerden kesilirse, namazın hükmü ne olur?

a)Mekruh

b)Sehiv secdesi yapılır

c)Namaz bozulur

3- Namazda en çok hangi sureyi okuruz?

a) Yasin-i Şerif

b) Et-tehiyyat

c) Fatiha

4- Namazda "Sübhaneke" duasını okumanın hükmü nedir?

a) Farz

b) Sünnet

c) Müstehab

5- Namaz bitince ilk hangi tarafa selam veririz?

a) Sağa

b) Sola

c) Hiçbiryere

6- Namazda sola selam vermenin hükmü nedir?

a) Farz

b) Sünnet

c) Vacib

7- Namazda bir başkasına cevap verirsek ne olur?

a) Sehiv secdesi gerekir

b) Namaz bozulur

c) Mekruh olur

(SİZDEN GELENLER)

Zaman

Bir su gibi akıp geçti zaman

İyilikten ayrılma hiçbir an

Zamanını iyi değerlendirmeye bak

Gönlünü sevaplara bırak.

Zamanın nasıl geçtiğini anlamadan

Ayrılıverirsin bu dünyadan

Nasıl kaçarsın ölümden

Zamanını boşa harcama.

Kadriye Elmas, YOZGAT

Cimrinin parası kaybolunca

Namuslu bir şoför arabasında, bir çanta içinde 200 bin lira para bulmuş... Çantanın içinde adres olduğu için parayı sahibine götürmeye karar vermiş.

Fakat o gün grip olup, hastalanınca parayı sahibine götürememiş.

Bir hafta hasta yattıktan sonra, ilk işi olarak parayı sahibine götürmek olmuş. Çantayı ve parayı eksiksiz olarak adama uzatmış.

Geç getirdiğinden dolayı özür dilemiş bir de. Paranın sahibi cimrinin biriymiş, pişkin pişkin:

"Üzülme dostum" demiş, "Elinde olmayan bir sebepden dolayı geç getirmişsin. Bundan dolayı, ben de senden 200 bin liranın bir haftalık faizini almayacağım."

Fatih Şerifoğlu, GAZİANTEP

Koruyun ormanı

Ağaçlarının dallarında

Kuşlar yuva yapar, ötüşür

Çiçeklerde kelebekler koklaşır

Arılar bal toplar, dolaşır

Koruyun ormanı.

Evimizdeki eşyalar

Okulumuzdaki sıralar

Kalem,defter, kitaplar

Yapılır ondan

Koruyun ormanı.

Tuba Tanrıverdi, SAMSUN

Muhabir: Haber Merkezi