Emret Bakanım komedisi

Abone Ol

Bilmem sizler de izlediniz mi Bir zamanlar televizyon kanallarında bir "Emret Bakanım" dizisi vardı. İngilizler çevirmişti.

Genç ve tecrübesiz bir bakanın, karşılaştığı müşkül olayları canlandırıyordu. Ama bakanın maiyeti pişkin mi pişkin, kurnaz mı kurnaz idi. Hele Hamfury adında müsteşar olarak görev yapan bürokrat şeytana pabucu ters giydirecek kadar pratik zekâya sahipti. Halk deyimiyle anasının gözü bir kişiliğe sahipti.

Bütün bu ayrıntılara temas etmemin sebebi, AKPhükümetinde şu günlerde ortaya çıkan, başıbozuk gidişatın içyüzü üzerindeki mürahedelerimi sizlerle paylaşmaktır.

Meselâ, Kozan da, bir ödül töreninde, müsabakayı kazanan bir hanım kızımıza, başörtülü diye ödülü verilmiyor, üstelik kabaca azarlanarak kürsüden indiriliyor.

Bu bir beklenmedik olaydır diyorsunuz. Ama bakıyorsunuz arkasından Rize de, benzeri bir hotbehot müdahale olayı cereyan ediyor.

Aradan zaman geçmiyor, hem de İstanbul da, Habibler köyünde, jandarma bir camiyi basıyor, ilmi nasihatler dinleyen 120 kişilik cami cemaatini karakola götürüyor, sabahlara kadar süren sorgulamalara tabi tutuyor.

Gözüken o ki, şu günlerde, yeni bir "Emret Bakanım dizisi" izliyoruz.

Zira ilgili hükümet üyesinin maiyeti üzerinde hiç mi hiç otoritesi yok. İcraatta insiyatif, kendi kafasına göre laikliği rastgele yorumlayan polisin, zabıtanın ve benzeri alt düzey bürokartların elinde kalmış.

Yani devlet idaresi, öyle uzaktan bakıldığı gibi kolay bir iş değil.

Askerlikten misal verelim. Eğer bölük komutanının, otoritesi zayıfsa bakarsınız, her onbaşı başlıbaşına bir komutan kesilmiş, erlerin ensesinde boza pişiriyor. Bendeniz asteğmen olarak yedek subaylığımı yaptığım zaman, ilk defa ordumuza gayrimüslim kimseler yedek subay olarak göreve getirilmiş idi. Mokda Dinar adındaki Yahudi asteğmen bana gelerek: Arif Bey ben bir türlü emrimi askerlere dinletemiyorum. Rica ederim kardeşim diyorum olmuyor, istirham ederim diyorum olmuyor. Onbaşının emrini dinliyorlar beni dinlemiyorlar...

Görüldüğü gibi ne askerlikte ne idari ve ne de mülki yönetimde, amir mevkiinde olanlar, kendilerine ait yetkileri dirayetle kullanmakta gevşeklik gösterirlerse, "devlet idaresi boşluk kabul etmediği" için, bu boşluğu önüne gelen doldurur.

Hele bir de bakan mevkiinde olanlar da "iş disiplini, takip disiplini" mevcut değilse işler büsbütün çığırından çıkar.

Tabiiki ayrıca yöneticilerin, karakter itibariyle liderlik kabiliyetine sahip bulunmaları gerekir. Bakarsınız yarı okur yazar bir köy muhtarında, liderlik kabiliyeti vardır da, mesela bir sayın profesörde bu yetenek yoktur.

Halkımız arasında, "At sahibine göre kişner" diye bir söz vardır. Bu söz boşuna söylenmemiştir.

Kimse gücenmesin, gocunmasın ama AKP iktidarında başgösteren bu başıbozuk gidişâtın, arka planında böyle bir otorite boşluğu vardır.

Kim hekim Başına gelen hekim. Kendi siyasi tücrebelerinden misaller vereyim. 1974 senesinde, Millî Selâmet Partisi-CHP koalisyonu döneminde arkadaşımız Oğuzhan Bey, içişleri bakanı idi. Ülkemizin rejim baskısından uygulamada en hassas konu olan lâiklik hususunda, Oğuzhan bey kardeşimiz, Bakanlığın en üst kademesinde görev alan, bütün yetkililere aydınlatıcı konuşmalar yaparak, uygulamada, bir orkestra şefi gibi onları koordine ettiği için, hiçbir problem çıkmamıştır.

Aynı dönemde, Adalet Bakanlığı nı deruhte eden "Şevket Kazan Bey" dahi uygulamada çıkması muhtemel isabetsiz ve nahoş icraata anında müdahale etmiş, o günlerde adeta salgın hâline gelmiş olan müstehcen neşriyata karşı medyaya rağmen başarılı sonuçlar elde etmiştir.

Başbakan Yardımcısı olarak, Prof. Dr. Necmettin Erbakan ise, zamanın Millî Eğitim Bakanı tarafından, başörtüsü yasağı koymak için yayınlanan tamimi önlemiş, bu isabetli müdahalenin etkisiyle 12 Eylül askeri müdahalesine kadar, 6 sene süreyle hiçbir kız talebenin öğrenim hakkı elinden alınmamıştır.

Ama siz, işleri tecrübeli ve ehil kimselere vermezseniz, üstelik maiyetinizdeki elemanları, politikanızın prensipleri istikametinde yeteri kadar şartlandırıp, ince ayar eğitmezseniz, her adımda bir anlaşmazlık çıkar, her işte bir mahkemelik problem husûle gelir.

Neticede, Emret Bakanım dizisindeki tuhaflıklarla başbaşa kalırsınız.

Üstelik kalkar kabahatı kanunlarda bulursunuz, nazariyatta kalarak reform üstüne reform yapınca, işler daha da çığırından çıkar, sonunda zararı, sıkıntıyı, ıstırabları, çilekeş halkımız çeker, vesselam...