Bunalım çağındayız. Bunalımlarımızı kendimiz çoğaltıyoruz.
Büyük bir kuşatma altındayız. Bu, sadece dışarıdan, emperyalizmin abanmasıyla değil, Müslümanların birbiriyle husumetlerini arttırıcı bir süreç oluşturuluyor.
Demokrasi mücadelesinde taraflar ayrıştırılırken bir ülkenin daha iyi kalkınması ve çözüm üretilmesi, birbirini tamamlayıcılıkları ile geleceğe yürünmesi bu düzlemde oldukça zor görünüyor. Emperyalizmin tohumları sonuçlarını vermiş durumda.
Oryantalizm artık Hıristiyan kültürünü temsil edenler tarafından doğrudan yürütülmüyor. Bu işi Müslümanlar kendileri yapıyor. Büyük medeniyetimizin yıkıcılığında neredeyse hemen her kesim onları temsil ediyor. Yıkım kendi içimizde yürüyor. Bir araya gelmenin, birlikte olabilmenin hemen bütün yolları tıkanıyor.
Bu süreçte emperyalizmin tuzağına düşüldüğünden hemen bütün eylemler, katliamlar ve cinayetler İslâm’a mal ediliyor. Bir yandan taraflar, kavimler ve kimi topluluklar Müslümanlıktan uzaklaştırılıyor. Bunda da başarılı olunuyor. Batı’nın Hıristiyan kültürü, ya da arkaik kültürler öne çıkarılıyor. Geçmişte Türk kavmi İslâm dışı bir hayata itildi. Kavmiyetçilik ve eski Türklere ait kültürler öne çıkarıldı. Benzer durum Kürtler üzerinde sürdürülüyor. Şu kaotik durumda Müslüman Kürtlerin özellikle İslâm dışı bir hayata itildiklerine tanık oluyoruz. Müslüman olma dışında bir hayat tercihine yönlendiriliyor.
Müslüman Kürtlerin bu kadar kısa zamanda bu kadar büyük bir evrilme geçireceği asla akıllara gelmezdi. Ne yazık ki, sadece Türkiye Kürtleri değil Irak ve hatta Suriye Kürtleri de Müslümanlıktan uzaklaştırıldı. On yıllardır bölgede süregelen savaş ve çatışmalar sonucu kan davalarının aşiret, kabile düzlemine indirilmesiyle giderek uçurumlar derinleştirilmiş bulunuyor. Kürtlerin Abede emperyalizmine sarılması ve kurtuluş umutlarını onlara bağlaması tam bir teslimiyet. Bu durum salt Kürtler için değil Türkler için de geçerli. Zaten bu daha önce Türkler ile başladı. Türklerin Batıcı düşünceye kapılmaları, kendilerini küçük görmeleri, uygarlıklarını reddedişleri ve zamanla kendi medeniyetlerine ve düşüncelerine düşman kesilmeleri asıl süreci oluşturdu. Hemen bütün kesimler âdeta İslâm’dan uzaklaşma yarışında.
Türkiye gerek siyasal ve gerekse kültürel olarak Batı düşüncesine kendisini kaptırmış, siyasiler ve yönetenler bunu hızlandırmış ve baskı oluşturmuşlardı. Belli bir zamandan beri yeniden kendi değerleriyle buluşma sürecine girildi. Hızlı bir değişim yaşandı. Giyimden kuşama, davranışlarda, ilkelerde ciddî bir asla dönüş sağlandı. Ne yazık ki Müslüman duyarlığa mensup olanların da diğer batıcıların üslubunu benimsemesi, iktidar olma uğruna başka şeylerin öncelenmesi ciddi bir sorun oluşturdu. İslâmî duyarlığa mensup kesimin de sekülerleşme süreci hızlandı. Muhafazakâr kadınların moda dergileri, genç kızların ve erkeklerin kafelerde zaman tüketmesi Müslümanların sekülerleşme hızını arttırdı. Daha önceleri hali vakti iyi olan Müslümanların çocukların imim hatip okullarına göndermeleri ve daha iyi bir nesil yetiştirme ideallerinden tamamen vaz geçildi. Müslümanlar, çocuklarını daha zengin olabilecekleri, daha çok kazanabilecekleri alanlara yöneltmesi en belirgin özelliklerinden.
Durum böyle olunca Müslümanların kendi değerlerini öncelemediler. Siyasal ve kültürel olarak diğer batıcılardan farkları kalmadı. Medeniyet düşüncesi ve ilkeleri artık terk edilmiş durumda. insanlar yazlıkları, arabaları ve saltanatları ile yarış halindedirler. Müslümanların en zayıf alanı da bu.
Hemen her adımımız emperyalizmin işini kolaylaştırıyor.