Son birkaç haftada yaşananlar, saçma sapan bir Hollywood filminden daha absürd ancak tam da emperyalizmin ruhunu ve ilkelliğini yansıtan cinsten..
3 Ocak’ta Venezuela'nın başkenti Caracas'a saldıran ABD, Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro ile eşini kaçırdıklarını duyurdu. Daha sonraki günlerde Maduro, New York’a götürüldü ve başta uyuşturucu olmak üzere çeşitli suçlamalarla apar topar mahkemeye çıkarıldı. Halen de cezaevinde tutuluyor.
Sonrasında ise Trump’tan birbiri ardına kasıntı ve kibirli açıklamalar geldi. Nobel Barış Ödülü’nden petrole, Grönland’ın kendilerine verilmesinden Çin ve Rusya’ya kadar pek çok konuda birbirinde tuhaf şeyler söyledi yine.
Bu açıklamalardan biri de, Venezuela'da 30 gün içinde seçim yapılmayacağı açıklamasıydı. "Önce ülkeyi düzeltmemiz gerekiyor.” diyen Trump, ülkenin önce "istikrara kavuşturulması gerektiğini" söyledi. Trump, NBC News'e verdiği mülakatta, Washington'un ülkedeki rolünün uzun vadeli olacağını da belirtti.
Birkaç gün önce de, tarihe geçecek bir kare gündeme geldi. Trump, ABD’li petrol şirketlerini toplayarak Venezuela petrolüne nasıl çökeceklerini istişare etti. “Petrole üşümelerini” belgeleyen bu fotoğraf, emperyalist sömürü tarihinde de önemli bir yer edindi muhakkak. Gizli saklı olmasına bile ihtiyaç duymadan, korkmadan, çekinmeden, utanmadan, başka bir ülkenin kaynaklarını nasıl yağmaladıklarının resmini tüm dünyaya geçtiler.
Trump’ın bu pervasız ve patavatsız, tam da Amerikan tarzına uyan paldır küldür tavrı, ABD’nin propaganda makinesiyle yumuşatmaya çalıştığı emperyalist yüzünün aslında ne kadar da karanlık olduğunu bu sefer olduğu gibi ortaya koydu.
Irak'ın işgalinin başlıca mimarlarından ve "terörle savaş" doktrininin önde gelen destekçilerinden olan ABD Savunma Bakanı Rumsfeld’in, 27 Şubat 2003’te El Cezire’ye verdiği röportajda ise tam tersi bir pozisyon almaya çalışıyorlardı:
El Cezire muhabiri: “Irak’a güç kullanarak girmeniz durumunda bunun ABD’nin emperyal, sömürgeci bir güç haline geldiği izlenimi yaratması sizi endişelendirir mi?”
ABD Savunma Bakanı Donald Rumsfeld: “Bazı insanların bunu söyleyeceğinden eminim ama bu doğru olamaz, zira biz sömürgeci bir güç değiliz. Hiçbir zaman sömürgeci bir güç olmadık. Birliklerimizi alıp dünyanın dört bir yanına girmiyoruz ve başkalarının gayrimenkullerini ya da kaynaklarını, petrollerini almaya çalışmıyoruz. İmparatorluk kuran Sovyetler Birliği böyle davranıyordu ama Amerika Birleşik Devletleri böyle davranmıyor!”
Irak’ta katledilen insanların ve hayatı karartılan milyonların müsebbiplerinden olan ve 2021’de bu dünyadan defolup giden Rumsfeld ve türevleri, bugünü görse ne düşüneceklerdi acaba? Put edindikleri Amerikan demokrasisinin ilkelliğini ve iğrençliğini de bir şekilde savunurlardı gerçi.
ABD’nin pek çok işgaline, darbe destekçiliğine veya bizzat darbe yapışına, ülkeleri kargaşa ve kaosa sürükleyişine tanık olduk. Bunu yaparken özgürlük, demokrasi, özgür dünya vb birçok uydurma tabirin ardına sığınarak kendince hukuki bir zemin ve meşruiyet aradı. Son yaşanan Venezuela hadisesi ise belki de bu anlamda en fütursuz ve pervasız olanı olmuş olabilir.
Bu noktada kendi adımıza şunu düşünmeliyiz: İslam alemi, batıl ideolojilere karşı alternatif bir duruş ortaya koyma iddiasını ne ara yitirdi ve ABD emperyalizminin belki de en ham halini sergileyen Trump’a destek verecek noktaya gelindi? Trump’ın, “Gazze Planı” diye ortaya koyduğu ne idüğü belirsiz şeyi çok büyük bir çözüm önerisi gibi sunması ve İslam dünyası liderlerinin de bunu desteklemesi bile bugünkü Trump pervasızlığına yakıt olmuştur maalesef.
Sonuç olarak da, emperyalizm gerçek yüzünü hiç olmadığı netlikte ve ilkellikte göstermekten çekinmez bir noktadadır.