Emperyalizm, oyununun yeni bir evresinde. Siyonizm ve emperyalizmin başlattığı Filistin’i bütünüyle işgali süreci, onlar açısından tam anlamıyla bir çıkmaza girdi. HAMAS’ın direnişi insanlığın onuru ve özgürlüğü için bir örnek olurken, beklemedikleri bir süreçte kendilerini buldular. Yahudiler tarih boyunca mazlum olma rollerini başarıyla gösterdiler. Hemen bütün alanlarda. Ne ki Filistinlilerin direnişi onların soykırımları ve vahşiliklerini, gerçek yüzünü gösterdi. Bununla yetinmeyen Siyonizm alanlarını açmak üzere Lübnan’ı hedef aldı, işgale, yıkıma ve soykırıma yeltendi. Hizbullah’ın direnişi ve karşı hamlesi onlarda büyük bir şaşkınlık oluşturdu. Gökkube diye bilinen mit yerle bir edildi. İsrail’in birçok yerleşim merkezi, üsleri vurulunca asıl şaşkınlığı yaşattı. Kayıplar verdi. Zaten sınırlı olan nüfus, Hizbullah’ın özellikle Hayfa’yı sürekli vurması ciddi tedirginlik oluşturdu. Hayfa belediye başkanı, yaptığı açıklamada, ekonomilerinin çöktüğünü, esnafın iş yapamadığını huzursuzluğun boyutlarını dile getirdi. Siyonizm bir anlamda tıkandı. Muhalefet, cenazelerin peş peşe gelmesi, halkın tedirginliği, İsrail’den kaçan Yahudilerin giderek artması sonucu Lübnan ile ateşkes yapmak zorunda kaldı.
Böyle olunca, birden Suriye’deki taşeronlar bir anda devreye girdi ve ayaklandı. Nasıl olur da bu kadar kısa sürede bu kadar donanımlı ve hazırlıklı imişler ki birden ortaya çıktılar? Bu hazırlıklar ne zaman yapıldı, hazırlıklılardı da bir anda bir komut ile devreye girdiler. İsrail zaman zaman Suriye’nin önemli merkezlerini bombalayıp duruyordu. Suriye ise karşılık veremiyordu. Yani bir üfürümlük canı kalmış Suriye’de ayaklanmayı taşeronları ile yapacaktı.
Lübnan direnişinin üstesinden tam anlamıyla gelemeyen emperyalizm, taşeronlarını devreye soktu. Yani ülkedeki muhalifler ile. Bir anlamda Türkiye’yi de ilgilendiren bu önemli sorun, İran ve Irak’ı da ilgilendiriyor. “Arap Baharı” diye tanımlanan emperyalizm dalgası sonrasında bölgede on altı yeni devletçik oluşturma planları vardı. Bu konuları uzun süredir yazıp duruyoruz. Yazılarımızın bir kısma Felaketin Eşiği Suriye kitabımızda ayrıntılı olarak yer alıyor. Yeniden bu sürece dönmek durumunda kaldık. Kaldık ama ne yazık ki dolaylı emperyalizm bağımlısı, güdümlüsü olanların takıldığı ve bir türlü kurtulamadıkları saplantıları, hâlâ yaşananlardan ibret alamadıklarını yeniden sahneye sürüyor ve yineliyorlar.
Türkiye’nin güneyinde Suriye’nin kuzeyine konuşlanmış bir Amerika var. Onların belirledikleri sınırlar bulunuyor. Türkiye’ye bu sınırlarda belli bir yere kadar fırsat veriliyor. Zaten Türkiye, özellikle şu son İsrail işgali, soykırımı konusunda yeterince bir sınav vermedi, vermiyor. Bu taşeronlar hayal dünyasında geziniyorlar. Sanki Halep, Musul, Kerkük bunlara bırakılacakmış da bu kalkışma işlerine geliyor gibi davranıyorlar.
İşin ironisi, yaşanan bu büyük dramın karşısında bir yandan ırkçılık, bir yandan mezhepçilik bir yandan da kişiler merkeze alınarak saldırıda bulunuluyor. Siz emperyalizm, Siyonizm ve Amerika, asıl tehlike budur, savaş İslam’a karşıdır diyorsunuz anında ama... Esad... İran ve Şia deniyor. Bununla yetinilmiyor, Kürtler demeyi de ihmal etmiyorlar. Bu savaş İslâm, Müslümanlar ve insanlığa karşıdır. Savaşı başlatan ve sürdüren emperyalizmdir, bu bütün halkları ilgilendirir.
Türkiye kendi bağlamında ne yapıyor? Azeri petrolü Socar şirketi kuruluşu vasıtasıyla İsrail’e akıyor, gemiler fıldır fıldır İsrail’e mühimmat, malzeme vs. taşıyor. Filistin lehine gösteri yapanları tutukluyor, BAE’de bir Yahudi’yi öldüren Özbekler Türkiye’ye sığınıyor, Türkiye onları iade ediyor. Bu iktidar zamanında kurulan Kürecik, olduğu gibi yerli yerinde duruyor. İncirlik üssüne dokunamıyor.
Diyelim ki Suriye’yi böldüler, üçe ayırdılar, bundan Türkiye’ye zırnık koklatmazlar. Amaçları oradaki farklı halkları himaye etmek, özgürleştirmek değil, amaçları Siyonizm’i rahatlatmak, İsrail rahatlatmak, direnen güçleri etkisiz kılmak, ardından asıl amacına ulaşmaktır.