İnsanlığın huzurunu bozan emperyalizm sınır tanımıyor. Bu sınır tanımazlığın başlıca nedeni güce ve despotluğa dayalı sömürme. Dünyanın neresinde olursa olsun bir şeyler oluyorsa başlıca nedeni emperyalizmin parmağının olduğu.
Venezuela’nın uzun bir süredir bağımsız ve özgür olma çabasında olmasıydı. Yeraltı kaynakları oldukça zengin. Petrolü bol olan ülkelerin başında yer alıyor. Bu doğal olarak sömürenlerin ne gözünden kaçıyor ne de onu o halkın bir başına yönetmesine izin veriyor.
Bir diğer neden de mazlum halklarla birlikte olmasıydı Maduro’nun. Yakın zamanda Gazze’ye dönük katliamda Gazzelilerin yanında yer almasıydı. Bunu sürekli olarak gündemde tuttu. Emperyalist Siyonist iş birliği bundan oldukça rahatsızdı. Gazze olayını emperyaller bir ölçüde kendi lehlerine sonuçlandırdıktan sonra sırayla onların yanında yer alanları birer birer bertaraf etmeye başladı. Suriye, Lübnan, Venezuela’da olanlar bu sürecin bir sonucu. Bir ülkenin iç işlerine müdahale ederek başkanını ortadan kaldırması, kendi ülkesine götürmesi ve yargılaması tam da bu emperyal gücün özünü oluşturur. Bununla kalınmıyor, ülkelerde darbeler, kazalar, suikastlar tam da onların yöntemi.
Bundan sonra gözü nerede diyeceksiniz ki başta İran yer almakta. İspanya’yı da zamanında tehdit etmişti. İş birliği yaptığı ülkeleri de gözdağı ile sindiriyor. Âdeta dalga geçiyor, sindirirken de. O ülkelerin liderlerini “dost”, “akıllı” diye tanımlıyor.
Dengeyi oluşturan kimi ülkelere de gerek doğrudan ya kendisi ya da komşuları ve iç kavgalar oluşturularak kargaşa oluşturuyor. Rusya-Ukrayna çekişmesi de bunun bir sonucu. AB ülkeleri ise hem bağımlı hem de kendilerini bir yerde sınırlıyorlar. Çünkü onların da büyük bölümü sömürüye dayalı sistemin geçmişten beri bir öğesi olmalarıdır. Onlar da çıkarlarını önceliyorlar.
Uganda’da yaşananları da unutmamak gerekir. Bunun gibi yakın zamanda başka ülkelerde de benzer durumların yaşanması her an için olası.
Ülkeleri baskılayarak onların kaynaklarına el koyuyorlar, halklarını kendi kaynaklarından mahrum ediyorlar. Sonra da o halkların hareket alanlarını sınırlıyorlar. Geçim derdine düşen bu halklar, çare olarak göç etme durumunda kalıyorlar. Buna da izin vermek istemiyorlar, ülkelerinde veya komşularında sefalet içinde kalmaları için baskılıyorlar.
Emperyallerin halkları ise genel anlamda kendi düzenlerine bakıyorlar. Düzenleri bozulmasın da neler olup bitiyor umursamıyorlar.
Gazze olayı insanlığın gözünü bir anlamda açtı, vicdanların uyanışına neden oldu. Bu vahşete bu kadar da sessiz kalınamazdı. Bu da emperyal güçleri rahatsız etti. Öyle olmasına karşın bu rahatsızlığı sindirmeyi sürdürdü.
Bu emperyal güç dünyayı bir yanıyla sömürürken bir yanıyla da büyük bir efor tüketiyor, sefil olan kendi halkını bile umursamıyor. Belli kesimlerin lüks içinde olması onlara yetiyor.
Mazlum toplulukların, ülkelerin birlikteliklerine izin verilmiyor. Dünyayı kendileri çekip çeviriyor veya kuklalarıyla var oluyor.
İnsanlığın vicdanı olan öncülerin susması sinmesi, halkların uyanması onları tedirgin ettiğinden onlara da asla ya fırsat verilmiyor ya da onlar da hem sindiriliyorlar hem de itibarsızlaştırıyorlar.
Ne yazık ki kimi halk ve topluluklar da emperyal güdümlü bir zihni oluşa kendilerini kaptırıyorlar. Abede emperyalizmi Saddam Hüseyin’i devirdiğinde Türkiye sokaklarında sevinç gösterilerinde bulunulmuştu. Bu nedense geçmişten gelen bir psikoloji. İngilizler Avusturya’da yerli halkı Boerlere müdahale ettiğinde Batı’ya ruhunu kaptırmış olanlar İngiltere konsoloslukları önünde onlar lehine gösterilerde bulunmuşlardı. Zihnen koşullanmış olan halkların güdülüşleri baskın ve yenilgileri özümsemiş olan zihniyetlerin yapısını oluşturuyor. Yönetenlerin de asıl sorunu budur.