Emperyalist çakal sürüden ayrılanı kapar

Abone Ol

Yüzlerce, binlerce seneden beri beraber yaşadığımız kardeşimize “git” diyemeyiz tabi. O da, normal şartlar altında “gitmez” diye düşünürüz çünkü. 1000 yıldan beri İslam yurdu olan ve ırkçılık nedir bilmeyen bu toprakta, aynı çatı altında yaşayan insanlar, vatanına bağlılık tutkalıyla birbirine yapışmıştır. Kimse bir diğerinin tavuğuna kışt demez, birbirine karşı bir üstünlüğü olduğuna inanmaz. Münferit örnekler dışında Anadolu bir “birlikte yaşam” alanıdır, bu toprağa yerleşik olan herkes için.

Birçok Batı’dan aparılma kavram gibi ırkçılık da ithaldir, bu topraklar gerçekten de bilmez bunu. Müslim-gayri Müslim bile bir arada yaşamışken yüzyıllar boyu, bu toprağın insanı ırkını bahane edip üstünlük taslamayı da bilmez. Bu kadar karışmış, birbiriyle iç içe geçmiş bir ülkede, hangi ırkın saf olduğunu söyleyebiliriz ki hem Mikro milliyetçilik yapıp safları ayırmaya kalksak bile, kimi, nasıl ayırabiliriz ki Anası Trabzonlu Türk, babası Mardinli Arap bir çocuğu hangi ırka kaydedeceğiz Batılı fitneci, 100 sene önce yarım kalan hesabını yeniden açmak için icat etmiş, yaymış ve kaşımıştır bu ırkçılık safsatasını.

Birinci Dünya veya Paylaşım Savaşı’nın 100. yılı, karmakarışık edilen Ortadoğu coğrafyasında birçok dengenin alt üst olduğu, sınırların bilmem kaçıncı kez yeniden çizildiği bir yıl olmaya doğru gidiyor. Terör bahanesiyle İslam ülkelerine karşı yürütülen sistematik işgaller ve istikrarsızlaştırma girişimleri, 11 Eylül saldırılarını gerekçe gösterilerek yapılmaya başlanmıştı. 22 İslam ülkesinin bölünüp parçalanması, sınırlarının değiştirilmesi, kaosa sürüklenmesi planları (ki Büyük Ortadoğu Projesi diyorlar buna) ABD eski Başkanı Bush tarafından açıkça “Haçlı seferi” olarak tanımlanmıştı. Bunları yeniden hatırlayalım ki, içinde bulunduğumuz halin hangi planın bir detayı olduğunu görebilelim. Haçlı Seferleri tarih kitaplarının tozlu yapraklarında kalmadı, tüm hızıyla sürüyor bugün bile.

Türkiye’nin bölgesel kaosa ve BOP merkezli İslam coğrafyasının tarumar edilmesine karşı uyanık olması gerekiyordu ta en başından. 100 yıl önce, emperyalizmin hedeflerinin tam göbeğinde yer alıyorduk çünkü ve o zamandan beri emperyalistlerin Ortadoğu coğrafyasına dair hesaplarına karşı doğal bir teyakkuzumuzun olması gerekiyor. 2001 11 Eylül’ü sonrası binbir türlü yalanla Afganistan’dan başlayan İslam coğrafyasını hallaç pamuğu gibi atma tezgahının bırakın farkına varmayı, “BOP Eşbaşkanlığını kabul” derecesinde bir benimseme gösterdik maalesef. Geçen zaman zarfında, İslam coğrafyası üzerine yağan bombalardan, yapılan işgallerden (bkz. Irak, Libya), karıştırılan ülkelerden hiç ama hiç ders almadık. Bu yeni Haçlı Seferine karşı geçmişten gelen bir uyanıklığa sahip olacağımız yerde, tam tersine Haçlı İttifakı gönüllü ortağı ve müttefiki olmayı büyük bir paye saydık. Yanlış, haliyle yanlışı doğurdu. Emperyalistlerin hesabıyla kendimize bölgesel liderlik, neo-Osmanlıcılık rolleri biçtik ve yanlış hesaplarımızla baş bala kaldık. Çevremizde ne bir adam akıllı bir komşumuz kaldı, ne de kendi coğrafyamıza müdahil olabilme gücümüz.

Obama’nın Nisan 2009’da Türkiye2ye gerçekleştirdiği ziyaretin hemen ardından, birdenbire ortaya çıkan, hiç kimselere danışılmadan hayata geçirilen “açılım”, sonradan “çözüm süreci”ne evrildi. Elbette ki, askeri darbe dönemi anlayışının, sıkıyönetim idarelerinin Güneydoğu halkını hiçe sayma, zulmetme vs gibi yanlış uygulamaları oldu. Bu günahlar, bölge insanını olumsuz etkiledi. Ancak, devlet yanlıştan dönerken, bunu bir başka yanlışa saparak telafi etmemeliydi. Yani, her etnik gruptan 40 bin ülke insanını katleden bir terör örgütünü muhatap almak, devletin giderek elini eteğini çektiği bölgede teröre bir “muzafferiyet” sağladı. Aynı zamanda, terör örgütüne bölgede adeta bir devlet yapılanmasına girme cüreti kazandırdı. Devlet, kendi vatandaşına sahip çıkmak yerine, etnik ayrışmayı körükleyen bir dil ve politikayla terör örgütünü meşrulaştırma yolunu seçti. Vatanına bağlı bölge insanı, devlet tarafından yalnız bırakıldı resmen.

Bugün yaşananlara “provokasyon” demek, terörün niteliğini çok masum görmek olur. Güya terörü bitirmeye odaklı olan, gerçekte ise BOP’un uygulayıcısı ABD’nin desteklediği ve Türkiye’nin etnik zafiyetlerini kaşıyan “çözüm süreci”nde, Türkiye’nin karşısındaki tarafın bir terör örgütü olduğunu hatırlayalım. Muhatap alınarak şımartılan bölücü bir örgütten sağduyu beklemek, “çözüm süreci” denen ABD projesinin hayrına inanmak kadar mantıklı.

Sözün özü: Vatanını seven insanlara duyurulur! Bu ülkede, bu coğrafyada hayatta kalmanın yolu bir arada olmaktır, birlikte yaşamaktır. Emperyalizm, sürüden ayrılanı kapmaya hazır beklemektedir çünkü.