Emek değer(li)dir

Abone Ol

Allah kâinatı ve insanı yarattıktan sonra, dünyada insanlıkla birlikte gelişen her alanda insanın emeği vardır. Bu anlamda emek, insanlık tarihinin birikimidir. Kâinatın en değerli varlığı insandır ve insanın ürettiği emek de değerlidir. Fakat güç ve menfaati esas alan medeniyetlerin tarihi serüveninde emek, gücün karşısında hep zayıf düşmüş, hor görülmüş, ötelenmiş ve örselenmiştir.

Tarih boyunca Firavunlar, köleci site devletleri, Roma, feodal sistem, kapitalist ve Marksist ideolojilerin meydana getirdiği iktisadi nizamlar, emeği sömürmekten geri durmamışlardır. Sistematik olarak sömürgeleştirme faaliyetleri ise batının maddi gelişim süreci ile başlar. Mevcut sistemde de artık, emeğin bir değer olarak kabul edilmeyip sömürülmesi kurumsallaşmış ve kendi anlayışına göre de meşrulaşmıştır.

Günümüz ekonomi modeli kısır döngüyle varlığını sürdürür. Üretim, tüketim, maksimum kâr ve sürekli bir büyümeyi esas alan modelde emeğin yeri maliyet girdilerinden herhangi birisidir. Maksimum kârı elde edebilmek ve rekabet koşullarına ayak uydurabilmek için maliyetin minimum seviyeye indirilmesi gerekir. Üretim içerisindeki girdilerden en kolay müdahale edilebilir ve düşürülebilir olanı ise ücretlerdir. Bu yüzden sermaye sahipleri daha fazla kazanabilme hırsı ile emeği sömürmeyi kendilerince haklı görmektedir.

Emeğin günümüzde güçsüz ve çaresiz kalmasının üç nedeni vardır; borçlanma, işsizlik ve alternatif rızık alanlarının yok edilmesi. İnsanlar israf ekonomisi içerisinde lükse ve konfora alıştırılmıştır. Bunu sağlayabilmek için de kolay borçlanmanın önü açılmıştır. Borçlanmanın verdiği harcama rahatlığı ile tüketimin yönü ve mahiyeti değişmiştir. Böylece tüketim alışkanlıkları değişen emek sahibi için, artık mevcut iş vazgeçilemez olmuştur. Bundan dolayı mevcutları kaybetme endişesi emeğin pazarlık gücünü zayıflatmaktadır.

İşsizliğin yüksek bir seviyede tutulması, işsizler üzerinden çalışan emek sahiplerinin dolaylı yoldan tehdit edilmesini doğurur. Çünkü emeği ile kazancını elde edenler için en büyük mesele işi kaybetme korkusudur. İşsizlerin fazla olduğu piyasa koşullarında çalışanlar, sahip olduklarını korumayı hak aramaya önceleyeceklerdir.

Alternatif rızık alanlarının yok edilmesi ile emek sahipleri bağımlı olarak çalışmaya zorunlu bırakılmıştır. Tarım, hayvancılık ve zanaatın bitirilmesi, kentlere yoğun göçler ve küçük işletmelerin tekelleşmeye kurbanı edilmesi ile birlikte insanların bağımsız çalışma şansı ortadan kalkmıştır.

Sermaye emek çatışması modern iktisadi nizamın bir neticesidir. Emek sermayenin kazancını haklı görmezken, sermayede emeğin hakkını yukarıda belirttiğimiz noktalarda gasp etmektedir. Fakat emek ve sermaye birbirine üstünlüğü olan kavramlar değil, birbirini tamamlayan kavramlardır, öyle olmalıdır. İş aşamasında hem sermayenin hem de emeğin muhafazası karşılıklı birer vazifedir.

Emek sahibi elinden geldiği kadar çalışarak, üretim aşamasında malı zayi etmeyerek sermayeyi korumakla mükelleftir. Aynı şekilde sermaye sahibi de, emeği hem ücret anlamında mağdur etmeyerek hem de emek sahibine güvenli bir iş ortamı sağlayarak onu korumakla mükelleftir.